"Gelecek, şimdikinin ardı sıra gelen bir dizi, 'Ne yapıyorduk ya?' anından ibarettir." — Douglas Adams"

Öykü

Simitçi Çocuk - Serdar Yıldırım

SİMİTÇİ ÇOCUK
1970 yılının mayıs ayının bir öğleye doğru vaktinde herkes kendi alemindedir. Büyük soğukların hüküm sürdüğü, kar yağışının manzarayı beyaza boyadığı, tipinin, fırtınanın bol olduğu bir kış mevsimi etkisini kaybetmiştir. Yaz gelmiştir. Ağaçlar dallanmış, kovanlar ballanmıştır. Yemyeşil çimenler bitmiştir. Tomurcuklar ilk nefeslerini derin derin içlerine

Ehram Yokuşu, Beşiktaş

Yıl; 1997
Ay: Haziran
Henüz 17,5 yaşındaydım.
İstanbul, Esenler otogarından çıkıp abimin kaldığı eve gelmiştim. Evin konumu tepedeydi. Eve ulaşmak için Bebek karakolunun yanından 44 adet sık basamak, 65 geniş basamağı tırmanarak sola sapılır ve ayak bilekleri sızlayarak 16 geniş basamak daha

yazı resim

Arkamızdan Ağladılar mı

Sıkıldım artık bu hazır mama muhabbetinden oysa ki annemin sütü ne güzeldi cokur cokur emip duruyordum, pek bir tatlıydı be! Biraz zaman geçsin yemeklerden de vermeye başlarlar bunlar bana. İyi de her yemeği de sevemem ki ben de minnacık bebeyim...

Kırmızı Bir Aşk Hikayesi

Sahilde bir gece, yaşlı bir nenenin beklenmedik hareketi ve ağzından dökülen küfürler sonrası cebe bıraktığı gizemli hediye. Ardından gelen romantik bir karşılaşma hikâyesi. Kırmızı külot, egzotik koku ve internetten takip eden bir hayranın itirafıyla gelişen bu tuhaf buluşma, sahilde başlayan absürt bir aşk hikâyesine dönüşüyor.

Keloğlan Mücevher Ağacı

KELOĞLAN MÜCEVHER AĞACI
Zaman gelmiş, zaman geçmiş. Günler gelmiş, aylar geçmiş. Aylar gelmiş, yıllar geçmiş. Keloğlan yirmi iki yaşına girmiş, nereden duyduysa adını duymuş, kafasında iyice yer etmiş, mücevher ağacını bulmak üzere yola çıkmış. Keloğlan gele geçe, pınardan soğuk su içe, yolu bir ormana düşmüş.

Binboğa Köyü

Dedeme "Gara Meme" derlerdi. Biraz kısa boylu, esmer, yağız bir adamdı. Güçlü kollara sahipti. Pazıları o yaşta bile kaslıydı. Ayağında hep Adana Şalvarı vardı. Ayaklarında, o döneme has, kara lastik ayakkabı bulunurdu. Üzerinde kareli bir gömlek, başında da yünden yapılmış bir takke olurdu. Pek konuşmayı sevmezdi. Ama çok

Makineleşmek ve Kaçış - 2

Bir büfeye yanaştı, elindeki parayı uzatıp sandviç istedi. Büfedeki adam küfür ederek onu kovdu ve:-Boklu paran sende kalsın pislik şey. Diyerek bir köpeğe verir gibi uzaktan bir sandviç attı önüne. Sandviçin içindeki peynir ve domates etrafa saçıldı. Yerden bunları toplayıp sandviçin içine koydu ve yedi.

Kökleri Olmayan Bir Ağacım Pürtelaş Sokağında

Saat 03:46 2020 yılının Ağustos ayının 18nci sabahı Öykü mü yoksa hikâye mi yazmalıyım diye düşünüyorum Bunu düşünürken öykü ile hikâye arasında ince ama önemli bir ayrımın olduğunu anımsıyorum. Hangi kitaptan okudum tam olarak hatırıma gelmiyor olsa da hikâyede daha çok insanın içine doğulan şahsi yaşantısından kesitlerin veya

Eski Siyah Mersedes

Eski siyah Mercedes, sahibini ürkütücü davranışlarıyla korkutuyor. Kontak anahtarı takılı olmadan çalışıyor, duruyor; adeta içinde öldürülmüş bir ruhun anılarını taşıyor. Şeytan gibi karanlık bir siyahlığa sahip araç, mezarlık yakınındaki köy evinin tekinsiz atmosferinde daha da ürkütücü bir hal alıyor. Sahibi her akşam bir tur atsa da, eski ahırda

O Annene Söyle, Çocuğun Aklına Bunları Sokmasın (3)

Çocuk yüzünde masum kırılganlık donup kalmıştı. Konuyu daha fazla uzatıp, onu da bıktırmadan konuştu yaşlı kadın:
Aslında şimdi kendini buldurman çok kolay yolları var. Gel sana öğreteyim.
Torun hevesle yaklaştı anneannesine:
Bana öğreteceksin değil mi, anneanne. Gerçekten çok korktum. Ya kaybolursam ben!

Çirkef Kızın Öteki Yüzü

Bu şiirsel metin, insanların iç dünyalarını ve karmaşık ilişkilerini anlatıyor. Yazar, özellikle kızların içten gülümsemelerindeki kozmik gücü vurgulayarak başlıyor ve mahallede tanıdığı, enerjik bir kızla yaşadığı anlık gerginlik ve sonrasında gelişen beklenmedik göz teması üzerinden, insanların görünen yüzlerinin ardındaki duyguları keşfediyor. Metinde karşılıklı yanlış anlaşılmalar ve sonradan gelen

Gel Mezarıma İşe Oğlum

Bankadaki işimiz bitince boş koltuklara oturup beyefendi ile biraz sohbet ettik. Emekli bir memurmuş. Çocuklarının her biri farklı şehirlerdeymiş. Eşi öleli çok olmuş. Yalnız yaşıyormuş. Dizlerinden ameliyatlıymış. Gözleri izin verdiği sürece kitap okumayı çok severmiş. En çok da Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin Kitaplarını okumuş. Hala onları bir

Başa Dön