Kafam Karışık
Hiçbirimiz diğerimizi bilmeyiz. Bilinmeyenlerin deryasında işte yüzer gideriz. Biz zalimleriz, biz sevenleriz, biz zulmedilenleriz ve aynı şeyiz işte. Hep de haklıyız.
"Sabahın köründe uyanmak, Tanrı'nın sana 'bir günün daha var, mahvet' deme şeklidir." - Dorothy Parker (kurgusal)"
"Sabahın köründe uyanmak, Tanrı'nın sana 'bir günün daha var, mahvet' deme şeklidir." - Dorothy Parker (kurgusal)"
Hiçbirimiz diğerimizi bilmeyiz. Bilinmeyenlerin deryasında işte yüzer gideriz. Biz zalimleriz, biz sevenleriz, biz zulmedilenleriz ve aynı şeyiz işte. Hep de haklıyız.
BAYRAM
Bayramlar ilk önce çocuklara gelirdi. Heyecanıyla, saflığıyla, güzelliğiyle tüm merakıyla.
Onlardan anlardınız bayramın önemini, tadını, ruhunu. Küçükler ve annelerinin gözünde bir
türlü büyümeyen küçükler de dâhil.
Evlilik öncesi her buluşmalarına uzun bir bakım sonrası giden erkek ve kadın, nikahın ertesi günü, sabah birbirlerini gördüklerinde ilk şaşkınlıklarını yaşarlar.
“Dövizlerinizi bozdurun” çağrınız üzerine yastık altındaki dolar ve eurolarını çıkaran bu asil millet, döviz bürolarına koşarak yalnız olmadığını tüm dünyaya gösterdiler…
Sen yürü Reis…
Sen dost doğru yol üzeri yürüdükçe göreceksin bütün bir millet arkanda yürüyecek…
İzedebiyat’ın bu iki değerli kalemi, edebiyat tarihimizde sanırım bir ilki gerçekleştiriyorlar. En değerli varlıklarını; beyinlerinden, yüreklerinden damıttıkları yapıtlarını kuşanıp yürüyorlar barikatlara...İnadına, inadına, inadına...
En etkili iletişim her zaman konuşmak değildir sözsüz iletişim pandomim gibi ya müzik bir kaç nota akor enstrümanlarla olan o eşsiz anlatım İngilizce Fransızca Japonca müzik evrensel çünkü duyguların dili ortak desem ki okuyami sonra hüzün işte hissedilen yine üzgünlük..
Adalet gemisi ile kısa bir örnekleme
gecenin sabahı veya sınırların çizgisi
Dört edebiyat ve şiir gönüllüsü bir araya gelerek bir tarih, kültür, sanat ve edebiyat dergisi çıkarmaya başladık. Dergi yolculuğumuzda el ele yürüdüğümüz dostlarımızdan biri Avukat Abdulhadi bay. Değerli bir şair olan dostmuz
Kadehimin dolu yarısını sana kaldırıyorum. Bana dolu dolu yaşattığın bağ bozumları için. Güneşin ateşli bir kadın gibi gökyüzünde yanıp durduğu saatlerde bana pınar başındaki serin sular gibi öpüşler yaşattığın için kadehimi sana kaldırıyorum. Ellerimin hiç çiçek dermemişliğinde gül kırmızısı şarabı senin hatırana döküyorum. Herkes bana ne oluyor sana
An gelir elde bir çiçek.
An gelir bir keleş.
An olur eller tanrıya yakarır.
An olur dilenir.
Benim küçük şiirimdiler. Tıpkı küçük bir kasabayı andıran. Herkesin birbirini tanıdığı, insanların birbirine bir dağ gibi yaslandığı bir kasaba gibiydiler. Orada insanlar o kadar dağlaşırdı ki kendini gökyüzüne yakın hissederdin. İşte orada yakınlık böyle kurulurdu. İnsanlar birbirlerine, dağ, ova, deniz, göl, bağışlardı sanki. Kendini bazen bir martı, bazen