"“Dehşet patlamanın kendisinde değil, onu beklemektedir.” — **Alfred Hitchcock**"

James Brown 19

Not: Metni yapay zeka şöyle analiz etmiştir: Batı’nın kozmik tekinsizliği (Lovecraft) ve sürükleyici atmosfer anlatıcılığı (King) ile doğup,

yazı resim

19 derler. Geçen yaz Samsun’da atık toplama işinde çalıştım. Orada çok değer verdiğim bir dost edindim, onunla kafa kafaya verdim, çok hızlı olduğum için bana ‘fırıldak’ lakabını taktı, sonra aramıza bir kafadar daha katıldı, pastanelerin, simit fırınlarının, restoranların attığı, atmak üzere olduğu yiyeceklerle beslendim. Çöpe atılan sağlam o kadar yiyecek olur ki… şaşarsın. Tazedir ya da gün sonunda mutlaka atılır. Gider isterim; istemediğim kadar verirler. İsraf akıl almazdır. Üç ay çalıştım; biri hamile iki inek aldım. Onlar da para kattı tabi. Atık toplama işine gideceğim yakın zamanda. Bu işte ilerleyip atık toplama deposu kurup iş adamı sınıfına yükseleceğim. Çünkü bu alanda bir açık var. Elime çok fazla mal geçer ve bir hurda tüccarına malı satmaktansa ben depo açarım ve atık fabrikasına aracısız mal satarım. Abimin bir kolu sakat. Traktörün altında kaldı. Hayvan işini geliştirirsek o bu işe bakar. O burada, ben şehirde…el ele verirsek büyük işler yaparız. Sen de bir şeylere odaklansan iyi olur.” “Okul bitsin düşünürüz.” “Ohoo sen böyle diyorsan daha uyanamamışsın kızım! Hayat şartları zor. Çabucak elini, kafanı bir şeylere alıştır.” “Olabilir. Senle atık toplarız belki.” Öğleden sonra patates toplama işine gideceğini söylemedi. Çünkü Yusuf’un alaycı, dalgacı yönü çok güçlüdür, gülüp neler neler saydırır ve Zeynep sinirden küplere biner. Oysa Yusuf

19 makara yapar, acıyı derdi eğlenceli hale getirmek ister. Amacı karşı tarafı küçük düşürmek değildir. Yusuf güldü: “Saçlarımı uzatmıştım. Saçlar omuzlarıma yeni yeni dökülmeye başlamıştı. Sakalım keçi türündendi. Atık topladığım yağmurlu bir gece üniversite mezunu bir genç selam verdi. Herhalde beni mülteci sandı. Hoşbeş ettik. Gel kardeşim bu gece bizim eve, yalvarıp yakarıyor, çöpten bulduğum ekmeği kemirdiğimi görmüştü; üzülmüş olmalı. Hayır diyeyim dedim; ama onu kırmak istemedim. Yarım saatliğine olur dedim. Gittim evine. Sitede yaşıyordu. Güvenlik ters ters baktı bana ve atık toplama aracını içeri almamak için başta çok direndi. Onuncu kattaki daireye çıktık. Çok şık süslü bir olgun kadın vardı, çok çekici, sevimli büyük kızı, bizim oğlan saatlerce bilgisayar oyunu oynuyor, dedi, soluksuz dert yanmaya başladı, babası doktor, annesi hakim. Onu yurt dışına yollayacaklarmış. Bir okula başvurmuş. Teyzeye fısıldadım. Onu bir yere yollamayın bence. Teyze de bunun farkında tabi. Oğlunu kıramıyor. Neyse. Et yedim tıka basa, kelimelerle anlatamayacağım kadar mutlu oldum o yağmurlu gün. Çok ısrar ettiler bir daha gel diye. O eve yine gitmek istiyorum yine. Evin kızı benden çok hoşlandı bu arada.” “Belki aşık olur sana; evlenirsiniz.” Güldü; “beni ne yapsın, ilginç buldu belki. Her neyse onun kalbinde yer etmek de bir onur. Bu bana yeter. Tabi ısrar ederse neden olmasın.” Güldü. “Onun gibilerle benim gibilerle yuva kurmaz. Ayrıca ekmeğini yediğim kadını üzüntüden kanser etmek istemem. Kızına iş koyup. Kızla dostça sohbet etmek yeter de artar bana.” “Ben gideyim” dedi Zeynep. “Gitmeden önce sana bir şey demem lazım. Umarım kabul edersin. Günün birinde şehir dışında yaşamaya başlarsın, iş gereği ya da evlilik ya da üniversite okumak için. Asla görüşemeyiz. Bana bu giydiğin pembe eteği hatıra olarak verir misin?” “Ne yapacaksın eteğimle?!”

Yorumlar

Başa Dön