"Hikâyeler, hayatın taşınabilir yurdudur. — Jeanette Winterson"

Öykü

Âşıklar Hikâyesi

Ormanın kuşattığı, geceleri kurt ulumalarının ve baykuş seslerinin yankılandığı ücra bir kasaba… Hülya’yla pazar telaşına karışırken geçmişten kalan bir bakışın izini sürer. Kahvehane önünde buluşan yeşil gözler, sessiz taşra hayatının içinde filizlenen aşkı, özlemi ve saklı bir hikâyeyi yeniden canlandırır.

Otuz beş yıl

35 yıllık bir evliliğin içten ve dokunaklı hikâyesi… Zamanın yalnızca geçmediğini, iki insanı birlikte değiştirdiğini anlatan bu metin; gençliği, çocukları, kırgınlıkları ve sevinçleri geride bırakırken birbirinin elini bırakmamanın değerini hatırlatıyor. Çünkü gerçek sevgi, her şey güzelken değil; hayat ağırlaştığında da yan yana kalabilmek.

yazı resim

Gümüş Camgöz (Hikâyesi)

Burgaz’da sabahın dördü… Kurşuni gökyüzünün altında, topal martı Rıfkı’dan başka yoldaşı olmayan bir adam sahile iner. Her şeyi yerli yerinde görünse de içinde büyüyen boşluk onu denize çağırır. Küskün dalgalar, buruşmuş tütün ve gıcırdayan bir sandal eşliğinde, insanın kendisiyle ve suskun denizle yüzleştiği şiirsel bir yolculuk başlar.

Kimsin Sen

Ekranın ardına saklanarak dünyadan kaçan ünlü bir yazar, lüks rezidansındaki kirli ve çürümüş sabaha uyanır. Dışarıda bilgece gülümseyen yüzüyle içeride titreyen, parçalanmış benliği arasındaki uçurum büyür. Güneş, gecenin siperlerini yıkarken onu kendi karanlığıyla yüzleşmeye zorlar.

Yüzde İki

Hayat bazen matematik hatalarını affeder.
Ama insanın karakter hesabındaki eksileri asla...
Çünkü gerçek başarı;
çok şey bilmek değil,
bildiklerinle ve yaşadıklarınla iyi bir insan kalabilmektir.

Kimsin Sen

Ekranın ardına saklanarak dünyadan kaçan ünlü bir yazar, lüks rezidansındaki kirli ve çürümüş sabaha uyanır. Dışarıda bilgece gülümseyen yüzüyle içeride titreyen, parçalanmış benliği arasındaki uçurum büyür. Güneş, gecenin siperlerini yıkarken onu kendi karanlığıyla yüzleşmeye zorlar.

Tavla Tavla Beni Tavla

Yok, yok kimseleri tavlamıyoruz. Bacanak ile tavla oynuyoruz. Seneler var elime almamışım. Bilirimde oynamam. Oynarım da yenemem... Yenilirim de kızmam... Sevmemde, her zaman satrancı tavlaya tercih ederim, ama bacanak Gel sana biraz ders vereyim. deyince, tabi kaçmak olmaz, oturduk tavlaya... Bakalım burada kim kimi tavlaya...

Bir bankın üzerinde…

Göle bakan eski bir bankta oturan anlatıcı, altın renkli günbatımında düşüncelere dalar. Şehrin kaosundan kaçtığı bu sığınakta, zihninde bir zamanlar yaşadığı aşkın anılarını canlandırır. Gizemli sevgilisinin öngörülemeyen ruh hallerini, fırtınalı davranışlarını ve aralarındaki derin bağı hatırlarken, geçmişin duygusal izleri günün son ışıklarıyla harmanlanır.

Başa Dön