"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Kaçiş; James Brown 10

Zeynep, kırsal bir eve ulaşır. Önce çoban köpeği onu tanıyıp selamlar. Bahçesi incir ağaçları, inekler ve buzağılarla dolu, güneşlenen bir kedi vardır. Zeynep ev sahibi Songül'ü arar ve sonunda onu bahçede, emekle yetiştirdiği sebzeleri sularken bulur. Doğanın ve kırsal yaşamın huzurlu bir tablosu.

yazı resim

10

Zeynep, eve varan toprak yolda ilerledi, onu ilk karşılayan erkek çoban köpeğiydi, başta havladı; ama konuğu tanıyınca kuyruk sallayıp neşeyle yaklaştı. Çok büyüktü salık köpek. Kafası simsiyahtı, yabancı biri karanlık çöktüğünde onunla burada karşılaşsa korudan ölürdü. Evin önü büyük incir ağaçlarıyla doluydu. Tek katlı eski evin ön sağ tarafında, uzak sağ tarafında çitlerle çevrilmiş alanda altı yavru inek otluyordu, beş tane de buzağı vardı. Pasaklı sarı kedi güneş alan yerde, evin terasına çıkan merdivenlerinde uyuyordu. Zeynep Songül’e seslendi. Yanıt gelmedi, mutfağın penceresi açık, tül ve perde açılmıştı biraz. Yine seslendi, yanıt yoktu, evin arkasına doğru gitti. Burası biraz yokuş aşağıydı, ta ilerde Songül’ü gördü bahçede, elinde hortum vardı, bahçeyi suluyordu. Burası üstünde çok büyük emek olan üç dönüm bir bahçeydi, sıra sıra ekili domatesler, salatalıklar, biberler, patlıcanlar, mısır, mısırlara dolanan yeşil fasulye bitkisi, marul, yeşil soğan. Bahçenin sonunda altı sığır otluyordu otlakta, üç tanesi dereye, ağaçların arasından su içmeye gitmişti. Yaşları ufaktı ve derenin orada kenarda oturup gölgede ne çok sohbet etmişlerdi. Orası şiir gibi bir yerdi. Berrak ve yavaş akan derenin şırıltısı, kavak ağaçlarının gölgesi huzur ve dinginlik verirdi insana, orada saatler geçirmişlerdi, sığırları sulamaya indiklerinde ya da oturup çay yapıp piknik yaptıklarında, bir de salıncak kurmuşlardı. Orada düşler alemine açılan kapı gibiydi. Orada çok mutlu olurlardı. Yaz akşamları geceleri burada ateş yakarlardı, közde mısır pişirirlerdi. Eve yakındı, köpek de olurdu yanlarında, korkacak hiçbir şey yoktu. Ve ay ışığı geldiğinde, böcekler kuşlar ötmeye başladığında siyah ya da kabak çekirdeği yerken burası onlar için apayrı bir gezegen gibiydi, burada delirebilirler, burada çılgınca hareket edebilirler, suda oynayıp şakalaşabilirler, hayal kurup yaşamın sertliğiyle, acımasız tavrıyla dalga geçebilirlerdi, birilerini en yerden yere vurur biçimde eleştirebilirlerdi, yaşlı morukları taklit ederlerdi mesela, karışan yok, kızan yok, ayıplayan yok, burada tamamen kendileri olabilirlerdi eski sofra benzinden bir örtü üstlerine çekerler üşüdüklerinde, altlarında eski bir kilim olur, birbirlerine sokulurlar, birbirlerini korkutmaya çalışırlar, “bir şey geliyor, bir acayip ses duydum.” Yaz günleri kavurucu sıcak geçer ve serinlik çöker, esinti başlar. Yanlarında getirdikleri domates biber salatalık, peynir, zeytin, onları çıkarıp yemeye başlarlar. Dünya yoktur onlar için o anlar ve coşup şakalaşıp konuşup gülerler. Akılları başlarına gelince bizi merak ederler, gidelim der biri. Oradan ayrılırlar. Gündüz buraya geldiklerinde kimi zaman sığırları sulamak içindir, bazen ise kız kıza takılmak için buraya gelirlerdi. Ama hep neşe olmazdı, bazen biri ağlardı, ya da biri evde dayak yemiş olurdu, küfür, zoruna giden bir şey olmuştur, onu anlatır sakinleşene dek. İş güç sırasında kafa kafaya verip kaçamak yaparlardı burada, biri ağlarsa öteki, sadece dinler, sonra ona sarılırdı. Ama az sonra kötü her şey unutulurdu, kötülük yapan da, dünyayı toz pembe görmeye başlarlardı yine. Dünya, kötüler, olumsuz her şey çocukça saflığın, yaşama sevincinin ve bunları ölümüne destekleyen akıl almaz beyaz bir neşenin içinde eriyip giderdi. İçleri yağmurla yıkanmış gibi hafif hissederek ene dönerlerdi, el ele tutuşurlar ya da biri birinin boynuna dolardı bir elini.

KİTAP İZLERİ

Kaplanın Sırtında: İstibdat ve Hürriyet

Zülfü Livaneli

Kaplanın Gözünden İktidar: Livaneli’den II. Abdülhamid’e Cesur Bir Bakış Türk edebiyatının ve düşünce dünyasının usta kalemi Zülfü Livaneli, son romanı "Kaplanın Sırtında: İstibdat ve Hürriyet"
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön