Bahar Dalında Zemheri Ayazı
ey yüreğine hüznü eken
ç o c u k!
savur korkularını
kınından kasvet akan yaşama...
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
ey yüreğine hüznü eken
ç o c u k!
savur korkularını
kınından kasvet akan yaşama...
Bizim olmasını çok istediğimiz bir şeyi almak...Alabilmek… “Benim” diyebilmek. Ne aradığınızı biliyorsanız şayet, onu hep istiyorsunuz. Bulamadığınızda , onun yerine koyduğunuz başka bir şey, onun yerini ne alabiliyor ne doldurabiliyor...
Ne zaman ıslansa deniz bizi ağlardık, ne zaman feryat figan haykırsa rüzgar biz vurulurduk.Zamana direnç iki gölge.Geceye inat iki ak alın.Eylüle isyan iki dik baş.
Ne zaman üşüse bir çocuk biz titriyorduk.Yaşanacak bir ulu sevda kuşanmıştık.Yar yüzüne yüz seremeden toprağa sürülü yüzler belirdi aynada / ızdıraplara
Gelmiş geçmiş insanın işine yarayan ve derinliği olan, onu sıkıntıdan çıkarıp, istediklerine kavuşturan her ne varsa ! Eskilere takılmak, seni onlara çeken duygular ve hayatın getirdikleri..
Çocuksu hayaller, zaman geçtikçe yerini yetişkin rüyalarına bırakabiliyor. Küskünlük biriktirdiğin kim varsa önceleri önemli, sonraları üzerinde durulmayı gerektirmeyen bir hale
öyle sıradan işler yapmayacaksın...Ya madalyon almak için iyi yüzeceksin; ya da iyi yüzdüğün için madalyon alacaksın.
öyle sıradan biri olmayacaksın...
sihir, ay tozunda... avuçlayalım.... Avuçlarımızda hissedince o masmavi, parlak kum zerrelerini, sihirli bir değnek hayatlarımıza dokunacak. O zaman bir sürü ‘en’imiz olacak…
Amaç savaşçısı yuvasına azığını güvenli bir şekilde yerleştirirken benim de yüreğime ruhuma bir umut ve yaşamdaki zorluklara karşı bir güç yüklediğinin farkında mıydı acaba?
Korkuyorum! Belleğimi, kimliğimi kaybetmekten korkuyorum. Evde hergün babamı ziyaret ederken, sen kimlerdensin söyle bakayım diyen babam olmaktan korkuyorum. Hâlâ kendini lise son sınıfta zanneden annem olmaktan korkuyorum.
Bir anne hayal edin. Bebeğine bakmak için her şeyi göze almış, gece uyumamış, yememiş yedirmiş, onunla sevinmiş, onunla gülmüş, tehlikelere bir kartal gibi kol kanat germiş,onun eğitimiyle sonuna kadar ilgilenmiş, okutmuş, başarılı olmasını hayal etmiş.
Ve tam mutluluğunu göreceği zaman kaybetmiş canını..
Ne hisseder
Yalan üstüne yalan söyleyenlere çok kızarım. Fakat çok geçmeden onları hoşgörürüm sonra da unuturum. Ne de olsa bu bir karakter işi, yapı işi. Bir kere girmişse kanına çıkması zordur.
“Beni de bir yazında anlatsana. Sendeki kendimi çok merak ediyorum. Beni nasıl anlatırsın? Düşün bakalım biraz, sen mutlaka yazacak bir şeyler bulursun.”
İçleri geçmiş onların. Ruh kavramını unutmuşlar. Hayatın hiç bir anından zevk alamayan ölümün onu almasını bekleyen zavallılar!
Kar taneleri esrikliğinde dökülen notalar eriyip kanımıza karışıyor ve sonra arka sokakta soylu Tuna’yla birleşip çağlıyor.
Ehil bir insanı, başarılı olacağını düşündüğünüz ve ülkeye çok fayda sağlayacağına emin olduğunuz bir pozisyona tavsiye etmekten kaçınır mısınız?
“susalım” diyorum bu defa benim olan sesin, benim olan gerçekliğiyle…
Bazen susmak gerekirmiş…