12 Eylül Fermanı
Evren başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi, ihtilalden 46 gün sonra bir kanun çıkardı. Bu kanunun metinleri aslında birer ferman olsa da isimleri kanun olacaktı.
"Okumak, zihnin kanatlarını açmaktır. — Helen Hayes"
"Okumak, zihnin kanatlarını açmaktır. — Helen Hayes"
Evren başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi, ihtilalden 46 gün sonra bir kanun çıkardı. Bu kanunun metinleri aslında birer ferman olsa da isimleri kanun olacaktı.
Sayın pek muhterem Sam Amcanın çocukları Baydın Dayının canından çok sevdiği yavruları... Yavruları derken tabi ki genel anlamda böyle bir cümle kuruyorum, yoksa bir çoklarınız ellili, altmışlı, yetmişli yaşlardasınız... Biliyorum ki sinema sanatının en yoğun olarak icra edildiği bir numaralı ülkesiniz... Holywood denen sinema üretim merkeziniz hiç durmadan
Sam Amca ile Çin vergilendirme yüzünden birbirine girdi. Dünya piyasalarını da hakeza borsalarını da tepetaklak etmeye yetti yaşananlar... Çin hepinizin bildiği gibi yeni dünyanın, bir öngörüye göre, Amerika beş on sene içinde yıkıldıktan sonra ki liderliğine en büyük aday. Haliyle bu da Sam Amcayı ve yeğeni Danıld biraderi
Terör; dünyanın her yerinde devletlerin insanları hayvanca eğitip yetiştirmesi ve yönetmesi sonucunda ortaya çıkan bir şiddet olduğunu insanların artık bilmesi gerekir.
Kendi halkı yardıma muhtaçken, halktan bağış dilenerek başkasına yardım yapmak, toplumun onuruyla oynamaktır. Bizdeki devlet yöneticileri, yardım vb. konuların ne zaman, hangi koşullarda yapılacağını ya bilmeyecek kadar cahiller veya profesyonel hısızdırlar.
Prof Erhan Arıklı, gerek siyasette, gerekse de çalıştığı alanda çok deneyimli biri. Araştıran, üreten bir ilim adamı.
Erhan Arıklının düşüncelerini, yaptıklarını ve yapmak istediklerini anlayabilmek için her şeyden önce onu iyi tanımak gerekir diye düşünüyorum:
İlk başta uyarılması gerekenler, Alevi olup korkak ve basit hesaplarla mevcut rejimim arkasından gidenler şunu unutmasınlar ki, devletin ordusu ne onları ne de kendilerini koruyamayacaktır. Bunun tarihteki en büyük örneğini, dünya imparatorluğu olduğu iddia edilen Osmanlı'nın, Birinci Dünya Savaşı'ında nasıl mezara göüldüğü kanıtıdır.
Türkiye ve Türk ulusunun Anayasa ile bir sorunu yoktur. Ancak, siyasal partilerin ve bir çok siyasetçinin bu bağlamda çok ciddi sorunları vardır. İşte sorunsal aslında o partilerin ve o kişilerin kendilerini kurtarma ve aklama çabalarıdır.
Seçim meydanlarında çoğu zaman dikkatimi çekmiştir, adamın karşısında beşyüz, bilemedin bin kişilik bir topluluk var, atıyor işkembeyi kübra'dan.''Biz iktidara gelirsek neler yapacağız neleeeer,'' Otoyollar mı istersin, fabrikalar mı, her ile Üniversiteler mi, bir de uzatırlar cümleleri vatandaaaaaş, sanki işporta da mal satıyor. Seçimi kazanıp meclise hasbelkader girenleride, tavana
Türk Milliyetçisi Dündar Taşer' in biyografik incelemesi...
Köprübaşı’nın yetiştirmiş olduğu mümtaz şahsiyetlerden biri de 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde büyük oğlu ve eşiyle birlikte enkaz altında kalarak aramızdan ayrılan Kocaeli Milletvekili Alaattin Kurt’tur. O, küçük ilçemizin değerlerinin başında gelmektedir.
Yakında şimdi al, öldükten sonra öde! kampanyası başlatırlarsa şaşırmayın. Bu kadarı da olmaz mı diyorsunuz? Olur, olur bal gibi olur. Siz dedelerinizin borcunu ödemediniz, ama bu sistem sizin borcunuzu torunlarınıza ödettirecekdir.Borç yiğidin kamçısıdır yutturmacası toplumdaki itibarlı kişilere söylettirilerek yeni yeni tuzaklar hazırlanıyor. Halbuki borç kapitalizmin kölelerine vurduğu bir
Komplo teorisyenleri, Bilderberg Grubunun finansal krizleri bilerek çıkartmak, insanları sürekli olarak gelecek korkusu ve baskısı altında tutmak, güncel sorunlarla meşgul etmek, dünya nüfusunun, daha doğrusu sıradan insanların yüzde 80'ini laboratuvarlarda üretilen hastalıklar, uzaktan ışınlanma, bölgesel savaşlar gibi çeşitli yöntemlerle yok etmek gibi planları olduğunu iddia ediyor.
Acaba,asırlardır Türk varlığına kasdetmiş olan bu ülkelerin insanları ,nasıl olursa bir olayı “Türk Soykırımı” olarak kabul edeceklerdir? Mesela;
Dünya için en büyük tehdit G-7 ülkelerinden gelmektedir. Çünkü bu ülkeler silah ve uyuşturucu ticaretini yanı sıra, çevre felaketlerine neden oldukları gibi, bunların her çeşit dinsel yapılanmaya ve etnik teröre destek verdikleri, mazlum ülke halklarının uyanışını engellemek için o ülkelerdeki en gerici unsurlara arka çıktıkları, bilinmektedir.
Bir toplumun örf adetlerini hiç bir şey zenginlik kadar yükseltemez ve hiç bir şey de yoksulluk kadar alçaltamaz....
1 Haziran 2010 tarihli kararında BM Güvenlik Konseyi doğrudan doğruya ve açıkça İsrail'i kınamamış, sadece askeri operasyon sırasında meydana gelen eylemleri kınayan bir karar almıştır.