Gönderilmeyen Mektuplar - 6
Yüzümüze düşen gülüşlerde ısıtalım vuslatın her harfini.
Mektuplarda yakalım ayrılığın tarifini...
"Yazmak, varoluşsal bir bunalımın, kağıda dökülmüş şarap lekesidir." - Charles Bukowski (Kurgusal Alıntı)"
"Yazmak, varoluşsal bir bunalımın, kağıda dökülmüş şarap lekesidir." - Charles Bukowski (Kurgusal Alıntı)"
Yüzümüze düşen gülüşlerde ısıtalım vuslatın her harfini.
Mektuplarda yakalım ayrılığın tarifini...
Önündeki bulanık suya bir baktı.Bunun üzerinden atlayabilir miyim,diye düşündü.Bir ağacın altına saklanmış olan bir çingene kızı oradan çıkıp ona doğru yaklaştı.Elindeki ıslak çiçekleri uzattı:
Ne bayramlardı eski bayramlar, deriz. Dillerde pelesenk olmuş basit bir söz mü bu? Hayır, yürekten söylediğimiz bir hayıflanmadır.
Hastanede yatıyorum…ziyaretçisi gelmedi diye kırgın, gözleri dolu pek çok hastayla birlikte. Yalnızlık endişesinden kıvranan insanlar dolu çevremde
Kemalettin Tuğcu okuyor diye bir arkadaşım fena dayak yemişti.
Diğeri ise İnce Mehmet okudu diye.
Hatırlamaya başladım işte ben de o günleri.
12 Eylül öncesini.
Biz, Bahçebaşı Lisesi ilk mezun öğrencileri gerçekten farklıydık.
Bilmem nasıl anlatsam ben bizim sınıfı? Siz “Hababam Sınıfı” nı bilir misiniz)
("Hababam Sınıfı" Rıfat Ilgaz'ın en önemli eserlerinden biridir. Günümüze kadar Türkiye'de yazılmış en iyi mizah kitaplarındandır. Bir süre sonra tiyatroya sinemaya da uyarlanmış ve
Dedem de anlatırdı bir şeyler. O vakitler çocuktuk dinlemezdik. Toplandığımız radyo başında cazırtılı seslere karışan “ arkası yarın”lar varken onu kim umursardı ki. Boğazın iki yakasını bir araya getirecek köprü tamamlanmak üzereydi. Kardeşimle, hiç unutmam şimdiki gişelerin önünde hatıra fotoğrafı çekinmiştik. Omuzlarda karşılıklı sarmaş dolaş atılmış kollar, damalı
Ankara'nın Başkent Oluşunun 88. Yıldönümü dolayısıyla 'Gün Aşımı' kitabımdan alınmıştır. Saygılar.
Siz kara patozun ne olduğunu bilir misiniz?
İlla ki bilenleriniz vardır.
Ki eski topraklardansanız kesin bilirsiniz, ‘kara patoz’un ne olduğunu.
Biçerdöver henüz çıkmadan, memleketimin insanı bu kara patozdan kullanırdı tahıl ve nohutları ayıklamak, sap-saman elde etmek için.
Söz vermiş, Hoca’yı hasta yatağında gördüğümde ağlamayacaktım…
Ellerine sarıldım, öptüm…
O ki, Hoca, -bu güne kadar- elini kimselere öptürtmemiştir.
Ama bu kez mani olacak güçte değildi…
Boynuna sarıldım…
"...Bir gün Y. Kemal Beyatlı ve arkadaşları Küçüksu tepelerinde bir konağa davetli olurlar. Sedat İçgören O sıralar bir konservatuar öğrencisi ve son sınıfta oku maktalarmış. Her şair ve davetli eşleri ile gelmiş. Tabi ünlü şairde kendisine hayran bir kız öğrencisiyle davete icabet etmiş...
Özledim demiştim:
Yağmurları…
Aralıksız yağan karları…
Sımsıcak tarhana çorbalarını…
Kavrulmuş un kokan bulamaçları..