"Yazmak, bir yandan da dünyanın ne kadar aptal olduğunu kanıtlama çabasıdır." - Terry Pratchett (Kurgusal)"

Bir Takdir Belgesinden Fazlası..

O gün bana çok önemli bir ders verdi. Hayatta ne "sen" çok önemlisin ne de "ben"... Önemli olan, gerektiğinde "biz" olabilmektir. Çünkü bazı başarıların altında tek bir imza değil, görünmeyen onlarca emek vardır

yazı resim

askerde.pngBir Takdir Belgesinden Fazlası... Askerliğimi yaparken rütbem asteğmendi. Görev yerim ise 5. Kolordu Merkez Kantini'nin muhasebesiydi. Henüz hayatın başında, üniversiteden yeni çıkmış genç bir maliyeci olarak kendimi bir anda büyük bir sorumluluğun içinde bulmuştum. Kantin Başkanımız Vural Albay, aynı zamanda Kolordu Karargâhı'nda görevliydi. Bu nedenle çoğu zaman başkan vekilliği görevi de bana kalıyordu. Bir yandan kantinin muhasebesini yürütüyor, bir yandan da idari işleri takip ediyordum. Bir süre sonra Kolordu Komutanı'nın bana duyduğu güven daha da arttı. Öyle ki, Marmara Askerî Kampı'nın muhasebesi de bana verildi. Artık iki ayrı birimin hesaplarını tutuyor, aylık bilançolarını ve kâr-zarar tablolarını hazırlıyordum. Bugün dönüp baktığımda kendi kendime hep şunu söylüyorum: "Bir insanın tek başına altından kalkabileceği işler vardır; bir de ancak iyi bir ekiple başarabileceği işler..." Ben şanslıydım. Çünkü yanımda işini seven, sorumluluk sahibi, birbirine güvenen mükemmel bir ekip vardı. Ama ekip deyince öyle aklınıza onlarca kişi gelmesin. Hüseyin Çavuşum, Şemsettin Onbaşım ve ben... Topu topu üç kişiydik. Fakat bazen üç kişi, yürekleri bir attığında koca bir ordudan daha güçlü olabiliyor. Eğer onlar olmasaydı ne o raporlar zamanında hazırlanabilirdi ne de o başarılar elde edilebilirdi. Tam her şey yolunda gidiyor derken bir haber geldi. On yıllık mali denetim yapılacaktı. Üstelik sadece benim tuttuğum kayıtlar değil, benden önce görev yapanların yazdığı defterler ve hazırladığı evraklar da benim sorumluluğumdaydı. Bir an için omuzlarıma koca bir dağ çökmüş gibi hissettim. "Ya bir eksiklik çıkarsa?" "Ya yıllar önce yapılmış bir hata bugün benim karşıma gelirse?" Ama korkmaya vaktimiz yoktu. Üçümüz kolları sıvadık. Tozlu dosyalar açıldı. Defterler yeniden gözden geçirildi. Evraklar tek tek incelendi. Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı. Ve o denetim tam iki ay sürdü. Bazen gece geç saatlere kadar çalıştık. Bazen bir evrakın peşinde saatler harcadık. Bazen de yorgunluktan birbirimize bakıp sessizce gülümsedik. Çünkü hepimizin ortak bir amacı vardı: Bize emanet edilen görevi en iyi şekilde yerine getirmek. Nihayet denetimin son günü geldi. Müfettişler son değerlendirmelerini yaptılar. O anı bugün gibi hatırlıyorum. Bir gülümsemeyle elimi sıktılar ve: "Tebrik ederiz, denetimden başarıyla çıktınız." dediler. Ardından bize bir de takdir belgesi verdiler. O gün aldığım belgeyi elbette büyük bir gururla sakladım. Ama yıllar geçtikçe şunu anladım: Asıl ödül, o kâğıt parçası değildi. Asıl ödül, birbirine güvenen insanların aynı hedef için omuz omuza çalışabilmesiydi. O gün bana çok önemli bir ders verdi. Hayatta ne "sen" çok önemlisin ne de "ben"... Önemli olan, gerektiğinde "biz" olabilmektir. Çünkü bazı başarıların altında tek bir imza değil, görünmeyen onlarca emek vardır. Ve ben bugün hâlâ o takdir belgesine baktığımda, üzerinde kendi ismimi değil; Hüseyin Çavuş'un fedakârlığını, Şemsettin Onbaşı'nın emeğini ve üç kişinin tek bir yürek gibi çalışmasının sessiz gururunu görürüm. ✦

Yorumlar

Başa Dön