Neden
Herkes kendine göre bir yol tutturmuş gidiyor. Hem ne gidiş... Gerçekten insanı anlamak çok zor.
"“İnsanın yaşamı, evren için bir istiridyeninkinden daha önemli değildir.” — David Hume"
"“İnsanın yaşamı, evren için bir istiridyeninkinden daha önemli değildir.” — David Hume"
Herkes kendine göre bir yol tutturmuş gidiyor. Hem ne gidiş... Gerçekten insanı anlamak çok zor.
Yazımı okumadan önce Ali Yerli Beyin Kırılma başlıklı yazısını okumanızı öneririm, yazım da kendisinin önerdiği bir düşünceyi de sorguladığım için. Sadece kendimi harekete geçirmeye çalışıyorum, hayatın içine doğru, doğru bir adım atmak için güç topluyorum. Okuyan herkese teşekkür ederim.
Kol kırılır yen içinde kalır durumu değil
Veya;
Aşk yürek kapımıza dayanmıştır, ayağımızı yerden kesip, karlı dağların zirvesine ulaştırma heyecan kırpıntılarının tomurcuklandığı süreçtir. Belki de yüreklerin ifade edemediklerini gözler ile konuştuğu andır.
Hayatımız “tekrar, durdur, kayıt” yapılamayacak kadar spontane yaşanıyor aslında. Verdiğimiz kararların altında ezilmeye bile fırsat bulamıyoruz bazen. Namlunun ucundaki hayatlar için ne kadar kısa ise bizim için de bir o kadar. Geri gitmek bu kadar imkansız ise ileri giderken nasıl bu kadar kayıtsız olabiliyoruz. Bir ateri oyununda ağaçları
Aklıma takılan sorulardan bazıları ve kendimce varsayım olasılıklarım...
Her an ölebilir, öldürebilir ya da öldürülebilirsin, -ve bu herkes için geçerli -doğumla başlar ölümle yakınlaşmak. Neyi öldürdüğünü bir tek sen, o da, sadece - bazen, bilebilirsin!
Ya sende öldürülenler, içinden kayıp gitmesine izin verdiklerin, en
Bir balık sürüsünün peşine takıldı. Ait olabilecek miydi? Almadılar zaten aralarına. Sonra yeniden, derinlerden aynı nefesi duydu. Çırpınıp yüzeye attı kendini. Sarılmak istediği 'nefesi' kollarının arasından dalgalarla geçip gitti.
Bu denemeler tutunamayan bir insanın ama hayata sevgiye ya da dostluğa değil düzene tutunamyan bir insanın kendisine iç dökmeleridir.
Bayram günleri gerginliğimi çözemedim ya, her günümü bayram eden yüreğimi buldum. Gerginlik hayata kaldı, çocukluğum ise Yüreğime.
Pencereler, evlerimizden sokağımıza açılan yüreğimizdir bizim. Mahremiyetimizin dışında olanı öğrenme isteğimizdir. Cadde de yürüyen kalabalıkların telaşlı koşuşturmasını görmek, yudumlamakta olduğumuz kahvenin damakta bıraktığı lezzetle tasasız bir günün dört duvar arasında keyfini sürmektir. Mizacımıza göre önünde yerimizi aldığımız bir dayanaktır bize pencereler, bazen mahcup ve sıkılgan bazen de hoyrat
Ben güzel yazı yazardım. Öyle derlerdi okuyanlar... Hiç bir imla kuralım yoktu sadece "nokta" vardı bildiğim. Zaman geçti yazmayı öğrendim sonra.
Öğrendim ki masumiyeti bozulmuş kelimelerin. Noktayı koyacağım kadar renkli düşlere sahip değilmişim artık...
Boğazında yutkundukça büyüyen o düğüm,gökyüzüne sabitlediğin bakışlarla daha bir büyüyor,boğulma krizlerini atlatan bedenin büyük bir savaştan çıkmışçasına yığıyor geçmişinde ne kaldıysa hayatına.Sonra konuşman için seni çığlıklarınla uyandıran düşler hediye ediyor.Yüreğin açıyor sen kendine acımayı öğreniyorsun.
oda kapılarına kilit olmuşum
içeri girememiş aşk ve sevgi
ve de
dışarı çıkamamış
içimde uçan kuş; ölmüş...
Şimdi yastık altına sakladığım senden habersiz anılarımla, avuçlarımda tuttuğum kendimi büyütüyorum.Sen yoksun,sonsuz bir deniz var önümde
İnsanlara sen iyisin demek onlardan istifade etme adına bir eylem olacaktır, insanlara sen kötüsün demek kendinden istifade edilmesi için açık bir davet olacaktır.....
Derinizin altındaki acıyı yüzünüzün kıvrılarak gülüşü saklayamaz, kanınızın pıhtılaşmış sancısını ağzınızdan çikan yüksek sesli kahkahalar hiç mi hiç gizleyemez, kendinizi aldatmayın, yoksa teninizi