Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup,
20 “Dedim ya hatıra. Sana hiç hediye almayan çok sevdiğin biri sana bir kucak dolusu renk renk çiçek verirse öyle. Koklar. Kururlar, kurusun da saklarsın. Onu hatırladığında açıp sakladığın kurumuş çiçeklere bakıp hasret giderirsin kayıplara karışan dostunla.” “Annem yeni aldı bunu. Ama seni kırmamak için vereceğim, etek eskiyince. Ama bunu başkasına söylemek yok.” “Anlaştık” dedi sevinçle. “Seni kucaklayabilir miyim?” “Olmaz.” Zeynep kalktı, gidiyordu, giderken eğilip onu arkasından kucakladı yıldırım hızıyla. Ufak çocuğun başını okşar gibi okşadı başı. Yusuf, bunu hiç beklemiyordu, güldü mutlulukla. Şakacı biçimde şöyle dedi: “En kısa zamanda sana kırmızı sutyenimi ve külotumu getireceğim.” Yusuf gülüyordu çocuk gibi. Onur duydu. Muazzam sevindi. Ses etmedi. Ama arkasından bağırdı: “İçim gitti. Umarım verirsin. Umarım hayatta güzel şeyler yaşarsın!” Zeynep, başını çevirip şöyle dedi: “Kanada’ya gidersen bana mektup yollarsın; değil mi? Param yoksa isterim; yollar mısın?” “E herhalde.” En başından beri Zeynep böyle bir yakınlık arzulamıştı. Kalbi titremişti.
Onu ilk kez bir kurbağa gibi değil; erkek olarak algılamıştı. Ölçülü bir dostluk, çekici ve güzel olduğunun samimi olarak belirtilmesi, romantik bir ayarla ama. Son anda onu dağıtmak şok etmek için kırmızı sutyen ve külot esprisini atmıştı ortaya. Kırmızı iç çamaşırı yok ki! Onun mutluluktan çarpıldığını, kalbinin zınk ettiğini yüzünde fark etmiş, onu böyle ezip büyülemekten delice, çocukça haz duymuştu. Abi gibi görünen, namuslu ve ona sıklıkla çocuk muamelesi yapan 18 yaşına çok yaklaşan genç adam üstünde ilk kez ezici bir üstünlük kurmak onu gururlandırmıştı. Eşitlenmişti sanki bugün bilinç seviyeleri, yaşları. Onun yüreğini ve dürtülerini delice harekete geçirebildiğini gözlerinde, titreyen ses tonunda fark etmek büyük bir haz vermişti ona.
İlk kez fiziksel temas kurmuşlardı ve kontrol Zeynep’teydi, oynamıştı onla. Seni kucaklayabilir miyim demesi çok hoştu, onun insan olduğunu ilk kez böyle hissetmiş, gerçek bir bağlantı ilk kez kurmuşlardı. Zeynep, eve varan toprak yolda ilerledi, onu ilk karşılayan erkek çoban köpeğiydi, başta havladı; ama konuğu tanıyınca kuyruk sallayıp neşeyle yaklaştı. Çok büyüktü salık köpek. Kafası simsiyahtı, yabancı biri karanlık çöktüğünde onunla burada karşılaşsa korkudan ölürdü. Evin önü büyük incir ağaçlarıyla doluydu. Tek katlı eski evin uzak sağ tarafında çitlerle çevrilmiş alanda altı yavru inek otluyordu, beş tane de buzağı vardı. Pasaklı sarı kedi güneş alan yerde, evin terasına çıkan merdivenlerinde uyuyordu. Zeynep havada şakır şakır ya da çat çat çat sesi çıkararak oynayan iki beyaz güvercini görünce içi açıldı. Zeynep Elif’e seslendi. Yanıt gelmedi, mutfağın penceresi açık, tül ve perde açılmıştı biraz. Yine seslendi, yanıt yoktu, evin arkasına doğru gitti. Kuş kümesinin yanında olmalıydı.
