Kaşıntı
Ve yürürken son “engel”ine çarptı istemeden. Kafasını kaldırdı sinirli snirli. “Engel”iyle uzun uzadıya bakıştılar. “Engel”inin sıcak bakışları midesini bulandırdı. Küfretti içinden.
"Edebiyat, gerçeğe eklenen bir yalandır. — Carlos Fuentes"
"Edebiyat, gerçeğe eklenen bir yalandır. — Carlos Fuentes"
Ve yürürken son “engel”ine çarptı istemeden. Kafasını kaldırdı sinirli snirli. “Engel”iyle uzun uzadıya bakıştılar. “Engel”inin sıcak bakışları midesini bulandırdı. Küfretti içinden.
Mutlu sonla bitmeyen aşklar vardır. Verilen yeminlerin unutulduğu, gözlerinin renginin, sesinin tonunun hatırlanamadığı aşklar. Kimse bu aşkların kahramanlarından olmak istemez. Herkes bir kalpte derin yaralar açmak ve arada bir, ince bir sızı ile anılmak
..Senin tek cevabın ondadır, seni doğuracak olan odur, ve \[o da\] senin tek doğuracağındır.
O da ne? Her şey birdenbire değişti. Yine güzellikler yaşandı an be an. Mutluluk çığlıkları kapladı etrafı. Sevinç titreşimleri sarmaladı ulaşılmaz mekanları.
İlk sigara sıla için yakılır, ikincisi sılada bekleyen yar için, üçüncüsü yakılamadan uyku bastırır... Sabah olduğunda yeni günün heyecanı kaplar benliğini, heyecanı gidermek için yakılır sigara bu kez de...
Uzun bir yürüyüş, içimde bir bunaltı. Yağmurun ayak sesleri geliyor. Susucu sesler içinde kaybolmak, bilmek gidişlerdeki boşluğu ve yalnızlıkla yağmurda bir başına kalmak. Yorgunum. Kendimi sisli bir Pazar sabahı ekmek almak için dışarı çıkmış, kaybolmuş
düşüncelere dalıyorum çoğu zaman. düşünmeyi seviyorum. çözümü bulmak için değil. nefes alırsın ama amacın yaşamak değildir mesela. onun gibi.
Hepsinden önemlisi “hürüz”. Hürriyetimizi kısıtlayacak herhangi bir baskı altında değiliz. Bağımsızız. Şüphesiz; esâreti tatmayan, hürriyetin kıymetini anlayamaz.” Turgay aynı kanaatte değildi. “Üç gündür kafa çekmiyorum...
Ah babaanne. Ne çok çektirdin bize. Hele anneme yaptıkların. Ne yaman kadınmışsın babaanne. Hani şu devlet gibi kadın dediklerinden. Gözlerini söylüyor herkes. Ben de çok korkardım onlardan. Kızdığın zaman bir bakışın yeterdi. Söze gerek yoktu...
Her çocuk gibi ben de çok korkardım yalnız gecelerden. Karın ağrılarıyla geçirdiğim, bitmek bilmeyen, uzun, karanlık gecelerden sadece birisi bu. Ne zaman annem odaya yatmaya gelir, işte o zaman ben uykuya kucak açardım sıcacık...
Mehmet Akif’in dediği gibi, “Kim kazanmazsa bir ekmek parası/Dostunun yüz karası, düşmanının maskarası,’’ oluyor. İnsanın öz kardeşi bile böyle yaparsa, elin kızı terk etti diye eleştirmeye ne hakkımız var...
Kimliğini ve niceliğini sorgulayamadıkların kutsaldır zaten, nedenine ve nasılına hükmedemediklerin... Ve derinlik aslında dipsizliktir ya da en azından görünmeyen bir dip...
Devrim tüm kulakları tırmalarcasına yayılıyordu bütün gökyüzünebütün kulaklara ve kalblere
insanlar bazen yalnız kaldıklarını sanarlar, halbuki yalnızlıktan haberleri yoktur, çünkü gerçekten yalnız biri, kalabalığı bilemez.
istanbulda yaptığım vapur yolculuklarında gördüğüm insanların betimlemeleri.