Ölü Veda
Ölüm şimdi bir beyaz melek, gözümün görmediği diyarlarda uçan,
Sen, son bir kez bile martıların kanatlarında can bulamayacak olan…
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Ölüm şimdi bir beyaz melek, gözümün görmediği diyarlarda uçan,
Sen, son bir kez bile martıların kanatlarında can bulamayacak olan…
Evet biz yarattık, tüm mutsuzlukları ve biz kendimiz aldık elimizden, tüm bahşedilmiş mutluluklarımızı.
Güleriz, konuşuruz, yemek yeriz, düşünürüz ama bu işlemler için bir çabamız yoktur. Ufak bir gülümseme için dahi yüzümüzdeki onyedi kasın aynı anda çalışması gerekir. Bunlardan birinin çalışmaması gülmeyi farklı bir yüz ifadesi haline dönüştürür. Sahip olduğumuz bilinç ve zekaya rağmen, bu işlemler tamamen bilgimiz dışında oluşur.
"Bana kusursuz bir dil verin, sana büyük bir millet yaratayım." G. W. Leibniz
Yararsız işlerle uğraşmak, dinden uzak cahiliye toplumunda kullanılan ifadesiyle "zaman öldürmek" insanların çok yaygın yaptıkları bir davranıştır. Ancak mümin, Allah’ın lütfettiği vaktini, yine O’nu anarak, yarattıkları üzerinde derin düşünerek ve O’nun dinine hizmet ederek geçirir.
Sahi başlık bir masal giriş cümlesiydi değil mi? Binlerce yıldır, milyonlarca kez tekrarlanan ve her defasında ilgiyle ,zevkle dinlenilen masalların girizgâhı.
...Her öğrendiğimiz düşünce sürecinde;bir adım daha atmışızdır sonsuzluğun ilahi zenginliğine.Ve etrafımızdaki sınırları biraz daha güçlendirmişizdir düşüncelerimizle...
Toplulukları millet hâline getiren unsurların başında millî ve manevî değerler gelir. Bunları yaşadıkça ve yaşattıkça milletçe kenetleniriz. Nasıl ki çimento taşları sıkı sıkıya birbirine bağlarsa örf ve adetler, kültürel birikimler de değişik unsurlarda
Aylardan temmuz. Ben artık büyüdüm. Hayata bakarak, seni yaşayarak büyüdüm. Ben büyüdüm...
Nerde yanlış yaptı dünya? Ne zaman saptın sen bir ezberin yaşandığı sokağa? Yoksa aslında doğduğun sokak mıydı orası?
Bir süredir meraktaydım; çekim yasası gibi konular binlerce yıldır sır olarak saklanmıştı ama bir anda tüm dünyaya yayıldı. Bir kitapla sır açıklandı, filmi yapıldı, başka kitaplar ve filmler bunu izledi. O kadar özenle insanlıktan saklanan bilgi, ne oldu da hiçbir engellemeye maruz kalmadan yayıldı?
Ne zaman ıslansa deniz bizi ağlardık, ne zaman feryat figan haykırsa rüzgar biz vurulurduk.Zamana direnç iki gölge.Geceye inat iki ak alın.Eylüle isyan iki dik baş.
Ne zaman üşüse bir çocuk biz titriyorduk.Yaşanacak bir ulu sevda kuşanmıştık.Yar yüzüne yüz seremeden toprağa sürülü yüzler belirdi aynada / ızdıraplara
Neyse… Öyykkk görüntülü pijamalarım ile geçtim oğlumun karşısına, Anne!!!!!
Aaaa… Bak, bir de bu çantayı aldım kuzucuğum, yalnızca beş liraya…
Anne!... Torun mu istiyorsun, onu söyle!...
Hani geçenlerde de almıştın ya ayaklarım ağrıyor diye anneanne-babaanne ayakkabısı! (Ortopedik demek istiyor)!...
Bir
İstanbulda soğuk bir mart sabahı, gözlerimde sevdiği herşeyi terketmeyi mutluluk sanan sinsi bir bakış. Gidiyorum ey hayat bağışla beni...
Ayak tırnaklarından, başın üstündeki saç teline, sende var olan her şey, hep aynı öyküyü anlatmalı sana; yarının sensin, bu günün de öyle...
Senden başka bir “sen” daha yok bunu bil!
Kar yağdığında, başını kaldırıp onlara bak! Hiçbir kar tanesi, diğeriyle aynı değildir. Hepsi diğerinden
Ahmet Ümit