Bu yıl da beni ben yapan 13 Şubat'ı ıskaladım, derken, sevgili dostum, gönlümün efendisi İlhan Çetin ŞAHİN'i kaybettik, kara şubatın 20'sinde.. Bu uzun bir yazı değil. Bir not düşüyorum sadece. Olur da bunları hiç yazmamamış olmayayım, diye.
Sadece bir dost değil, yitip giden. Kırk yılımın önemli bir köşe taşıydı, İlhanım.
Çoğusu, ses çıkarmazken yaptıklarıma/yapacaklarıma, çok da gösterişsiz bir üslupla, ince bir bakışla apayrı yorum katandı. Gönlümün efendisi oldu, ona danışmadan, fikrini almadan çıkış yapmaz oldum bir ara.
Sonra, fukaralaştırdı beni, kendinden saklayıp. Bir beş on yıl garip kaldım, onsuz. Garip bırak mak değildi, amacı onu da biliyordum. Duruşu buydu.
Çokça görünmez, çok da konuşmazdı, aslında. Ama konuştuğu paylaştığı herşey derin anlamlar taşır, fark katardı. Ya başka bir bakış açısı, ya yeni bir bilgiyle ışık saçardı.
Onunla birlikte gidilen bir iki kısa tatil, o günlerde yaşadıklarımı unutturmuş, ruh vermişti. Sadece bana mı? Beraberimizdeki diğer dostlara da...
Uzun ara sonra ulaştığımda hiç ara vermemişiz gibi kaldığımız yerden başladık paylaşmaya.
Onu anlatmak düz yazı ile mümkün değil, güçsüzüm onu betimlemede.
Yine ve adam gibi yazacağım, sadece bir nokta koyayım istedim, ardından.
Boşlukta kalmış bir nokta.



