"Okumayı sevenin her yerde bir evi vardır. — Hazel Rochman"

Öykü

Âşıklar Hikâyesi

Ormanın kuşattığı, geceleri kurt ulumalarının ve baykuş seslerinin yankılandığı ücra bir kasaba… Hülya’yla pazar telaşına karışırken geçmişten kalan bir bakışın izini sürer. Kahvehane önünde buluşan yeşil gözler, sessiz taşra hayatının içinde filizlenen aşkı, özlemi ve saklı bir hikâyeyi yeniden canlandırır.

yazı resim

Kimsin Sen

Ekranın ardına saklanarak dünyadan kaçan ünlü bir yazar, lüks rezidansındaki kirli ve çürümüş sabaha uyanır. Dışarıda bilgece gülümseyen yüzüyle içeride titreyen, parçalanmış benliği arasındaki uçurum büyür. Güneş, gecenin siperlerini yıkarken onu kendi karanlığıyla yüzleşmeye zorlar.

Küçücük Hikâyeler - 2

-Gogol'un öldüğü günden tam yüz sene önce doğmuşum.Bu cevap biraz ukalacaydı ama o sorunun sahibi de bunu hak etmişti. Soruların hazır cevapları bekleneceği yerde soranın da araştırması gerekmez miydi? İ

Bayandan Az Kullanılmış

Gazete de böyle bir ilan gördünüz mü, ne yaparsınız? Apışıp kalırsınız, hatta apışıp kalmak da kesmez sizi, hayretleriniz bile şaşar da, fena mena olursunuz... Tabi böyle bir ilanı da hiç bir gazete basmaz, basmak istemez, direk erkeklerin kişilik haklarına saldırı olduğu için. Lakin bizim yan komşumuz Afitap Abla,

Vatan Sağ Olsun

Necdet: Burada asker var mı? diye sordu. Kadın anlamadı. Boş gözlerle Necdete baktı. Necdet, kendi askerlerini göstererek Asker. Bunlar bizim asker. Sizin asker nerede? dedi.
Kadın anladı. No, No diyordu. İşaretlerle burada asker olmadığını, kaçtıklarını söylemeye çalışıyordu. Birkaç asker içeriyi kolaçan etmişti. Kadın doğru söylüyordu.

Tavla Tavla Beni Tavla

Yok, yok kimseleri tavlamıyoruz. Bacanak ile tavla oynuyoruz. Seneler var elime almamışım. Bilirimde oynamam. Oynarım da yenemem... Yenilirim de kızmam... Sevmemde, her zaman satrancı tavlaya tercih ederim, ama bacanak Gel sana biraz ders vereyim. deyince, tabi kaçmak olmaz, oturduk tavlaya... Bakalım burada kim kimi tavlaya...

Prostat

Mola verinceye kadar dayanabilir miydi? Ağrı giderek artıyordu, daha fazla bekleyemeyeceğini anlayınca yerinden kalkıp şoförün yanına gitti.

Tramvay Eleştirisi: En Azından Bir Sığır Bilinci

İstanbul tramvayında günlük yaşamdan bir kesit: Bencillik, saygısızlık ve toplumsal duyarsızlığın farklı yüzleri. Kapı önünde bekleyenler, yaşlılara yer vermeyenler, engelli bireyleri görmezden gelenler... Özenle giyinen ama ruhu körleşmiş insanların ironik portreleri. Toplumsal yaşamda kaybolmuş nezaketin ve empatinin acı bir eleştirisi.

Başa Dön