Bazen beni en çok şaşırtan şey, aynı insan olduğuma bu kadar kolay inanmamız oluyor. Sabah uyanıyorum, aynaya bakıyorum, ismim aynı, sesim aynı, alışkanlıklarım büyük ölçüde aynı. Sonra hiç düşünmeden dün de ben olduğuma karar veriyorum. Oysa dün düşündüğüm birçok şeye bugün inanmıyorum. Beş yıl önce uğruna gecelerce uyumadığım meselelerin bazılarını artık hatırlamakta bile zorlanıyorum. Bir zamanlar "Bensiz yaşayamaz." dediğim insanlar var, şimdi isimlerini ansam içimde en küçük bir kıpırtı bile olmuyor. Eğer duygularım değiştiyse, düşüncelerim değiştiyse, dünyaya bakışım değiştiyse, hangi parçama bakarak aynı kişi olduğumu söylüyorum? Belki de süreklilik dediğimiz şey, hafızanın bize anlattığı en zarif masallardan biri.
İnsan kendisini kesintisiz bir hikâye gibi görmek istiyor. Çünkü parçalı olmak ürkütüyor. Oysa geriye dönüp baktığımda hayatımın birbirini tanımayan dönemleri var. Yirmi yaşındaki ben, bugünkü sessizliğimi kibir sanabilirdi. Bugünkü ben ise onun bazı coşkularını düşüncesizlik diye yorumlayabilirdi. İkimiz aynı bedende yaşamış olsak bile aynı dünyada yaşamıyorduk. Demek ki insan yalnızca zamanın içinde ilerlemiyor; aynı zamanda kendi gerçekliğini de değiştiriyor. Belki olgunlaşmak dediğimiz şey, daha doğru birine dönüşmek değil. Dünyayı başka türlü okumayı öğrenmek.
Bunu fark edince pişmanlık üzerine de başka düşünmeye başladım. Uzun süre geçmişte yaptığım seçimleri bugünkü aklımla yargıladım. Şimdi bunun ne kadar adaletsiz olduğunu görüyorum. Çünkü o kararları veren kişi, bugünkü ben değildi. Onun bildikleriyle benim bildiklerim aynı değil. Onun korkuları başkaydı, umutları başkaydı. Ben bugün onun yerine hüküm veriyorum ama elimde onun sahip olmadığı bilgiler var. Bu, bitmiş bir satranç maçını en başından izleyip yanlış hamleleri saymaya benziyor. Oyuncunun göremediğini seyirci görüyor diye, oyuncuyu aptal ilan etmek ne kadar doğru olabilir?
Belki de insan kendisine karşı en dürüst davranmayı, geçmişteki hâline yukarıdan bakmayı bıraktığında öğreniyor. Çünkü geçmişteki ben, bugünkü beni oluşturmak için elinden geleni yaptı. Hata yaptı, evet. Yanıldı, evet. Bazen korktu, bazen gereksiz yere direndi. Ama bunların hiçbirini bugünkü bilgimle yapmadı. O günün karanlığında yürüyordu. Ben ise yıllar sonra, ışıklar yanmış bir odadan ona sesleniyorum. Aramızdaki mesafeyi unutunca, merhamet de kayboluyor.
İnsanların değişmesine neden bu kadar şaşırıyoruz, bunu da anlamıyorum artık. Belki de asıl şaşırmamız gereken, bunca şeye rağmen tamamen aynı kalabilmek olurdu. Her karşılaşma, her kitap, her kayıp, her bekleyiş zihinde görünmez bir iz bırakıyor. Biz büyük dönüşümler bekliyoruz. Oysa insan çoğu zaman milim milim değişiyor. Bir cümleye verdiği tepki biraz yumuşuyor. Eskiden sustuğu yerde konuşuyor. Eskiden peşinden koştuğu bir şeyi artık izlemekle yetiniyor. Kimse bunu fark etmiyor. Kendisi bile. Sonra bir gün eski bir fotoğrafına bakıyor ve yüzünden önce bakışlarının yabancılaştığını görüyor.
Belki de bu yüzden hiçbir duygu sonsuza kadar aynı kalmıyor. Bir acının bile karakteri değişiyor. İlk zamanlar keskin olan şey, yıllar sonra derinleşiyor. Önce can yakıyor, sonra düşünceye dönüşüyor. En sonunda insanın dünyaya bakışının içine karışıyor. Belki iyileşmek dediğimiz şey, acının kaybolması değil. Artık tek başına konuşmaması. Hayatın geri kalan sesleriyle aynı masaya oturabilmesi.
Son zamanlarda dikkatimi çeken başka bir şey daha var. İnsan, kendisiyle ilgili fikrini de çevresindeki insanların hafızasına göre kuruyor. Seni yıllardır tanıyan biri, sende değişmeyen tarafları görüyor. Seni yeni tanıyan biri ise yalnızca bugünkü hâlini biliyor. Hangisi gerçek? Belki hiçbiri. Çünkü herkes, seni kendi tanıdığı zamanın içinden görüyor. Belki bu yüzden bazen "Sen eskiden böyle değildin." cümlesiyle karşılaşıyoruz. Evet, değildim. Ama sen de değildin. Yalnızca birbirimizin değişimini aynı hızda fark edemedik.
Bazen düşünüyorum, belki de insanın en büyük yanılgısı kendisini tamamlanmış bir eser sanması. Oysa bitmiş olan şeyler değişmez. Değişmeyen şeyler ise yaşamaz. İçimde hâlâ yeni düşüncelere yer açılabiliyorsa, bazı inançlarım sessizce yer değiştirebiliyorsa, demek ki henüz son hâlime ulaşmadım. Belki hiçbirimiz ulaşmayacağız. Ve belki bunun en güzel tarafı da bu.
Çünkü tamamlanmış bir insan olma fikri bana hep biraz hüzünlü geldi.
Tamamlanan her şey, artık dönüşmeyecek kadar sessizdir.


