Hovarda Milletiz Vesselam (!)
-Madenlerimizi,bankalarımızı,fabrikalarımızı kısacası Cumhuriyetin tüm ekonomik kazanımlarını ya bedavaya ya da yok pahasına ona buna veren biziz.
"“İnsan bazen aramadığı şeyi bulur.” — Alexander Fleming"
"“İnsan bazen aramadığı şeyi bulur.” — Alexander Fleming"
-Madenlerimizi,bankalarımızı,fabrikalarımızı kısacası Cumhuriyetin tüm ekonomik kazanımlarını ya bedavaya ya da yok pahasına ona buna veren biziz.
‘vatan yahut silistre’ oyunu sahnelenmeden önce; gazetelerde; ‘nalın Olayı’ haberleri yer alır. bu haberler günlerce basında yer alır. peygamberin nalınının ikinci teki canik’de bulunduğuna dair haberler yayınlanır.
Halkımızda tepki uyandıracağına inandığım bu olaylara kaba deyişle Yuh demeyi hiç istemezdim ama insanca ve hakça düşünülürse tam karşılığı budur.
Beylik bir laf vardır bilirsiniz ''Tüketim toplumu olduk.'' derler. Doğrudur, ancak üretim olmadan tüketimde olmaz... Eski zamanlarda insanlarımız sanki daha kanaatkardı gibi gelir bana, gibisi fazla öyleydi... Şimdi ki bebelere bakıyorsunuz hepsi marka tutkunu... Ayakkabılar o tanınmış firmadan, kazaklar gömlekler başka tanınmış firmadan. Analarınız, babalarınız da marka mı
MOTAŞ’ı, bu arabalarla olsaydı biz Orduzu Belediyesiyle devam ederdik.
Ama etmedik…
Çünkü olmadı, bu elbise bu bedene dar geldi ve çıkartıp çöpe attık…
Şimdi biz çöpe attığımız bu çürümüş kirli elbiseyi ne diye bir daha biçiyorsunuz Kaldırım halkına…
Yani bu
Biz, millet olarak: Azınlıkların hakkını savunacağız diye (el hak savunmalyız) bu ülkenin aslî unsurunu ölüme mi mahkûm edeceğiz?
Üç türlü insan vardır. Leyleklerin getirdiği insanlar birinci gruptur. Bunlar bol bol lak lak ederler. Burunlarını her şeye sokarlar. Kibirli kibirli yürürler. Gezerler tozarlar. Yüksekten uçarlar. Zengin ve gösterişlidirler.
İkinci grubu dünyaya kargalar getirir. Bunlar leş yerler. Bu yüzden ölümü ve savaşı çok severler. Barıştan nefret
Ardından, bir arkadaşımdan bir yorum düşer sayfama: Köyde söylediler... ‘Adam karizmatik ,çok yetenekli. Yesin biraz. Herkes yiyor ki...’ Donakaldım, yesin biraz’a. Nasıl bir toplumuz biz, hırsızlığa alışmış.... ‘Sen çaldın mı hiç Naci abi’ dedim. ‘O nasıl laf başbakan mıyım lan!!!!’
100 Yıllık Yanlışımız: BATILILAŞMA
Acı gerçekleri yazmak, insanın sinirlerini bozuyor.
Dershaneler, bu ülkenin sadece acınan, kan kaybeden eğitimin sonucu değildir; aynı zaman kan kaybeden, acınacak hale dönüşen ve çözülen aile yapısının bir sonucudur da.
“ İnsan hakları, ileri demokrasi, inanç özgürlüğü” dediniz. Din ve mezhep kavgaları, etnik kavgalarınızla geldiniz.
Yıllarca ortaklık yaptığınız, kullandığınız diktatörler de yetmedi o derin ve iğrenç bunalımlarınızı aşmaya. Birer birer devirdiniz. Daha güdümlü, ipliği pazara çıkmamış işbirlikçiler buldunuz.
Avrupa Birliği , maceramızın ne hikmetse bir de bakanı var ama, neye ve nereye baktığı belli değil. O nereye baktığı belli olmayan bakan da kızınca o biçim konuşur Tarihe saman ithal eden adam , olarak geçen bir bakan daha var! Bu ülkenin kurbanlık sığır dışalımı yapması yetmedi, bu
Hayaları şişiyor zannettiğiniz mahkûmlara ilişki değil, onların sevdikleri ve saydıkları insanlar ile insanca ziyaretlerini geçirebilecek ortamlar gereklidir. Bu ortamları hemen filim çekme sahnesine benzetmeyin lütfen.
Buram buram istihbarat kokan, dil özürlü o kitapları da aldım. Politika çoktan istihbaratlar çatışması haline gelmişti. Benim doğruları öğrenmem için bu çatışmaların taraflarının satır aralarında gezinmekten başka şansım kalmamıştı ki...Niye ille de birinin güdümünde olacaktım? Ne kadar çatışan çarpışan varsa hepsini okuyup kendi yargımı oluşturacaktım. Edebiyat beğenimden sonra
en büyük eksiğimiz kendimizce gideremeyeceğimiz bir şey ihtiyacımız var ama istediğimiz bir başkasında
Nedir barış? Savaşsızlık, savaşmama durumu, birbiriyle iyi geçinme durumu, sulh, barışmak eylemidir barış. Ama görüyorum ki barış savaşın kardeşi, biri ötekini doğurabiliyor, insanların acayipleştirdiği dünyada.
Uzun uzun anlatmaya gerek yok. Olanları, olacakları toplarsanız herşey kısa ve öz.