Susmak ve Dinlemek
Zamanın akıp giden yalnızlığında
Soluksuz kalan bedenler ve bedenlerle birlikte boşluğa itilen yaşamlar.
"Bütün kitaplarımı yakmaya karar verdim. Sonra anladım ki, o zaman neyi yakacağımı da yazmam gerekecekti." - Franz Kafka"
"Bütün kitaplarımı yakmaya karar verdim. Sonra anladım ki, o zaman neyi yakacağımı da yazmam gerekecekti." - Franz Kafka"
Zamanın akıp giden yalnızlığında
Soluksuz kalan bedenler ve bedenlerle birlikte boşluğa itilen yaşamlar.
Topluma öğüt verme amaçlı olarak, hayvan, çanlı ve çansız varlıkları çanlı imiş gibi konuşturma sanatını bilirsiniz. Bunun ustalarını saygı ile anıyorum. İçinde bulunduğumuz ortama uygun düşeçek böyle bir hikayeyide ben aktarmak istiyorum size. Tabii izniniz olursa. Sakın birileri alınıp kırlmasın...
İki saatlik bir kitap okumanın ardından,ihtiyaçlarımı karşılamak için (Evimiz müstakil iki katlı olduğu için) aşağı indim.Saat gecenin onikisi yani gece yarısı.
Dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren kendimizi bir serüvenin içinde buluveririz.
Var olmak istiyor. Var olmak; gökteki yıldızlar kadar... İçinde saklı hazinelerinden, yüreğindeki şefkatten, bitmeyin enerjisinden yararlansın istiyor dünya. Kıymetli olduğunu hissetmek, bu duyguyla daha çok çalışmak, üretmek, ürettikçe çoğalmak, çoğaltmak istiyor.
Evet değerli dostlar;365 tane tertemiz sayfa var önümüzde.önceki sayfalarda yazamadığımız, ya da yanlış yazdığımız. İşte kalem de, silgi de bizde , ne dersiniz?
Bu metin, Osmanlı'nın yıkılışıyla oluşan büyük tarihsel boşluğun günümüze yansımalarını ele alıyor. Avrupa'nın akıl bunalımı ve Doğu'nun yaraları arasında sıkışan insanlığın durumunu sorguluyor. Yazı, tüm acılara rağmen insana ve umuda inanmanın gerekliliğini vurguluyor. Her krizin aslında yeni bir başlangıç olabileceğini hatırlatarak, varoluşsal bir çıkış yolu sunuyor.
Emeğe uzanacak ellerin boş zamanlara uzanacak ellerden daha çok olacağı umudunu hiç yitirmeyeceğim….
Bekle çocuk….
Geleceğin haritasındaki yolcuların
Güneşe soyunması kadar çıplaktır umut…..
Biz Türk milleti olarak sadece kâğıt üzerine imza atmayız, hayatın her alanına da merhametimizle gülümsemelerimizle imza atarız. Ecdadımız tarihte o kadar çok imza atmış ki dört kıtaya, aradan geçen yüz yıl sonra bizlerde onlara yetişemesek de imzalar atmaya devam ediyoruz.
Bir düşünün “hapı yutmak” değimini, ne kadar korkunç bir şey ifade ediyor. Bizi umarsızlıkta en uç noktaya ulaştırıyor. Geriye dönüşü yok. Peki, hiç düşündünüz mü? Hapı yutmak bu kadar korkunç ise, ya hap ne hissediyor yutulurken? Acaba kim daha şanslı, yutan mı, yutulan mı?
Yönetim ve yönetim ahlakı üzerine semavi kaynakları bir tarafa bırakacak olursak ilk bilimsel
denemeler ve yazılar Antik Yunana kadar uzanmaktadır..Sokrates ve öğrencisi Platonun
Devlet ve devlet yönetimi üzerine ortaya koydukları çalışmalar ve sisteme karşı
sergiledikleri manifesto ve Sokratesin bedel olarak hayatıyla ödediği
"Kalabalıkların Yanıltıcı Gücü" - Bu metin, toplumda yaygın kabul gören fikirlerin mutlak doğru olmayabileceğini vurguluyor. Çoğunluğun bir şeye inanması onu gerçek kılmaz, sadece yaygın bir kanaat haline getirir. Hakikat, kalabalıkların oylarıyla değil, eleştirel düşünce ve sorgulamayla ortaya çıkar. Toplumlar sorgulama yeteneğini kaybettiğinde, milyonlarca insan aynı anda yanılabilir.
Tekel İşçilerinin direnişi gerçekten de tüm toplumu ilgilendiriyor. Çünkü ülkemiz elden gidiyor. Emperyalist devletlerin yeni sömürü stratejilerinin kurbanlarından biri oluyor.
19 Ocak 2007, İstanbul.
Tam bir yıl önce bir haber düştü gündeme bomba gibi, Hrant Dink vuruldu!
Ben bir gün çocuğum olduğunda ona insanları sevmeyi öğreteceğim, ırkları ve dinleri değil. Ben çocuğuma “ İNSAN” olmayı öğreteceğim. Ve kimse inanmasa da ona hepimizin kardeş olduğunu öğreteceğim.
Her felsefi içerikli metin gibi, şiir de, öncelikle kullanılan dilin, tüm kurallarına uyulması ve dili geliştirme çabası içermelidir.
Oğuz Atay