"Yazmak, aslında hiçbir zaman yazmamayı başarmanın en zor yoludur." - Franz Kafka (Kurgusal)"

yazı resim

Kristal Vazo
Bir ip sallanır gökyüzünde, ucunun nereye bağlı olduğu bilinmeyen. Bir çocuk vardır ucunda, tutunmuş ipe, kendini savurmaktadır iple…
İpin ucunda sallanıp kayalardan kayalara atlamaktadır. Kayalarda gölgeler vardır, bazılarında az bazılarında çok, gölgeler vardır her kayalıkta…
Bir ara kayalıkların birinde bırakır ipin ucunu ve ipin ucunu bağlar bir taşa; bir daha tutunup ipe gidebilmek için buralardan.
Çocuk bir kayanın üstünden aşağıya bakar. İzler aşağıdakileri.
Kayaların üstünde oyuk evler vardır. Tahtadandır kapıları.
Bu kayalardan birinde bir kapının önünde iki kişi vardır birbirleriyle tartışan ve biri daha vardır onları uzaktan izleyen yanlarına yaklaşamayan. Uzaktaki elindeki boş cam kavanozuyla onların yakınındaki kuyudan su almak ister. Kuyuya kadar yaklaşmak için adımlar atar.
Vurmaktadır tartışan iki kişiden biri diğerinin sürekli göğsüne…
Vurur, vurur, vurur…
Rahat bırak beni artık der,
Vururken, gözlerinden yaşlar akar…
Bu arada diğeri birkaç adım daha atar yaklaşmak ister kuyuya. Bütün amacı kuyudan boş cam kabına su doldurmaktır.
Her sabah su almaya geldiği bu yerde bugün artık dayanamaz kadının haykırışlarına.
Gözleriyle kadına bakar. Kadının süzülen gözyaşlarına… Ona da yaklaşmak ister içten içe.
Gözleriyle onun karşısında duran sinsi sinsi gülüp aldırış etmeden özgürce kımıldamasına engel olmak adına onu kollarından tutmaya devam edene de bakar. Kadının karşısındakinin yanında ve arkasında ordu gibi duran gölgeler görür. Bir kişi değildir kadını tutan ve boş cam kabıyla kuyuya adım adım yaklaşırken hepsini görmektedir gözleri.
Gölgeleriyle sinsi sinsi gülmektedir hepsi kadına tüm gölgelerin yüz ifadeleri zevk içindedir.
Boş cam kavanozu tutan kadına ulaşmak ister, onu kurtarmak…
Kadının ve karşısındakilerin yanına gitmeli midir? Neyle karşı karşıya kalacağını bilememenin tedirginliğiyle tereddüt eder. Bilemez bir süre ne yapacağını, durur olduğu yerde…
Kadın yine haykırır, görebildiği diğerinin yüzüne. Gölgeleri olan kişinin göğsüne göğsüne avuçlarının içleriyle vururken, sımsıkı kavranmış kollarına rağmen, çırpınır, haykırır…
Kadın bu tutsaklıktan kurtulmak istemektedir. Sinsi pis gülüşleriyle kafesleyen kolları üstünden atmak istemektedir.
Ağlar ağlar, haykırır…
Bu arada diğeri cam boş kavanozuyla kuyunun kenarına kadar gelmiştir.
Kuyunun kenarında, büyük kristal bir vazo durmaktadır. Çırpınan kadının, yaşlı annesinden kalan, onun yeni bir başlangıç yapabilmesi için verdiği büyük kristal bir vazodur bu. Aydınlığı, başlangıcı temsil etmektedir bu kristal vazo. Annesi eliyle vermiştir kızına ve kızı nasıl işe yaratacağını bilmediği bu kristal vazoyu kuyunun kenarına koymuştur. Orada yıllardır durmaktadır.
Diğeri kuyunun kenarına gelmiştir. Elinde tuttuğu boş cam kapla, kuyudan su almak için uzanır. Uzanırken kuyunun kenarında duran kristal vazo’ya çarpar. Belki sadece dokunmuştur cam kabı kristal vazoya ama biriken görünmeyen doluluğuyla bu hafif dokunuşa yenik düşer ve cam camın kristalini patlatır temasıyla. Kristal vazo üst kısımdan kırılır ve boş cam kabın içine üst parçasını pıt diye bırakır. Şaşırır kalır bir an. Kadına ait olan kristal vazoyu kırmıştır. Kendimi kırmıştır, nasıl bir kırılmadır bu, zahmetsiz ne kolay! Sağa sola bakınır suçluluk duygusuyla. Bu kadar basit bir temas mı gerekiyordu kırılması için. Kırılması kötümü olmuştu iyi mi… Bilemez.
Kuyunun üzerinde kalan kırık koca kristal vazo bir elinde, kristal vazonun kırılan parçasının düştüğü cam kapta diğer elinde ikisinin yanına doğru daha cesur birkaç adım daha atar... Belki de özür dileyecektir. Oysaki kristal vazo yıllardır kırılmayı beklemektedir.
Kristal vazoyu iyilik kıracaktır ve o kendinin de iyilik olduğunu bilmemektedir…
Çarpmasıyla etraftaki kötülük enerjisine eş kristal vazoda biriken enerji ortaya çıkacak dengenin kurulması sağlanacaktır.
Yaklaşmıştır adımlarıyla bu vesileyle kadına, kadının karşısındaki bedene ve gölgelere.
Ona cam kabı uzatır. Cam kaptaki kristal parçasından ışık yükselmeye başlar…
Hare, hare ışık etrafı sarar.
Çırpınan kadın yayılan ışığın etkisiyle durur, diğeri ve diğer gölgeler onun kollarını bırakır. Umursamaz duruşundan vazgeçer sinsi sinsi gülen güç; kadını bırakır ve geri çekilir. Kadının gözlerinden yaşlar akarken serbest kalan bedeniyle kendine uzatılan ışıklı kristal parçalı cam kabı alır. Yayılan ışığa bakar. Yayılan ışık tüm gövdesine geçer. Işıl ışıldır artık kadın.
Cam kabı kadına verirken diğer elindeki büyük kristal vazonun parçasını orada duran çelikten yapılmış çöp bidonunun içine fırlatırcasına atar. Kırık kristal vazo gümbür gümbür ses çıkarıp bidonun dibine düştüğünde, gök gürler, şimşekler çakar, yağmur yağar, dolu yağar…
O sırada etrafa bir ışık yayılır çöpten.
Yükselir ışık.
Her yer ışık dolar, parça parça yere dökülür tekrar.
Her şeyin ve herkesin üstüne dökülür ışık taneleri…
Tüm kayalıkların üstüne dökülür.
Islak gözleriyle yayılan ve üstlerine dökülen ışığa bakar.
Kadının karşısındaki beden sinsi sinsi gülüşünü de bırakır, düzleşmiş suratıyla arkasını dönüp giderken birden onla beraber birçok gölgede döner ve hepsi beraber uzaklaşarak gider.
Görür ordu gibi tüm bu gölgeleri de ilk defa kadın. Ne çoktur kendine gölge yapanlar.
Yayılan ışıkla görmektedir tüm gölgeleri ve çirkinlikleri.
Işık tanelerinin altında o ve karanlık gölgeler kadını bırakıp giderken kadının üstünde ışık daha da artar çoğalır.
Bilmez ama kristalden gelen ışıkla, ışık olduğunu.
Sonradan kendini parlatan bu ışığı fark eder ve yanına kadar yaklaşabilen, ona bu kristal vazonun ışığını getiren kişiye bakar.
Öylece bekliyordur yanında.
Giden gölgeler bitene kadar bekler.
Gözyaşları yanaklarından hala süzülürken iple gelen çocuk yanına doğru yaklaşır. Çocuk elinde tuttuğu kristal parçalı ışık yayan cam kabı kadının elinden alır.
Oradan uzaklaşır. İpi bağladığı yerden söker. Bir elinde kristal ışıklı cam kapla ipe tutunup gökyüzünde bir süre kayalardan kayalara atlar sonra uzaklaşır kaybolur, gider.
Kadının yanında durmaktadır.
Kadının öylece kalakalmış ışıklı bedenine bakar. Onun yüzüne gözlerine, sonra biraz daha yaklaşır, biraz daha.
Kadın kendine doğru iyice yaklaşana bakar. Gözlerinden hala gözyaşları süzülmektedir.
Biraz daha yaklaşır. Biraz daha, kollarını açar yavaşça kucaklar kadını, sarılır ona…
Ağlama, ağlama bitti artık, bitti kurtuldun, der.
Düşünme, düşünme der…
Sarılır, sarılır, sarılır.
Sıkı sıkı kucaklar.
Kollarının arasında tutar; onun ışık saçan bedenine sarılır, sımsıkı sarılır.
Kadın gözyaşlarından geriye kalan damlalarını bu kendine sarılan bedene bırakır.
Başını huzurla gömer onun kollarının arasına…
Atlayarak yol alacakları kayaların üstünde ikisi kalmıştır. Uzaktaki kayaların üzerinde bekleyen gölgelerle yeniden baş edebilmek için yeni bir başlangıç başlamıştır.
Gülten Ağrıtmış
21 Haziran 2010

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır/81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları yazara aittir.

KİTAP İZLERİ

Sessizin Payı

Nurdan Gürbilek

Edebiyatın Vicdanı: Nurdan Gürbilek "Sessizin Payı"nda Adaletin Peşinde Siyasal kutuplaşmaların ve susturulmuş tarihin zeminini çatırdatttığı bir coğrafyada yazar nerede durur? Adalet arayışında edebiyatın sunduğu imkân
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön