Ayazda Kalakalmıştık...
Sokakta, yapayalnız kalmış, iki küçük kız gibi kalakaldık ayazda...
Ne soranımız vardı, ne de sevenimiz...
Başımızı sokacak bir yer bulamamıştık... Yersiz , yurtsuz, kimsesizdik...
"Bugün Perşembe miydi? Yoksa ben mi ölüme bir gün daha yaklaştım?" - Dorothy Parker"
"Bugün Perşembe miydi? Yoksa ben mi ölüme bir gün daha yaklaştım?" - Dorothy Parker"
Sokakta, yapayalnız kalmış, iki küçük kız gibi kalakaldık ayazda...
Ne soranımız vardı, ne de sevenimiz...
Başımızı sokacak bir yer bulamamıştık... Yersiz , yurtsuz, kimsesizdik...
Sen dikili çiçeklerin esiri, ne bilirsin ki ezilen toprakta bir çiçeği yeşertmeyi… Sen çıkmaz yolların adamı...
Anladım ki insan en çok sesinde taşıyormuş kendini. Kelimelerin dizgisi bir yana, duyguların sedaları yıllanmış. Belirgin bir bezginlik var sesimde. Yenik bir sızlanma, umutsuz bir sitem dizgilerimde. öfkemde dahi ihtiyar bir anlayış İçimdeki hırlak köpek, kavrayışım, dillendirişim, “çüş eşeğim çüş” diye haykırışım bile yaşlanmış.
Toparlanması da zor oluyor. Her yere düşüşümde kalkmayı başardım aslında ben. Sen güçlüsün, başararırsın, her zorluğun üstesinden gelirsin dedim hep kendime. Güçlü olmaya çalıştıkça dertler üst üste gelmeye başladı. Bazen herşeyin tıkandığı noktaya gelince sözler yeterli olmuyor ne yazık ki. Artık bende tüm umutlarımı kaybettim. Sonra hastalık geldi
İzin ver doya doya ağlamak istiyorum.
İçimdeki tüm kadınlar adına
Ağlamak...
Ağıtlar yakmak...
Hoşçakal Ayışığım!
Bana ilk anne diyen sendin yavrum... Bu benim duyduğum en güzel söz oldu. Sesini hatırlamaya çalışıyorum ama sanki zamanın bir yerinde kaybettim...
Helâl olsun size diyorum. Gerçekten helâl olsun! Tüm dünyaya ‘Olimpiyatlar eve döndü’ palavrasını da yutturdunuz ya, helâl olsun! Halikarnas Balıkçısı iyi ki yaşamıyor. Olimpiyatların nereden ve nasıl çıktığını anlatırdı hepsine bir güzel...
Doğal halinde sert ve gevrek olan balmumu, biraz sıcaklık karşısında, istenilen herşeklin verilebileceği ölçüde yumuşuyorsa ; en dik kafalı ve düşmanca davranan bir insan bile, birazcık nezaket ve güleryüzle, yumuşak ve iyi huylu yapılabilir.Bunun için, balmumu için sıcaklık neyse insanlar için de nezaket odur.
Gece /ve alelade yalnızlık tik takları /virgülleri yalnızlığımla sarmaş dolaş fotoğraflarımın /Yorgunum, yanındayım / Sarıl bana yalnızlığım !
Sıcak bir çay alırım kendime bazen ve izlerim onu. İzlediğim çay değildir o an kesinlikle, sıcacık çayın buharında bambaşka şeyler görür ve hayaller kurarım. O ılıklığı içimde hissederim ben, aynı hissi başka nelerin verdiğini düşünürüm. Sonra niye bunları düşündüğümü düşünürüm...
Yukarıdaki kelimeyi okuyup hemen psikolojik bir kavram deyip peşin kararlı olmayın sakın. Yine ruh halimiz ve psikoloji ile alakalı bir kavram ama bu kez dolaylı olarak...
Herkes bir şehri sevebilmeli bence, hem de deliler gibi.Sevdiği şehrin Kaldırım taşlarını sayabilmeli tek ve tek. Hangi mevsim endoyurucu nerede yaşanır...
Seninle ne zamandır görüşemedik. Ay, yüzünü gören cennetlik ayol. Sıcak sohbetlerini özledim vallahi. Kütüphane bahçesine gelsene akşamları, laflarız işte ne güzel…”
Buradan herkes mutlu, herkes kaygısız… Bense, bilinmeyen bir meçhule yolculukta, biraz korku dolu, biraz endişe…
Hangi coğrafyadaki basına bakarsanız bakın tüm haber içeriğinin oldukça önemli bir kısmı şu kıta ötesi devletin tasallutu altında. Kamuoyunun bunca ilgisini üzerinde toplamak adına ne yapılmış? Ensemize tokat ha indi ha inecek kaygısı mıdır kitleleri yönlendiren şey?.Öyle ise durum vahim be kardeşim! Sakın bu bir algılama problemi olmasın?
Fantastik ve dengesiz bir çağın içindeyiz.
Muhafazakarlıkla birlikte batıl inançların, Hayri poturların, Selenaların, bez bebeklerin, büyücülerin, cadıların, vampirlerin, zombilerin arttığı/arttırıldığı, sürekli beslendiği bir çağ bu..
Aklın, gerçeğin yerini hayalin, inancın aldığı bir çağ…
Sanırım bu yüzden hiç hayallerim olmadı benim. Belki bu yüzden yeni günden hiçbir şey beklemedim, bu yüzden yarına ait düşler kuramadım, ya da belki bu yüzden, hiç hayal kırıklığı yaşamadım ve yine belki bu yüzden, yaşadığım her şeyi olağan karşıladım.
Bu yüzden, bazen bir avuç kuru
Kişilik, bizim değişken, çelişkili yönümüzü yansıtır. Dış özentinin pençesinden sıyrılamamanın çaresizliğini yaşar. Bir amaç doğrultusunda hareket etmeyen, daha çok amaç-gayeye giden yolu kesen, yolu tıkayan arzular yığınının merkezidir. Kendimizle, toplumla, doğayla barışık yaşamamanın nedenidir. Temeli, tüketici ve geçici beklentilerden oluşmuştur. Fırtınaya tutulmuş gemi misali oradan oraya savrulur, her