Anlamış Olmak Ne Zor, Keşke Anlaşılan Olsaydım
yok hasta ruhlara bulaşmmak lazım
sende sağlıksızlaşıyorsun
senin annen ben miyim ki!
"Yazmanın en güzel yanı, kimsenin size sabah 6'da kalkıp da ne düşündüğünüzü sormamasıdır." – Dorothy Parker"
"Yazmanın en güzel yanı, kimsenin size sabah 6'da kalkıp da ne düşündüğünüzü sormamasıdır." – Dorothy Parker"
yok hasta ruhlara bulaşmmak lazım
sende sağlıksızlaşıyorsun
senin annen ben miyim ki!
Bir ülkedeyim.
Yaşıyorum ama aynaya doğru...
Ülkem sınırlarım değil,
ama kendisi;
sınırlarının toprak toprak altında...
Yazmak; düşünceleri ortalığa salıvermektir... Bir kelime, belki bir şarkının içinden kulağa
gelen bir söz ne hikayeler yazdırır... Bir günbatımı, bir yağmur damlası ne şiirler döktürür.
Yalnızca insanlar dünyasında yaşar ruhum. Onların etiyle, derisiyle ve kemiğiyle beslenirim. Süslü, aynalı salonları ve sahneleri çok severim. Beni oralarda daha iyi anlarsın.
“Kara bahtlı okur” seni ”Avrupa” ve “Afrika”daki yazılarından biliyor, ben de öyle. Ben senin yazılarını okurken, yazmaktan başka bir şey yapamayacağını ve aslında yapmaman gerektiğini düşünürüm. Yine de sormak isterim: Yazı senin için nedir? Bir ev mi, bir oda mı, kitabında da olduğu gibi bir hücre mi yoksa?
Kedinin kasapla olan dostluğu, kasabın etlerle olan tanışıklığına kadar uzanır.
Tanımamazlıktan gelen kaçamak bakışlarımız, gerçekleri alabildiğine inkar ediyor.Maskelerimizin yüzümüzde bıraktığı izleri hiç göremiyor isyankar yanı ruhumuzun.
Gözlerimiz bir noktaya odaklanmış,gözlerimiz kör yürüyoruz…
kadın olmak çok zor Jale..dudaklarımızdan çıkan kelimelerin sorumluluğunu biliriz../..herkesi kendimiz sanırız../..yanılırız..
Bozuk olan hiçbir şeyi sevmeyiz biz. Bozuk olana bozuk atarız. Televizyon bozuksa tepesine vururuz, kız bozuksa kafasına sıkarız.
"Neyi görmedik ki bu hayatta… Neyi tatmadık ki… Bazen durup da hayatı günlük lüks zevklerle yaşadığımız için boş nitelendiriyoruz kendimizi." diye başlıyor Mehmet Cem UYSAL bu yazısına. Kendisini baştan keşfedercesine çok insana hayatlarındaki en gerçek aynayı sunuyor.
Bazen babasını özler erkek çocukları . Bıyığını özler. Kuvvetlice olan kollarını , tatlı sert gülümsemesini ...
“Yaşasın!” deyip gülümsedi kendine, camdaki yansımasına bakmadan yine. Çok anlamsızdı her şey. Korkunçtu ayrıca. Korkunçluk içini kanatan, acıtan duyguda değildi; Her şeyi açık ve net anlamasındaydı.
Gökyüzü haykıra haykıra ağlıyordu zifiri karanlığın üzerine, rüzgar aklın alabildiğince hırçın, soğuk mümkün olabildiğince keskindi.. Yakıcı bir don geçiyordu yüzleri yalayarak alenice.. Aylardan Ocak, mevsimlerden "kara" kıştı; hem gecesiyle hem de gündüzüyle.. Kendi içine ufalmış gölgeler bile pusmuştu karanlığın ardına kaçabildiğince, kaybolabildiğince.. Şehir korkmuş, şehir ürkmüş, şehir şaşkın,
Edepsiz kelimelerin içinden çıkmak belki arsızlığıma dem vurur diye düşündüm. Düşünmek bu ya hep suçlu bakışlara çeviriyor yüzünü insanın. Derler ya düşünme o kadar uzun uzun diye. Hızla...
Ağzımdaki küfür müydü, duamı? Arştan inen melek miydi, şeytan mı? Havada ki bu koku cennetten miydi, cehennemden mi? Yüzümdeki bu yüz benim miydi, onun mu?
Memduh Şevket Esendal