“Sen nasıl bir dostsun, bana sadıksın sanıyordum, korkak kalın kafalının tekisin be! Ya bak kızım adam kendini peygamber ilan ediyor ve çevresine yüzlerce kişi topluyor, ona inanıyorlar. O kadar zırva şeye inanan çıkıyorsa. Ya bak ben uzaylılarla temas kurdum klasik bir uydurmaca, tarihte böyle bir ton insan var, uzaylılar geldi dünyadaki yaşamı kurdu diyen ve komple uyduruk kitap yazan adam köşeyi dönmüş, tabi yıllar sonra her şeyi kurguladığını anlattı, internette araştırdım buldum, şimdi biz sistemin açığından, yanlışlıklarından, ve insanların ahmaklığından faydalanacağız. Tanrı’dan bıkmış milyonlar var, din tacirliği yapıp halkı soyup soğana çevirenlerden bıkmış milyonlar var. Bu yüzden binlerce insan ateist. Ama biz uzaylılarla temas kurduk, kardeşlik ve gerçek sevgi mümkün, savaşmadan birini öldürmeden yaşamak mümkün dersek bütün savaş karşıtları bize yönelir. Savaşmadan ne mümkün be geri zekalılar! Hatta iş tutarsa oturur birlikte kaçırılma hikayemizi icat eder yazarız. Bu çok delice geliyor gözüne. Ama denemeye değer. Düşünsene babam benden nasıl korkar. Artık beni pataklayamaz.” “Karakolluk olursak?” “Ya kimseden para toplamayacağız ki. Bu suç değil. Yalan atmak suç değil. Hikaye uydurmak hiçbir ülkede suç değil. Küçükken oynadığımızı saklambaç oyunu gibi. Oraya saklandı diye yalan atmak gibi. Ebe oraya gider; ama saklanan fırlar gibi sobe yapar.” “Baban gerçeği anlarsa oyar seni.” “Oyduğu kadar oydu, tarlada köle gibi iş yapmak istemiyorum, projemiz sayesinde özgür olabilirim. Müthiş bir itibar kazanırım. Korkarlar benden. Bu kıza ilişmeyelim derler.
Birkaç gün sonra Zeynep Songül’ün yanına panikle geldi. Rüyasında uzaylıları görmüştü. Songül ise projenin tutmayacağını düşünüp soğumuştu. Özellikle foyası ortaya çıkınca yiyeceği dayağı hesap edince. İçinde adeta bir ateş parladı: “Bu bir işaret” dedi, “biz bunu gerçekleştirelim.”
Sonra Songül yavaş yavaş uzaylılara dair bir şeyler anlatmaya başladı ailesine, ondan çok tedirgin olup korkmaya başladılar. “Üstümde türlü türlü deneyler yaptılar” deyip öyle inandırıcı hikaye anlatıyordu ki. Tarım işçiliği yaptığı tarlada başına gelenleri gözyaşlarıyla anlatması büyüleyiciydi. Sanki o an’ı gerçekten yaşıyormuş gibiydi. Radyasyona maruz kaldığını, on sene kimseye yanaşmaması gerektiğini, ona yaklaşan olursa altı ay içinde kanserden ölebileceğini, kanserin yeryüzünde görülen türlerden bambaşka, tedavi edilemez ve çok acı verici olduğundan söz ettiklerini anlattı; “evde oturup meditasyon yapıp insanlık için dua etmemi söylediler, zaman zaman bana bazı görevler bildirecekler telepati yoluyla. Beklememi söylediler.” İki ablası ve annesi kaçarak çıktı odadan Kapı ardından anlattı onlara: Aileden ya da başka birileri birilerinin bana yaklaşmak isterse bir kod verdiler. Ben bu kodu gözlerimi kapayıp zihnen tuşladığımda radyasyon devre dışı kalıyor dediler. Kodu unutmayıp kullanırsam kimseye radyasyon bulaşmaz. Ama bazen kod da işe yaramaz dediler; çünkü ben bana zarar verebilecek insanlara güvenebilirmişim, onlar radarlarında beni sürekli izliyor, kim yanıma geliyor, ne yapıyorum, ben dünyada onların elçisiyim, beni eğittikten sonra dünyanın bütün başkanlarıyla toplantılara yollayacaklar.” Aklına bir şey geldi: “Babamın motor kazası geçireceğini söylediler. Ona söyleyin motora bir daha binmesin.” O an içinden şöyle geldi, bir yalan atayım belki tutar. Motora binerse sağ ayağı dizinden itibaren kopacak. Babama söyleyin acilen motoru satsın. Satmıyorsa da keçi kafalı siz motoru sökün alın saklayın satın parçalayın.” Motora binip içki içmeye gidiyor, yanlış dostlar ediniyor, yanlış adamlara sarılıyor. Motoruyla övünür. Songül; “motoru seveceğine beni sevseydi” diye düşünürdü, “motor kadar değerim yok!” sık sık motoru parçalamayı düşünürdü. Babası, “kız kardeşine selam çak!” derdi ya da “sil şunu parlat.” Songül, öfkeyle dişlerini sıkardı. Babası motorla kaza yaptı, nerdeyse tırın altında kağıt gibi dümdüz olacaktı, uyarıları dikkate almadığı için kendine kızgındı, çok korkmuştu, kızı gibi sevdiği motorunu bir dostuna emanet vermişti. O adam da kaza yapmış ve sağ ayağı dizden kopmuş, yerine dikmişlerdi. Artık Songül evde çok saygı görüyordu. Her istediğini yaptırıyordu ailesine. Ama kısa sürede “bu işte bir bit yeniği var “diye mırıldanmaya başlamıştı aile üyeleri. Evin annesi komşu kadınlar sohbet ederken kadın ona kızının kafayı yediğini anlatmış; “onu doktora götürüp tedavi ettirin, şizofren olmuş kaynım da oldu, kesti en küçük kardeşini, tımarhanede şimdi.” Kadın durumu kocasına anlattı ve adam çok huzursuz oldu, ve kızına “bize uzaylılarla ilgili şeyler kanıtla, uyduruyorsun sen!” dedi, “ruhsal güçlerin bence uyduruk. Biz seni tedaviye götüreceğiz. Her şey ortaya çıkar.” “Yok baba” dedi, bir şeyler anlatmaya başladı.