2, 11 Metrelik Kadın: Melek
Melek, az önce araçta sohbet ettiği arkadaşı zifiri karanlıkta yolun kenarında bırakmıştı, tartışmışlardı, ikisi de çok içmişti. Nimet araçla gözden kaybolunca ıssız karanlıkta Nimet şaşkın ve alt üst olmuş ruh haliyle sigara yakıp bir araç gelmesini beklemeye başladı, şehirler arası yoldu. Siniri geçmemişti: ama açık hava, yıldızlar ve gökyüzündeki ay, yaz esintisi onu çarçabuk sakinleştirdi, hayattan tat almasını bilirdi, çılgınca bir iyilik hissetti kalbinde, nefes alabildiğine şükretti, bu anı yaşayabildiğine.
Gün görmüş yani feleğin çemberinden geçmiş insanlar böyledir. İyi hissetmesini çarçabuk becerirler durum ne olursa olsun.
Tır şoförü, yolun kenarında duran beyaz mini etekli, derin dekolteli dev gibi kadını görünce yavaşladı, bu moruk kendini bildi bileli kadınlara açlığı bir türlü bitmemişti. Öte yandan birkaç saat önce meyhanedeydi; etli butlu, ve bebek suratlı 2, 11 metrelik kadını çok çirkin ve sıska bir adamın masasında görmüştü, onunla konuşmayı çok istemişti; ama konsomatris bekleyen başka masalara
gitmeliydi ve yaşlı adam sırasını beklemeliydi. Garsonla girdiği kısa sohbette o kadının medyum yeteneklerine sahip olduğunu öğrenmiş, bu işi sıkı, sağlam yaptığını duyunca kafasında olan bazı şeyleri ona anlatabileceğini düşünmüştü, hemen onu görmek istemiş, ısrar etmişti, “yolum var, gelsin, gitmem lazım, parasını fazlasıyla veririm.” Gelen yanıt şu oldu: “Ya sabırla beklesin ya da yarın gelsin, olmadı; kaderin tasarladığı tarihte” diye haber yollamıştı konsomatris kadın, oysa yaşlı adam kısa bir süreliğine buradaydı, duyduklarından çok etkilenmişti, garson konsomatrisin yeteneğini çok övmüştü. Küçük çocuk gibi heyecanlanmış ve sabırsızlık içindeydi. Oysa biraz güzel bir yemek yiyip eğlenen insanları kadınları seyredip kendini düzgün bir insan gibi hissedip yoluna devam edecekti. Ama dev kadını görünce her şey değişmişti. Onunla yüz yüze gelip gözlerinin içine bakmayı çok arzulamıştı. Normalde amacı kafa dağıtmak, yemek yemekti. Atmosfer değişimi ona çok iyi gelirdi. Müzikli, insan şakırdamalarının olduğu böyle yerlerde iyi hissederdi. Yalnızlığından kurtulurdu kısa bir süre olsa da.
Konsomatris yanına gelmeyince çok üzülmüştü; adeta yıkılmıştı, iştahı kaçtı, yemek yiyemedi, isteyecek hali kalmamıştı, ağlayacak kadar üzgündü, biraz çerez yedi, biraz etrafı izleyip kendini, yaşamını unutunca çay içip kalktı masadan.
Kafası çok bozulmuştu, içmeyi düşündü,
İçki içecekti, içip “kadın neden masama gelmedi!” diye sapıtıp olay çıkarmaktan korkmuş, çay içmişti.
Park halindeki tırının yanına geldi. Simsiyahtı her şey. Gökyüzündeki inci taneleri gibi parlak yıldızlar ve ay hariç, uzakta meyhanenin neon ışıkları, usul usul yayılan bir kadın şarkıcının üzgün şarkısı duyuluyordu. Bir ağustos böceği mağrur biçimde ötüyordu. Canı sıkılarak tırın kapısını açtı ve yeni bir sigara yaktı. Bir dua okudu içinden. Kontak Anahtarını çevirdi. Radyoyu açtı. Yalnızlığın acısını hissetti. Yaşamaktan bıkkındı. Konuşmayı çok arzuladığı kadını düşündü. Aniden ağlamaya başladı.
Düşüncelere daldı. Yarım saat uyuyayım diye düşündü, üstüne bir yorgunluk çökmüştü. Sonra aniden uyandı, kendini bütün yorgunluğunu ve bıkkınlığını attığını hissetti.
İki saat geçmişti. Geç kalmıştı. Ama şafağın sökmesi epey sürerdi. Vakti vardı, plastik şişeden su içti, tırdan indi, yüzünü yıkardı, çişini yaptı ileriye, tıra binmeden sigara yaktı, harika hissediyordu. Tırı hareket ettirdi.
Epey bir süre sonra yolun kenarından bekleyen, durması için el kol işaretleri yapan konsomatris kadını görünce gözlerine inanamadı, hayal gördüğünü, bunun az sonra yok olacağını düşündü. Ama hayal kaybolmuyordu, tırı kadının yanında durdurdu.
Melek, dostu olan kadınla bir dal sigara istemiş ve bundan kavga patlak vermişti.
“Bu üçüncü oluyor!” diye terslemişti Nimet.
“Bir yerine mi battı canım? Özel bölgene battı sanki?” Güldü.
Öfkeli öfkeli süzdü onu: “Kendi sigaranı kendin al! Paran var! Aç köpeğin teki değilsin ki!”
“Seninki hoşuma gitti. İstedim. Neden parladın bana!? Beni kırdığına değdi mi?” Ağlayacak gibiydi.
“Hep aynısını yapıyorsun çünkü. Sorun sigara vermem değil. Ama vermek ters geliyor. Sonra tam sigara yakacağım. Bakıyorum paket bitmiş. Diyorum sonra o istemeseydi şimdi sigara yakıyor olurdum. Bak güzelim. Başkasının diş fırçası kullanılmazsa sigarası da bence bunun gibi bir şey. O at kafan almıyor herhalde.
Senin sigaranın kokusu, sen yakınca büyülü geliyor burnuma… ve içimi hoşuma gittiği için isterim. Eleştiri ötesi bombok söylemini daha önce dile getirseydin sana bir karton sigara alırdım. Çok uzatma da ver bir dal sigara ve bu gereksiz tartışmayı unutalım canımın içi.”
O taş kafan neden almıyor acaba? İzah ettim ne diye ısrar ediyorsun. Defol çık git arabamdan! Pis sarhoş! Yarın kafan ayılınca ararsın beni.”
not:
küçük kısmını koydum, sonra hepsini koyacağım....
not 2: öykü görseli çok salakça...hata verdi. kedi köpek şeysi otomatik çıktı...uygun fotoğraf koyamadım...










