Şair Sabahattin Alinin Hapishane Hayatı
Şai̇r Bi̇r Halk Adami Ssabahatti̇n Ali̇ni̇n Hapi̇shane Hayati
"Kütüphane, sonsuzluğun küçük bir modelidir. — Jorge Luis Borges"
"Kütüphane, sonsuzluğun küçük bir modelidir. — Jorge Luis Borges"
Şai̇r Bi̇r Halk Adami Ssabahatti̇n Ali̇ni̇n Hapi̇shane Hayati
Cardenio’nun kaderinde hep “unutulmak” sonra “yeniden hatırlanmak” ve “yeniden unutulmak” var. İlk defa, Shakespeare’in imzasıyla 1824 yılında basılan oyun, sonraları unutuluyor. Oyun uzun bir kış uykusundan sonra tekrar hatırlanıyor. Sırasıyla, 1875, 1892, 1910, 1978 ve 1994 yıllarında tekrar basılıyor. Bu sefer artık “unutulmamak üzere”, Türkçe basımıyla birlikte tiyatro
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kültür, Çevre ve Turizm Bakanlığı tarafından imzalanan bir protokol ile 2011 Türkiye'de Kuzey Kıbrıs Yılı olarak ilan edildi. İmzalanan protokol gereği Türkiye'de yıl boyu yapılacak etkinliklerden ilki Samsun'da AKM'de yapıldı.
Jojo’nun başında siyah bir fötr şapka. Jojo kendinden daha emin, daha atak. Marie ile kucaklaşırlar. Tango yapmaya başlarlar. Gösterinin büyük sürprizi. Parmak kadar iki kukla, hayat boyunca unutulmayacak bir Tango gösterisi sunarlar. Fonda Astor Piazolla’nın müziği eşliğinde kendimizden geçerek izleriz bu olağanüstü naif dansı. Aşkın, yeteneğin, sevginin, müziğin,
Önce uçaktan HAZAR’ı gördüm. Kafkasya’yı bir dev gibi saran, bir anne şefkatiyle kucaklayan ve küçüklüğümden beri hakkında birçok yazılar okuduğum Hazar gözlerimin altındaydı. Bir kuş gibi izliyordum onu. Sevgiyle, muhabbetle, heyecanla…
Artık Bakü kanatlarımın altındaydı. Pencereden onu gözlüyordum. Önce evler seyrek göründü. Büyük binalar yoktu. Geniş
Bugün “iyi bir tiyatro” varsa, bunu gizli kalmış Oscar’lara borçluyuz. Onların tiyatro aşkına. Hayatlarını gözlerini kırpmadan tiyatroya adayışlarına. O adayıştaki dürüstlüğe ve cesarete. Oscar’ların hatırına tiyatro yapmak. İnadına tiyatro yapmak. Hele de günümüz koşullarında. Üstelik kaliteli ve “iyi tiyatro” yapmak.
Tiyatronun felsefesine giriş anlamında bilmeniz gerektiğini düşündüğüm özetleyerek yazdığım bir yazıdır..
Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları Sanatçısı Ertaç Hazer’in “Uğur Böceği” isimli eseri geçtiğimiz günlerde Yeşil Barış Hareketi Yayınları arasında tüm okuyucuların beğenisine sunuldu.
Bence dünyanın en keyif verici işi bir şeyler üretmektir. Şahsen bir şeyler üretmediğim günü zayi olmuş bir gün olarak addederim. O gece gözlerime kolay kolay uyku girmez. Bir şeyler ürettiğim gün huzur dolar kalbim… İnsanlara faydalı olmanın, bir eser üretmenin hazzını doyasıya yaşarım. İnsanın bir şeyler üretmesi için
İçerde düze çıkamadık, şimdi de dışarı mı taşırıyoruz. Geçmişimizi, geleceğimizi ve eteğimizde olmayan taşlarımızı, onun bunun kafasına atmanın ne manası var?
Nevaî gonce tilap gönlüm ağzın etti heves
Egerçi tapmadı lîkin yanılmadı gönlüm
12 Mart Muhtırasının Geleneksel Mûsıkîmize etkisi...
14 Kasım 1840 – 5 Aralık 1926 tarihleri arasında yaşamış Claude Monet Empresyonizm’in kurucusu ve en önemli uygulayıcılarından biridir...
Gelneksel Mûsıkimizin önemli sanatçısı Bekir Sıdkı Sezgin hakkında bir yazı.
Bu soru dilime vird oldu haftalardır soruyorum kendime gerçekten cemil meriç kimdi?! Cemil Meriç bana göre en büyük fikir işçisi idi. Kültür semamızın münzevi yıldızlar'ından biri Cemil Meriç'tir. Ne hazindir ki, adeta unutuldu bu büyük mütefekkir yeni nesil tarafından. Halbuki o, kendini irfana adayan bir fikir adamı idi...
Yahya Kemal Beyatlı şiiri ile Geleneksel musıkimizin ilişkisi...
Akşam oldu hüzünlendim ben yine” şarkısını her dinlediğimde, geçen zamanın bizlerden ne çok şey kopardığını düşünürüm. Her geçen gün taze başlangıçlara zemin hazırlarken öte yandan, yaşanan an’ın da tarih olmasına yol açıyor. Geçen günler muhayyilemizde izler bırakarak zaman ötesine taşınıyor. Geçen zaman yılların harmanladığı kıymetlerimizi de koparıyor bizden.
Türkiye’de trafik kazaları almış başını gidiyor. Gün geçmiyor ki birileri trafik kazasından hayatını kaybetmesin, kolunu bacağını kaybedip yaralanmasın. Dışarı çıkıp da eve sağlam dönmek şükür sebebi sayılıyor. İnsanlarımız bir türlü kurallara uyarak adam gibi araba kullanmayı öğrenemedi. Her şey gözler önünde gerçekleşiyor ama hiç kimse yaşanan olumsuzluklardan ibret
Kendileri ‘dış ses kullanmamak’ diye nitelendiriyorlar bu durumu. Film kendisini anlatıyor. Şöyle ki onların belgesellerini izlerken kafamda bir soru işareti oluşuyor. Bir süre sonra bu sorumun cevabını alıyorum.