HAYATTA KALMA DÜRTÜSÜ
Köyde akşam oluyordu, bir cırcır böceği otların arasında bir yerde aşkla, her şeyi perişan etmek istercesine ötüyordu, Zeynep dereden geçti. Yakında birkaç köpek havlıyordu.
Zeynep kasabadan az önce gelmişti, köye çıkan minibüsle. Sakin ve duru gökyüzünde parlayan yıldızlara baktı bir an. Mutluydu, terzide bir elbise diktirmişti, ferahlık veren esintiyle saçları uçuştu, derin bir nefes aldı, evin kapısında duran kediyi eline alıp okşadı. Onu yere koydu ve kıçına bir şaplak attı, kedi kaçtı. Genç kız içeri girecekti, içerden tartışma sesi duydu, annesiyle babası tartışıyordu.
Salona geçti. Babası sigara içip televizyona bakıyor, -çay içiyordu, birkaç gün önce zombiye dönüşmüş gibiydi. Annenin de ondan aşağı kalır yanı yoktu, kocasının yan tarafında, yerde minderde oturmuş gömleğin eksik düğmelerini yerine koyup dikiyordu.
Kadın kızıyla kısa bir sohbete başladı.
Çayını doldurayım mı baba dedi.
Adam zombi gibi başını salladı.
Genç kız babasının çay bardağına alıp çay oldurup getirdi mutfaktan ve odasına geçti.
Kadın kocasına göz kırptı ve kızın odasına doğru yol aldı. Adam kısa bir süre sonra sigara yaktı ve ayaklandı. Çok huzursuzdu, salonda bir o tarafa bir bu tarafa gidiyordu arkasında bağlamıştı ellerini, arada sigarayı çekiyordu içine ve bir elinde tespih vardı. Çok süre geçmemişti. Belki on, on beş dakika, avı bir çığlık sesi yükseldi. Sanki aslan bir yerini, kolunu ya da bacağını kapmış, atardamar patlamıştı, bacaktaki ya da başka yerdeki atar damar patlaması korkunç bir acı verir insana. Ayak kopmuş gibi acı bir his.
(Genç kızı eski sevgisi yaşadığı sitede pusuda bekledi ve kızı bir bacağından vurdu, video kamera her şeyi çekti. Genç kız ayağım kotu diye haykırmaya başladı ve hastanede öldü. Genç adam kız ölmesin, acı çeksin diye onu ayağından vurdu, uzaklaştırma kararı aldırdı diye kız.)
Gürültülü ağlama sesi.
Adam kızının odasına varan karanlık koridorda ilerledi ve odanın önüne geldi, can sıkan ağlama sesi netti. Pırıl pırıl bir gökyüzü gibi ve çok yıkıcıydı. İnsanın içine geçen ve gerçeği, insanı eriten türden. Ağlama sesinin arasında sarf ettiği sözcükler, isyan, yakınma şikayet, çocukla söylemler.
Adam evin bir odasını ikiye bölmüştü, kızı ergenliğe girince. Kızının rahat hissetmesi için. Kızı kendine ait odası olacağı için ne kadar çok sevinmişti. Adama yardım etmişti kızı, çırak olmuştu, keserle döşemeleri çakmıştı, çok şakalaşmışlardı gülmüşlerdi çok neşeliydiler, babasına çay yapmıştı, yemek vermişti ve bu odadan gelin olarak çıkacaktı günün birinde, cenaze gibi karanlık bir hüzünle değil. Ki görünen o ki cenaze gibi çıkacaktı bu odadan günün birinde.
Bu ağlayan kız o odaya ait değil sanki, bu isyan eden, ruhu ve kalbi paramparça olan başka bir şey, varlık sanki.
Kız hiç öğle sarsıcı biçimde ağlamamıştı.
Gürültülü ağlama sesi. Adam koridorda ilerledi ve odanın önüne geldi, kızı ergenliğe girince evin bir odasını ikiye bölmüştü. Oda önünde biri ileri bir geri giderken sigara içiyordu, arada tespihi çekiyor ve onu bileğine çekiyor, sigaraya asılıyor, geriliyor da geriliyor ve morali gittikçe bozuluyor, adeta hayatının en büyük kahroluşunu yaşıyordu.
Durdu, kapıya sırtını yaslandı ve içerideki konuşmalara kulak kabarttı. Adamın içinde albatros gibi bir acı yükseldi. Bir sis denizinde kayboldu, içerden gelen hiçbir sesi duymaz oldu, kızıyla ilgili hatıralar dönüyordu kafasının içinde, bir sürü hatıra içinde gezindi.
Kadının dışarı çıkacağını anlayınca kapının önünden çekildi. Kadın çıkınca kolundan tuttu.
İnfaz görevlisi gibi, bir mahkumu tutar gibi sertçe.
Kadın korktu, sanki onu bir hayalet tutmuştu.
“Benim ben korkma” dedi, adam.
“Bırak kolumu be canımı acıttın!”
İçeri, salona geçtiler.
Adam dedi ki: “kireç gibi beyazladın. Şeytan görmüş gibisin?”
“Zor mor ama zamanla kabullenecek. Başka çare yok.”
Adam başını salladı, sigaradan bir nefes çekti.
Kadın: “Bu anlaşmayı hukuki boyutta geçirmemiz lazım. Sonra biz caydık, verin malları derseler? İşte o zaman şeytan görmüşten beter oluruz!”
“Hiç akıl etmemiştim. Çok iyi dedin. Ama hata yapıyoruz gibime geliyor.”
“Bu işi ben değil; sen başlattın bok herif! Devamını ben getireceğim ki sonumuz ailecek uçurum olmasın.”
“Kız kendine bir şey yaparsa?”
“Yapmaz.”
“Biz yine de dikkat edelim.”
Yarım saat geçmişti. İkisinin de canı sıkılmıştı ikisi daha da bir zombi olmuştu, üçüncü evre kanser gibi. Daha da perişandılar zihnen, kalben ruhen ama sanki bu can sıkıcı şey cerayan etmemiş gibi davranmak istiyorlardı.
Kadın gömleğe düğme dikme işini bitirmiş tespih çekiyor, adam ise televizyonda bir siyasi programı takip ediyordu, kadının da gözü televizyondaydı ama öylesine, önünde bakıyor, aslında kızının gençliğine, geçmişine, dediklerine, parlak, güzel günlerdeki hallerine.
Televizyondaki siyasi program da zombileşmişti, konuklar, muhalefet partisi savunucuları, iktidar partisi savunucu gazeteciler bambaşka zombiydi. Hepsi el ele vermiş ülkeyi batırmak için çabalıyordu, ve içerde küçük kızları ağlıyordu, ağlama sesi evin duvarlarına çarpa çarpa ulaşıyordu kulaklarına arada boğuk geliyordu ses, arada çok berrak, arada sisler içinde.. mırıldanmalar, kızgınlıkla söylenmeler… sesinin tonunda çocukça cıvıltılar…
Ve iki zombi odada, diğerleri tv ekranları içinde ve diğerleri kitleler derin uyuşuk uykularında…tv deki zombileri izliyordu,
Herkes birilerini onaylıyor ya da alkışlıyordu.
Herkes zombi olmuş, zombi olmayan kim kaldı ki. Ben zombi değilim, ısırılmadım diyenler de çok ama onlar ısırılmışlar bir yerlerinden farkında değiller.
Zombiler çok sessizdi, odada çıt yoktu. Nihilist bir heykel gibiydi her şey, salondaki eski eşyalar, yeşil duvarlar. Duvar saati, yerdeki eski kilimler, iki divan, er şey zombi gibiydi.
İçerde kızları ağlıyordu, televizyo0na çıkan birileri taşaklarını ovuşturuyordu reklam aralarında.
Karı koca…
Kadın kızının odasına girip çıktıktan sonra pert olmuş araçlar gibiydiler, zombiliğin manifestosunu, kısa vurucu mantığını yazacak kadar içine batmışlardı işin.
Kara, çökük ve ağzı kanlı zombiye dönüşmeleri esas bu noktada başlamıştı. Yangın gibi saçılmıştı ateş her yerlerine.
Televizyonun sesinin kısık olduğunu ikisi de fark etmemişti. Öylece zombi gibi ruhsuz duygusuz robot gibi taş gibi bakıyorlardı ekrandaki görüntülere. Adam kadının içeri de kızla konuşmaya gidince… tv’nin sesini kısmıştı.
Elleri kolları ayakları görev bilincini yitirmişti sanki, ölmüş gibiydiler, hareket ediyorsa da gözleri, uzuvları robot refleksindendi.
Evin önünde motosiklet durdu, genç adam köydeki en sevdiği adamla, can dostuyla kasabadan gelmişti, eski motosiklet tır tır ederek usul ısul ses çıkarırken gençler muhabbetini son kısmını tamamlamaya çalışırken, atmosferden ve kardeşlikten kopamamazlık başlar ve birer sigara daha yakarlar, hava güzeldi ve kafadarlar muhabbeti bir türlü kesemiyor, gerekli gereksiz bir sürü laf, saçmalama, gülüşme ve şakalaşmayla savruluyorlardı gecede.
Motosiklet sahibi genç adam ve diğeri hep parasal sıkıntılar çekmişti, başka türlü hırpalanmamlar da yaşayıp durmuştu, çok sevmişti; ama sevilmemişti, kızlar ona göre cebinde ne kadar paran varsa o kadar sevilirsin. Bu sorun değildi, yeter ki gerçek dostlardan hainlik görmesindi. Aralarındaki konu bu patikalardan geçiyordu.
Yolcu çok umutluydu, diğeri umutlarını kaybetmiş gibi kızlara küfür ediyordu, öteki ona moral umut aşılamaya çalışıyordu ama onun da çıkar yolları aşınmış ya da tükenmiş gibiydi, onun hayatı eski kırmızı motosiklet gibiydi, onun hayatı yarım kalmış bir aşk hikayesi gibiydi. Eskidir motor; ama yolda bırakmaz, önemli olan sağlamlığı, dayanıklılığı, devam edebilmesidir, her türlü yolda ve hava şartında gidebilir, sürdürülebilir olmasıdır, genç adam bu ayarda biriydi, hayatta yükselme arzusu (belki de arızası saplantısı) çok güçlüydü, tanıdığı herkes madde kullanırken o kullanmazdı, içmezdi, tutkuluydu içindeki sarnıç, o tipteydi göz rengi, sarı saçlar enseden uzun, açık mavi gözleri iridir ve hep sevecen bakar, kirli sakallı. İçinde eksikliğini hissettiği şeylerin acısı da çok birikmişti, o acı onu dibe çekiyordu, paçadan ısıran bir erkek aslan gibi.
Genç adam eve girdi, kız kardeşinin ağladığını duydu, babasına göz kırptı, babası ona boş ve üzgün gözlerle baktı. Genç adam annesine çevirdi bakışlarını. Annesi birkaç dakika önce 3 kilo mermer yemiş gibi duruyordu minderde, ona gözüyle odayı işaret etti. ‘Git bir şeyler de.
O cehennemin gücünü azaltacak sihirli bir şeyler vardır belki sende.’
Çakır keyif genç adam sigara yaktı ve kız kardeşinin odasının önüne geldi, bir süre bu ağlayışın tonlamalarına kulak kesildi. Zihnini topladı ve kapıyı çaldı.
“Canım kardeşim benim!” dedi, konuşabilir miyiz, içeri gelmeme ne dersin?”
Yanıt gelmedi. Genç adam içeri girdi usulca. Kız kardeşinin yanına oturdu yatakta. Kız kardeşi bağdaş kurmuş biçimde oturuyordu yatağın başında. Abisi sigaradan bir duman çekip ona çevirdi bakışlarını. Genç kız sustu bir an ve ona baktı, bakışları buluştu. Genç kız tarihin ilk şeytanıyla kapışmış ya da kapışacak gibi, yıkık, dökük, dağınık, ezik, ya da ruhu parça parça edilmiş sanki vahşi metafizik varlık tarafından. Bakan o değildi sanki. Bambaşka bir şeydi, korkunç bir şey bakıyordu o tatlı narin gözlerinden, ilk kez onun bakışlarını böyle deli görmüştü. Sanki abisini öldürecek gibi bakıyordu.
“Gavat ve beceriksiz babam ve aç orospu annemin işleri! Ne yapacaksın. Ah kardeşim. Ah güzel kardeşim!”
Sustu.
“Ama onların da bir bildiği var. Zararına olacak bir şey asla kabul etmezler bilirsin. Şimdi sana canavarca ve korkunç gelen şey ileriki yaşlarında sana öyle görünmeyecek. İlk duyduğumda deli oldum. Bilirsin. Bazen aileden bir kahraman çıkar. Sen osun bence. Bana izah ettiler ve hak verdim. Bu sayede, yani senin fedakarlığı sayesinde
Hayatta bir yere geleceğiz. Aksi halde kim bakar bizim yüzümüze. Sürünüp dururuz ailecek. Babamın beş kuruşu kalmadı. Annemin köpek gibi çalıştığını biliyorsun. Çekmediği kalmadı. Canını sıkma. Pis moruk ölür gider. Bir ayağı çukurda zaten. Bence iyi düşün. Kabul etmezsen giderim şikayet ederim bizimkileri. Devlet seni koruma altına alır. Ve bize verdikleri her şeyi geri veririz. Dımdızlak kalırız tabi. (güldü) Acı çekmeye devam ederiz. Bizimkiler mahkemeye çıkarılır. Ceza alırlar tabi. Aile diye bir şey kalmaz ortada. Bence sen bu şeyle baş edebilecek kapasitedesin. Güçlüsün. İçindeki kız, evet onu çok seviyorum, o kızı içinde sır gibi tutman gerek. Saklayacaksın kendini. Onu asla serbest bırakmayacaksın. O çılgın bir at gibi özgür olmak isteyecek. Sen o zaman ailen için neler başardığını, aileye ne kattığını düşüneceksin. Ve pis moruk geberecek. İşte o zaman o sırlar içinde ölü gibi bekleyen kızı, içindeki gerçek seni açığa çıkaracaksın. Yani yapabildiğin kadar rol yapacaksın içine sinmezse, moruğu sevmeyi başaramazsan. Ama bak onlara iyi davranacaksın. Şeytan değildir onlar. İnsan. Bizim gibi. Yani katlanacaksın. Ayıya dayı diyeceksin köprüyü geçene kadar. Eh, sen razı gelmezsen gelmezsin canım. Gider konuşurum babamla. Aldıklarını geri verirler, mesele kapanır. Bayram yerine dönen evimizde hiç iç açıcı hava olmaz o zaman. Sürünüp gideriz hayatta. Tabi götün biriyle kaçıp gidersin evden belki. Bu mesele aramızda buz dağları ördüğünden ya da geçim sıkıntısından. Sonra o göt seni dövmeye başlar. Aşk kısa sürer. Bir de bakmışsın birkaç çocukla tek kalmışsın eski bir evde, kirada. Kocan madde bağımlısı olmuş. İşte o zaman kaçırdığın fırsata çok ağlarsın. Mankafalık etmene. Kim verir bize bu kadar mal. Kimse vermez. Mal her şey değildir; ama bütün dertlerimizi geride bırakma fırsatı varken neden değerlendirmeyeceksin ki? Düşün taşın karar ver. Bizimkilerin paraları yok. Seni üniversiteyi kazansan bile okutmayacakları besbelli. Kasabada bir sıradan lanet bir iş yapacaksın belki. Sıradan mal adamın biriyle evleneceksin. Belki kasap çırağı. Okulda hademe. Birkaç çocuk. Ahmak bir hayat. Böyle mi mutlu olacaksın. Biz sürüneceğiz. Annen baban sürünecek. Beni geç, basar giderim iş bulurum büyük şehirde. Peki bizimkiler? Kardeşlerimiz ne olacak. İki ablan, ikiz erkek kardeşler… İkizlerin okuması lazım. Lanetlik yoksulluk miras gibi sürsün mi evimizde. Babamın aklı var. Şansı yok. Şansı var; aklı yok. İşleri hep ters gitti. Ama bu kez sayende bir şans yakaladık. İnsan cephede vatan için şehit olup ölmez mi seve seve. Bu iş de böyle bence. Söz konusu kişi ben olsaydım ailem için canımı esirgemezdim. Parasız pulsuz işsiz yaşayacağıma sizin kurtuluşunuz için ölürdüm, ölümün kucağına atlardım iyiliğiniz çıkacaksa. Kalbin paramparça biliyorum. İnsanı hayatta tutan kalbi değildir. Kalpte boş, saçma çok şey olur. İnsanı ayakta tutan çelik irade ve çelik bir zihindir. Bu çelik zihinle bütün koşullara ayak uyduracaksın. Evet, kendini bildin bileli bir imaj aşağı yukarı oluşur içinde. Ona bakmaktan hoşlandığın biri. Kumral. Uzun. Çekici bir genç adamla evlenmek düşüncesi. Tv dizilerindeki genç adamlar gibi.
Ve karşına bir buruşuk suratlı, köhne, bitik moruk çıktı. İnsan iğrenir tabi. Kusmak istersin belki. Onu öldürmek istersin belki; ama bu bir insan. Canı kanı akıyor. O da gençti bir zamanlar. Onun da sevilecek yönleri vardır. Bu işten kurtuluşun vardır. Zihnini öyle bir yere koy ki… evet.. kaderin o olur güzel kardeşim. Kaderi zihnin belirler. Başa çıkmanın yolu zihninin çelik olmasına bağlıdır. Pes etme sakin. Pes ediyorsan bizim için başardıklarını hayal edeceksin. Kalp kof boş tonla şeyle doludur ve insan bunlarla ömür geçirir. Sevdiğin müzik. Sevdiğin film. Sevdiğin kişiler. Hayat görüşü. Hepsi kof şeyler. Belirleyici olan hayatta kalma gücün, dürtün. En zor koşulda hayatta kalmasını beceren bir zihnin varsa. Düşünüyorsan tamam. Sen mükemmel bir şeye sahipsin. Şeytanlarla bir arada olmayacaksın. Her gün mahvetmeyecekler seni. Bir yaşlı adamcağız var. Ya. O korkunç değildir. Üstüne çıkarsa gözlerini kapat rol yap işine gelmiyorsa.”
Güldü.
“Zaten bir hal beceremez belki. Yapsa da kısa sürer. Adamın gönlünü hoş tutsan yeter. Yaşlılar böyledir.”
Sessizlik.
“Saçmalıyor orospu çocuğu sözü geçiyorsa içinden; sonuna kadar hak veririm sana güzel kardeşim.”
Onun saçlarını okşadı bir eliyle.
Sessizlik.
Bir süredir genç kız ağlamıyordu, onun dediklerine vermişti ruhunu.









