Tesirsiz Sözler 4
Soluk bir ten, asık bir surat, her şeye kayıtsız bir sıfat! Bugünün yüzü böyle
"“Dehşet patlamanın kendisinde değil, onu beklemektedir.” — Alfred Hitchcock"
"“Dehşet patlamanın kendisinde değil, onu beklemektedir.” — Alfred Hitchcock"
Soluk bir ten, asık bir surat, her şeye kayıtsız bir sıfat! Bugünün yüzü böyle
Gün aşmıştı. 2010 yılıydı. Telefonum çaldı. Arayan iş yerinde yıllarca birlikte çalıştığımız baş editörümüz Mustafa abiydi. Neşeyle açtım. Mustafa, sesin çok yakından geliyor hayrola! (Oysa yıllık iznin de Ceşmedeydi) demeye kalmadan, o sesin içinden soğuk bir rüzgâr geçti. Kekeleyerek, zorlanarak Canım çok sıkkın Yuşa! Sen tanımıyorsun ama ben
Ey teknoloji, sen nelere kaadirmişsin? Eskiden babam ve arkadaşları çoğunuzun bildiği köy odalarında mırra eşliğinde sohbet ederlerken, köy yaşlılarının meclisi küçük oda bakla sofa bir mekanda bu mevzular da anlatılır bende bu konuşmaları can kulağıyla dinler sonra bunları hafızama kayıt etmeye çalışırdım.
Şimdi çaresizlikler içindeyiz ikimiz de. Ne onun hali var bir selam vermeye ne de benim Orhan Velinin dediği gibi: anlatamıyoruz. Ne o suskunluğunun nedenini anlatabiliyor ne de ben
sözlerim anlamsız, kaba ve haşin olsaydı / yüreğim katı, ruhum duyarsız yaratılırdı
2023 seçimleri yaklaştıkça Türkiyede muhalif siyasi partiler de Erdoğan başta olmak üzere, Ak Partiye karşı saldırıların dozunu arttırmaya başladı. Peki nasıl oluyor da onca saldırı ve itibar suikastlarına rağmen Erdoğan kan kaybetmiyor, tersine güçlenmeye devam ediyor?
Bir insan olarak kendimden hiç bu kadar tiksindiğimi hatırlamıyorum Evet! Senden, ondan, bundan, şundan, ırkçıdan, yalancıdan, talancıdan, düzenbazdan, fırsatçıdan, sahtekardan değil! Bizzat kendimden tiksiniyorum
13 kişilik mülteci bir ailenin Fatihte yaşadığı 55 metrekare yarı bodrum; küflü, nemli bir dairenin içi gibi kafam
Herkesin önceliklerini şaşırdığı garip bir çağda yaşıyoruz. Adına yaşam denilecekse bu hayatın içinde yaşıyor olmak boğuyor artık beni Kimileri kelinin, kimileri belinin, kimileri makamın, kimileri şanın, şöhretin, kimileri paranın, pulun peşinde at gibi koşturuyor En yakınlarımız da değil! Sen, ben de değil! Yeryüzünde yaşayan insanlar zıvanadan çıkmış durumda.
Her insanın yemek, kitap, renk zevki farklıdır. Hani bilmiyorum ama acaba ağız tadına benzer bir zihin tadı da var mıdır insanların? Mutlaka olmalı diye düşünüyorum Yoksa insan okuduklarını, gördüklerini; iyi, güzel, çirkin ve kötü diye nasıl ayırabilir ki?
bir hatıran kaldı ben de / her şeyden az bir şeyden çok
Yazmak için yazarların da kendince sebepleri var mıydı acaba diye bir araştırma yaptım ve gördüğüm kadarıyla çoğunun yazmak için sebepleri var imiş. İşte o isimlerden bazıları niçin yazdıklarını şöyle anlatmışlar
At eski kültürümüzde Asyalı atalardan tevarüs edilen belki en değerli şeydir. Atların bir yas alameti olarak ters eyerlenmesi Anadolu sahasında da uzun zaman devam etmiştir. At üzerinde geçen bir ömür sahibine şan katar. Üç senede bir padişahın atlarından birisinin yeniçeri ağasına verilmesi, bir armağan geleneği olarak ata verilen
Halil Cibran hakkında çok şey okudum. Sizler de çok şeyler duymuş olabilirsiniz. Cibran; gerek eğitim hayatı, gerek eğitim hayatı için Siyonist aileler tarafından finanse edilmesi yüzünden kendi döneminde bu coğrafyada çok fazla değer görmemiş sürgün yazarlar arasında yer alıyor.
Okumanın sonu yok. Elime geçen her kitabı okumaktan gözlerim uzağı görmez oldu artık. Çok ilginç bu durum. Normalde yakını göremiyor olmam gerekirken uzağı göremiyor oluşumun hikmetini henüz çözebilmiş değilim Demek ki gözlerimin uzağı görememesi okumayla ilgili bir durum değil deyip okumaya, yazmaya devam
Bir günü diğer bir gününe uymaz insanın Bırakın gününü, saati bile saatine uymaz. İnsan bu, bir bakarsınız neşelidir, umut doludur, bir bakarsınız moral sıfır, surat mahkeme duvarı
İki insanı birbirine bağlayan bir sırrı düşünün Şimdi birbirine bu sırla sımsıkı bağlanmış iki insandan birinin varlığı, diğerinin yok olması anlamına geldiğini de düşünün Peki bu dayanılır bir şey mi?
Sinemanın Yeni Gerçekçi yönetmeni İtalyan Giuseppe Di Santisin Zeytin Ağaçlarının Altında Sükûn Yok! adlı 1950 yılında beyazperdeye aktardığı filmin başlığı ile makaleme başlamak istiyorum
\* Süre giden bir tanışıklık sürecinde sevmek ilk andan beri vardır. Ama farketme ânı sevmenin başlangıcı değil var olan fakat bilinmeyen bir sevginin fark edilişidir. Hani: Seviyorsun ama sevdiğini bilmiyordum. demiştin ya sebebini daha iyi anladım.
Hele hele bir insanın sevdiğini söylemesi, içindekilerini anlatması, hislerini bilmek, yüreğindekini hissetmek seven için en güzel armağandır değil mi?
Metropol çobanı. İletişimci, felsefe ve edebiyat aşığı!
türkiye
Deneme
halen araştırıyorum