TV ve Ben -1-
....her çeşit şey var(!) hele sağ olsun uydular; onların sayesinde neler seyretmiyoruz ki, neler!...en özel durumlarımız bile film olmuş(!)...
"Yazmak, varoluşsal bir bunalımın, kağıda dökülmüş şarap lekesidir." - Charles Bukowski (Kurgusal Alıntı)"
"Yazmak, varoluşsal bir bunalımın, kağıda dökülmüş şarap lekesidir." - Charles Bukowski (Kurgusal Alıntı)"
....her çeşit şey var(!) hele sağ olsun uydular; onların sayesinde neler seyretmiyoruz ki, neler!...en özel durumlarımız bile film olmuş(!)...
Ama neticesinde fikren daha bir verimsiz geçmekte. Otuz ikinci baharımın sonlarına doğru geldiğim yer; henüz bir yer düşlememiş olsam da ,olmayı düşleyeceğim hatta gelmiş olmaya razı bile olabileceğim bir yer gibi görünmüyor bana hiç.
Kıvranıyoruz sancılar içinde.. Çığlıklarımız hapsolmuş ruhumuzun derinliklerinde duyulmuyor. Demir parmaklıkların arkasına hapsolmuş hayatlarımızla, özgürlüğün meşalelerini yakmaya çalışıyoruz. Kelime dağarcığımız yetmiyor duygularımızı haykırmaya.. Suskunluğun pençesinde kıvranıyoruz sancılar içinde.. Mutluyuz; mutsuzluklarımızla..
Yalan söyledi diye gözlerim, bıçağı sokup en derinine, affetmediğin bu bedenden gitmek için soyuyorum derimi, yeniden doğup başkası olabilmek için.
Ben en çok kendime güldüm!
Fark etmeden geçmiş zaman; bilemezdim ki…
Toz pembe “kuş hatıralarının” yerine “sivri gün batımları”nı hiç hesaplamıştım.
Sağlık olsun…
Buna da gülünmez mi?
Pulu sevgim, zarfı yüreğim, kelimeleri sensizliğim, adresi sessizliğin... Bir mektubun daha son cümlesindeyim. Özlemimi dillendiremediğimi, yokluğunu asla seslendiremediğim...Sensizlik karşısında öyle beceriksiz ki kelimelerim...Seni öyle özlüyorum ki ANN
Bir yazarın sahip olduğu tek şeydir, kelimeler...
An gelir, kelimelerin anlatmaya yetmediği hisler yaşar insan.
kadın olmak çok zor Jale..dudaklarımızdan çıkan kelimelerin sorumluluğunu biliriz../..herkesi kendimiz sanırız../..yanılırız..
Gece üzerine methiyeler düzerken içime bir ürpeti çöktü. İrkildim ve kulağımı jilet misali bir tıslama yalayıp geçti. Boynuma doğru kavislenerek büyük üstad\* dedi ki ..
ya kendi kalabalığımızda ya da kalabalıklardaki tek başınalığımızla, kimi zaman göz önünde kimi zamansa içimizde bir yerlerde hep yalnızız aslında...ben değilim diyen, diyebilen biri var mı...
Şairin mesleğinin bir ölçüde kötüye kullanıldığı açıktır. Erkek ve kadın öyle çok yeni şair ortaya çıkıveriyor ki, yakında hepimiz şaire benzeyeceğiz ve okurlar gözden kaybolacak...
Daha bir severek uzatırız bebek ağızlarına uçlarını...Daha bir anne oluruz yani!..
Aslında herkes şeytanın olmadığını en iyi kendisi bilmekle beraber işine gelmediği için bu gerçeği kabullenmekte zorlanmakta. Tarihi insanlık tarihi kadar eski olan şeytanı bugüne kadar ne gören olmuştur, ne duyan. Üstelik bütün inanç sistemlerinde günah çıkarma amacıyla yer verilen şeytanın ateşten yaratılmış olduğu kabul edildiği için bir insanı
Matematik sınavları sandığımız kadar zor diyil ya da öss gibi sadece 4 yanlışımız 1 doğrumuzuda götürmüyor. Tek bir yanlışımız pek çok doğrumuzu götürüyor yaşamda...
Çoğu zaman yanımızda bulunan sandığın içindekileri merak etmeyiz Ya da karşımızda bulunan resmin bize ne anlatmak istediğinin farkına varmak istemeyiz. Ama gün gelir sandık açılır ve resim de bir daha dışarıya çıkmamak üzere içine girerse o zaman sandığa da resme de değer vermeye başlarız.
Belki bu yazıda diğer bir sürü bazı yazılar gibi kişisel mastürbasyondan başka bir şey değildir ki hala komşu toprakta insanların karınları kurşunlarla doldurulurken….