..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Ben bir dünya yurttaşıyım. -Sokrates
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Türkiye > Salih Zeki Çavdaroğlu




27 Mayıs 2020
27 Mayıs 1960 Darbesini Öncesi ve Sonrasında Sıcağı Sıcağına Yaşamıştık  
Salih Zeki Çavdaroğlu
27 Mayıs Darbesi ve sonuçları...


:DE:
Bundan, tam 60 sene önceki bu gün idi. 12 yaşında idim. Baba evimiz Ankara’ da idi. Cebeci Ortaokulu 1. Sınıfında okuyordum. Evimiz Okula takriben 150 m. mesafede idi. Okulumuz ‘ un karşısında bir cadde sonrasında , o zaman Cebeci Çayırı olarak adlandırılan, bu gün üzerinde CEBECİ STADYUMU’nun da bulunduğu, ancak o tarihte bina olarak sadece yazlık BULUŞ SİNEMASI’ nın olduğu, , ve devamında ALi DAYI’ nın tur hesabı 10, 15, 25 kuruş karşılığında biz çocuklara kiraya verdiği bisiklet filosu vardı. Kalan boş alanda taş kaleler kurar, 6 ‘ şar kişilik takımlar halinde maçlar yapardık. Bu alanın hemen bişiğinde hâlen Perşembe günleri kurulan bir Pazar yeri vardı. Onun bitişiğinde TCDD Demiryolu vardı. Bir iki sokak üzerinde de İÇ CEBECİ merkezi ve birbirine bitişik HUKUK ile SİYASAL BİLGİLER fakülteleri bulunuyordu.
Okulumuzda sabah öğle saatleri kızlar, öğlen akşam satleri arası erkek sınıfları olarak öürenim görürdük. Haftanın 6 günü okul vardı. O tarihlerde gerek kamu işyerleri, gerekse okullar Cumartesi günleri de sabahtan öğleye kadar açıktı.
Biz de gerek okul öncesi saatlerde, gerekse okul çıkışında çantamızı eve atıp, günlük kıyafetimizi giyip, ya futbol oynamak, veya kiralık bisiklete binmek için soluğu Cebeci Çayırında alırdık.
1960 senesi, Nisan ayının ikinci yarısında, havalar oldukça sıcak geçiyor idi. Biz de okul dışında hemen hemen bütün zamanımızı Çayır’da geçirmeye başlamıştık.
Günlerden muhtemelen 28 Nisan idi. Birkaç arkadaş her halde o gün okula gitmemiş ve Çayır’ da futbol topu ile oynuyorduk ki; Fakülrelerin olduğu kesimden slogan sesleri, koşuşmalar, polis düdükleri ve siren sesleri geliyordu. Birkaç saniye oyunumuza ara verdik , birbirimize anlamsız gözlerle baktık, sonra hibir şey olmamış gibi oyunumuza devam ettik.
O günden önce bir huzur şehri olan Ankara, sonraki günlerde bir daha asla aynı sükutu yaşamayacaktı.
Zaman zaman arkadaşlar ile, yürüyerek, Dikimevi, Cebeci, Kurtuluş, Kolej güzergâhı ile Kızılay’ a dolaşmak amacıyla gidiyorduk. Özellikle , Hukuk ve Siyasal Fakültesi önleri ile, Kızılay Güven Park civarında, hiç dağılmayan hareketli bir kalabalık vardı.
26 Mayıs gecesi evde, her zamanki gibi belli vakitte yataklarımıza çekildik. Sabaha karşı 05 sularında, Cebeci taraflarından gelen silah sesiile uyandım. Yattığım odada, ikinci dünya savaşı yıllarında alınmış, çeyiz sandığı büyüklüğünde ORİON marka bir lambalı radyo vardı. Hemen onu açtım; spiker sürekli olarak : “ Dikkat dikkat ! Muhterem Vatandaşlar; radyolarınızın başına geçiniz…Güvendiğiniz Silahlı Kuvvetlerimüizin sesi bir dakika sonra sizlere itab edecektir.” Diye anons yapıyodu.
Hemen annem ile babamın yatak odalarının kapısını çaldım. Annem ve babam da hemen radyo başına geldiler.
Ankara semâlarında gün ışımaya başlamıştı . Daha sonra, isminin Albay Alpaslan Türkeş olduğunu öğreneceğimiz tok bir ses, şu anosu yapmaya başladı : "Sevgili Vatandaşlar ; Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekâta Silahlı Kuvvetlerimiz; partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında, en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi, hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır.
Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz, hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavüzkâr bir fiile müsaade etmeyeceği gibi, edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş; kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde aynı milletin, aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri, ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir.
Kabineye mensup şahsiyetlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sığınmalarını rica ederiz. Şahsi emniyetleri kanunun teminatı altındadır.
Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz, Birleşmiş Milletler Anayasası'na ve insan hakları prensiplerine tamamen riayettir. Büyük Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' prensibi bayrağımızdır.
Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO'ya inanıyoruz ve bağlıyız. Düşüncemiz 'Yurtta sulh, cihanda sulh'tur."
Bildiri bittiğinde, babam rahmetlinin bayağı ümitsiz bir hâlet-i rûiye içine girdiğini, 1961 Haziran’ ında Menderes’ in darağacına çıkarıldığında anlayacaktım.
Annem; hemen evde yeterli ekmek bulunmadığını söyledi. Ekmek almak için beni fırına yolladılar.
Ağabeyim rahmetli, o yıllarda, 1948 model Pleymouth arabası ile , Meşrutiyet Caddesi’nde taksicilik yapıyordu. Evli idi ve başka bir semtte oturuyordu. Öğleden sonra aracı ile baba evine geldi ve hepimizi arabaya alıp, önce Kızılay, Sıhhiye, Opera, Ulus, Dışkapı yoluyla, evli olan ve Etlik’ te oturan ablamı ziyarete götürdü.
Geçtiğimiz güzergâhlar üzerindeki birikmiş kalabalıklar, tam anlamıyla bir zafer sarhoşluğu içinde, ilkel Afrika kabilelerinin danslarına benzer darbe kutlaması yapıyorlardı.
Bu darbe , ülke içindeki vesayetçi zümrenin, işlerine gelmeyen iktidarları, göbekten Amerika’ ya bağlı ve oradan yönetilen satılmış üniformalılar eliyle indirmelerinin miladı olacaktı.
Yani, ortalama 10 yılda bir , 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 vb. müdahalelerle “Cici Demokrasilerinin” balans ayarlarını yapacaklardı.
Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Poltkan’ ı rahmet ve muhabbet ileanarken ; bu darbenin faili müsvedde Komutanlar, Hakimler, Savcılar ve de özellikle o dönemin bunak, haris siyaset ucubesi Moruk’ u lânetle, ALLAH’ ın âdil hükmüne havâle ediyoruz…
Salih Zeki Çavdaroğlu
27 Mayıs 2020

https://ferahnak.wordpress.com/2020/05/27/27-mayis-1960-darbesini-oncesi-ve-sonrasinda-sicagi-sicagina-yasamistik/



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın türkiye kümesinde bulunan diğer yazıları...
Cumhuriyetimizin Kuruluş Felsefesi
"" Lozan Belgeseli "" Resmî Tarih Tezinden Ne Kadar Az Etkilenecek?

Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Osmanlıca’ Nın Tüketilişi Dilimizi Tarzanca’ Ya Çevirdi
Ülke Olarak Yıllardır Sosyal Şizofrenlerimizle Uğraşıyoruz…
Atatürk'ün 1934 Yılı Tbmm Açış Konuşması ile Osmanlı Musıkîsi Adeta "" Vebâlı" İşlemi Görmeye Başlıyor
Ziya Gökalp
Ayasofya Camii’ Nin Kapatılmasının Bilinen Hikayesi
Türkiye’ de Yargı 27 Mayıs Darbesi İle Birlikte Bir Anda Guguk’ A Dönüştü ve Meydana Gelen Hasar Bir Daha Asla Tam Anlamıyla Giderilemedi…
Sultanü'ş Şuara Necip Fazıl’a Dair Hatırlayabildiklerimiz…
Ziya Gökalp’' In Musıki İnkılâbı Günlerinde Kendinden Menkul Müzikologluğu
Ayasofya' Nın Müze Olarak Kullanılması Bir Mülkiyet Hakkı İhlalidir
Münasebetsiz Muhtar Efendi

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
İki Bedene Tek Ruh [Şiir]
Adı Konulmamış Duygular [Şiir]
Hayal Bazan Gerçeği Aşar [Şiir]
Aşk Bir Terennüm İse [Şiir]
Yağmuru Beklerken [Şiir]
Sensizlik Beyitleri [Şiir]
Her Şey Geçmişte Kaldı [Şiir]
"" Mâzi Kalbimde Yaradır "" [Şiir]
Vesvese [Şiir]
Sensiz Bayram [Şiir]


Salih Zeki Çavdaroğlu kimdir?

Otuz yıldan fazla bir süredir Geleneksel Türk Musıkisi eğitimi aldım. Üsküdar Musıki Cemiyeti' nde 20 yıl korist - solist olarak görev yaptım. Bu güz Türk Musıkisi üzerine makaleler yazıyorum. (bkz. www. musikidergisi. com)

Etkilendiği Yazarlar:
N.Fazıl , C.Meriç, B.Ayvazoğlu,


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Salih Zeki Çavdaroğlu, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.