"Edebiyat, yalnız olmadığımızın kanıtıdır. — C. S. Lewis"

Öykü

yazı resim

Yaşamaya çalışmak inatsa, inat da bir murat

Hayatın gerçek zenginliklerini; sağlık, huzur, aile ve güveni anlatan bu samimi hikâye, babadan kalan “Hayatta tek derdiniz para olsun” sözünün yıllar içinde kazandığı anlamı sorguluyor. 2004’te işleri bozulan anlatıcının borçlardan kaçmak için yıllarca emek verdiği işini tasfiye etmesiyle başlayan süreç, para kaygısının insan hayatındaki ağırlığını gözler önüne seriyor.

Otuz beş yıl

35 yıllık bir evliliğin içten ve dokunaklı hikâyesi… Zamanın yalnızca geçmediğini, iki insanı birlikte değiştirdiğini anlatan bu metin; gençliği, çocukları, kırgınlıkları ve sevinçleri geride bırakırken birbirinin elini bırakmamanın değerini hatırlatıyor. Çünkü gerçek sevgi, her şey güzelken değil; hayat ağırlaştığında da yan yana kalabilmek.

Âşıklar Hikâyesi

Ormanın kuşattığı, geceleri kurt ulumalarının ve baykuş seslerinin yankılandığı ücra bir kasaba… Hülya’yla pazar telaşına karışırken geçmişten kalan bir bakışın izini sürer. Kahvehane önünde buluşan yeşil gözler, sessiz taşra hayatının içinde filizlenen aşkı, özlemi ve saklı bir hikâyeyi yeniden canlandırır.

Bir bankın üzerinde…

Göle bakan eski bir bankta oturan anlatıcı, altın renkli günbatımında düşüncelere dalar. Şehrin kaosundan kaçtığı bu sığınakta, zihninde bir zamanlar yaşadığı aşkın anılarını canlandırır. Gizemli sevgilisinin öngörülemeyen ruh hallerini, fırtınalı davranışlarını ve aralarındaki derin bağı hatırlarken, geçmişin duygusal izleri günün son ışıklarıyla harmanlanır.

Vatan Sağ Olsun

Necdet: Burada asker var mı? diye sordu. Kadın anlamadı. Boş gözlerle Necdete baktı. Necdet, kendi askerlerini göstererek Asker. Bunlar bizim asker. Sizin asker nerede? dedi.
Kadın anladı. No, No diyordu. İşaretlerle burada asker olmadığını, kaçtıklarını söylemeye çalışıyordu. Birkaç asker içeriyi kolaçan etmişti. Kadın doğru söylüyordu.

Tavla Tavla Beni Tavla

Yok, yok kimseleri tavlamıyoruz. Bacanak ile tavla oynuyoruz. Seneler var elime almamışım. Bilirimde oynamam. Oynarım da yenemem... Yenilirim de kızmam... Sevmemde, her zaman satrancı tavlaya tercih ederim, ama bacanak Gel sana biraz ders vereyim. deyince, tabi kaçmak olmaz, oturduk tavlaya... Bakalım burada kim kimi tavlaya...

Kitaplar Üstüne

Kitaplar Üstüne
Hastanede yatıyorumziyaretçisi gelmedi diye kırgın, gözleri dolu pek çok hastayla birlikte. Yalnızlık endişesinden kıvranan insanlar dolu çevremde.
Ben oldukça şanslıyım. Montaigne ile söyleşmek istiyorum bazen, bazen Edisonla . Kuluçkaya nasıl yattığını dinliyorum. Acaba Konfiçyüs çayı sever miydi. Evet onunla çay içebilirim. Tolstoy,

Antika iskeleler

İnsanlar seviyesizliği anlasalar bana gerek kalmazdı.
Seviyorum seviyesiz ve alçakça yürüttüğüm hayatımı.
Ayıplasanızda yok saysanızda beni, aranızda inatsal bir anıt gibi dikileceğim.
Korkunun ecele faydası var mı yok mu? Bana ne.
Hangi mülk hangi egemenlik. İdeolojiler teröristlerden daha haindirler...

Tramvay Eleştirisi: En Azından Bir Sığır Bilinci

İstanbul tramvayında günlük yaşamdan bir kesit: Bencillik, saygısızlık ve toplumsal duyarsızlığın farklı yüzleri. Kapı önünde bekleyenler, yaşlılara yer vermeyenler, engelli bireyleri görmezden gelenler... Özenle giyinen ama ruhu körleşmiş insanların ironik portreleri. Toplumsal yaşamda kaybolmuş nezaketin ve empatinin acı bir eleştirisi.

Başa Dön