Zebur
Halbuki üç kitap; Zeburu okumadığım için ayrı tuttum, hemen hemen her Ademoğlu için çevrilmişti Yaratanın mesajları anlaşılsın istenmişti
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
giden ama Fırtınalı bir kıskaçtadır hayat üzülürsünüz, savrulursunuz,
bitersiniz bazen kendinizi bile anlamaz olursunuz aileniz, arkadaşınız şununuz bununuz algılayamaz sizdeki sizi
işte böyle bir ağlamaklı veya çaresiz bir zamanda masum,sevimli,temiz,kendi isteyince gelen giden ama madik atmayan bir masum canlı işte bunlar gattolar yane kediler...
Tren Ulaşım vasıtalarının en estetiği, en nostaljiği.
Kendisini teknolojik yeniliklere ne kadar uydursa da bütünüyle modern zamanlara ait olamıyor. Bir yanı hep eski zamanlardan akıyor. Güzergâhı, hatları, durakları, kendisini hareket ettiren mekanizma ve taşıdığı yolcunun hâlet-i ruhiyesi sabit kaldığından mı aynı hat üzerinde aynı seyahat tekrarlanıp
Dönüşün başı başlangıcın sonu arasındayız yine.Hayatın vermiş olduğu mutlulukla mutsuzluklarıda yaratıp bünyede tahribat yaratmasını sağlarız.
Peki bu neden ki?
Neden yoruyoruz kendimizi
Bünyemizi
Modern olarak adlandırılan dönemin, kargaşa, umutsuzluk, iletişimsizlik ve güven bunalımı ile şiddetin egemen olduğu inançsızlığı yaratması, postmodernist döneminin habercisi olmuştur. Özellikle sinema, kargaşa, şiddet ve parçalanmışlığın aktarımında diğer sanatların önüne geçmiştir.
gecenin bitişini kısalaştırdık yine, sabahın oluşunu uzaktan izleyip kendimizi dolaba kapattık.nefret ettik görmekten, nefret ettik yakınlaşmaktan.uzaktan sevme çabalarıydı bunlar.
nefret edip sabaha denizden uzaklaştık
nefret edip günden uzaklaştık
haftaları sopayla kovaladık
yine de nefret edip birbirimize sarıldık.
Dün Afganistan ve Libya,
Bugün Irak,Suriye,Nijerya
Yarın Mısır,İran ve belki de Türkiye..
ABD-İsrail önderliğindeki Küresel Güç için yerin üstündekilerden daha çok
yerin altındakiler önemli olduğundan bu coğrafyalar dünya enerji rezervinin
Şimdi nostalji olarak anlattığım o günler, Türkiye'nin Tarihi, o günkü toplumun heyecanla yaşadığı günleriydi.
Tutucular, bazı yaşlıların kanaatları farklı olsa da, Türk Toplumu Atatürk'e coşkuyla bağlıydı. Tutucu ve yaşlı
toplumu, günümüze göre garip görünse de, Atatürk'ün kadına tanıdığı haklara karşı çıkıyordu. Kadına seçme,
İyice yaşlanmıştı artık. Üstelik kalbi de vardı.
\- Rabbim bize de böyle ecel nasip etsin. Yataklara düşüp çekse daha mı iyiydi?
\- O hastaneye gitmese iyiydi. Orada iyi bakmıyorlar hastalara.
\- Kolesterolü çok yüksekti. Üstelik şekeri de bir türlü düşmedi.
Çoğumuz okurken birden metnin bizi zamanda başka bir yere taşıdığını biliriz ama bunu yazarın nasıl yaptığı üzerinde pek durmayız. Üzerinde durmayız çünkü metnin gizemi hem konusunda hem de bize sonra ne olacak dedirtiyor olmasında saklı. Bu gizeme kapılır gideriz. Ne zamanki yazmaya karar veririz tam da bu anda
Ne çok tüketiyoruz. Bir kaç gündür işyerimde ve evimde biriken evrak, kağıt, broşür, dosya ve belki kitap ve kitap tarzı dokümanları tarıyorum. Rafları açtıkça arada biriktirdiklerim çıkıyor. Bir kısmı geçmişime götürüken, bir kısmı umutsuzluğumu artırıyor: İnsanlığa, geleceğe ve çevreye karşı olan umutsuzluğumu!
Bir düşünce sütlü kahve iken nasıl şarap dolu düşüncelerle dolar eğer konuşulan aşksa ;aşk karanlık bir noktanın gerçekleştirilmeye çalışılan bir yan ve çocuk gibi hüsrana uğratılan...
Suyun aktığını bilmeyen ve kıyıyı görmeyen bir insan, bulunduğu geminin devinimini anlayamazdı.
Bizler, bazı kesimler olarak, ne kadar takım tutmayı, bir görüşe sapına kadar mensup olmayı ahmakça bulsak da, belirli bir klasmana, sınıfa mensup olmak için çevredeki her etkiyi, etkileşimi, sebeplerini ve sonuçlarını objektif bir şekilde
Bir çok yazar ve şair ;susmadan konuşulmuyor çok şey der bazısı da konuşsan ne olur susmak daha iyi Özdemir Asaf ve Cemal Süreya büyük kırgınlıklar,haksız ölümler,gidişler ,gelişler...
Hayat hortumlarının başladığı andır uzaklar ve daldığımız geçmişin mavi menekşeleri...
Hıçkırıklar bu sefer ağlamaktan; hiç ona kadar kadar sayınca bitecek gibi görünmüyor, burnum akıyor ama nezleden değil hem çok şey bitmiş gibi, hem hiçbir şey olmamış gibi ; hayat iste, olum de bu puzzle in bir parçası...