Güllerin Hikayesi
Ask ne kadar aci yasanabilirki, yada cileler ne zaman vadesini doldurur, birde bakmiski gönül güllerin rengi solmus. Bir teslimiyettir gülün solusu bir son belkide .............
"“Her tarih, üzerinde anlaşılmış bir yalandır.” — Napolyon Bonapart (15 Ağustos 1769 doğumlu)"
"“Her tarih, üzerinde anlaşılmış bir yalandır.” — Napolyon Bonapart (15 Ağustos 1769 doğumlu)"
Ask ne kadar aci yasanabilirki, yada cileler ne zaman vadesini doldurur, birde bakmiski gönül güllerin rengi solmus. Bir teslimiyettir gülün solusu bir son belkide .............
Çocukluğunun özlemini çeken beş arkadaşın geçmişin gizem dolu anılarına dönüş öyküsüdür
Anadolu'da her zaman dünyayı şaşırtacak bir hoşgörü vardır. Bu konuda Prof.Dr. Hütteroth'la yapılan bir konuşmadan yola çıkarak bir örnek anlatılmaktadır.
Yaşanmış bir olaydr.Elimizde olan herşeyi kaybettikten snra anlıyoruz.Ne de olsa çiğ süt içmiş insanoğlu...Davrnışlarımız farkına varmadan sergiiyoruz..Düşünmeden..daha sonra herkes kayboluyor aniden...İşte o zaman alıyoruz hatamızı ve iş işten çoktan geçmiş oluyor...
Kendimizi çok güçlü sandığımız çağlar geride kalır birgün ve gözlüksüz gazete okuyamaz,soluklanmadan
merdiven çıkamaz hale geliriz.O zaman hayatta iseler,
anne-baba algımız,sevgimiz değişir.Gidilen meşakkatli yolun bir yerinde bir onlara,bir kendimize bakar,niçin yanıldığımızı sorgularız.İşte bu öykü böyle bir soluklanma ve sorgulama anında yazıldı.
Bir kez bile dokunmadıysanız doğaya çıplak elleriniz ile , neler kaçırmış olduğunuzu bilmiyorsunuz demek ki.
Bu Yazi, Öykü Yazmayi İsteyen Amatör Bi̇r Ruh Tarafindan Yazilmiştir, Tüm Eleşti̇ri̇ Ve Öneri̇lere Açiktir.
Daha içeri girmeden sokak kapısından bağırdım. Baba anne bana biraz süt versene diye
...Rüzgar , üzerine attıkları paçavranın uçlarını havalandırınca , saçları kadar beyaz yüzü göründü.
“ Can tene düşünce hayat buluyor,\*
Hayat bedene düşünce sevgi arıyor,
Bana ismimi sorma,
İsim toprağa düşünce mezar oluyor…”
Her yıl, aynı gün, aynı fotoğraflara bakardık.Doğum günümde bir tek annemin yanımda olması, çocukken fena halde canımı sıkardı.Şimdi, bu durumun niye canımı sıktığını anlayamıyorum.O günü annemle geçirmekten daha anlamlı ne olabilir?Ben doğarken de, yalnızca annem ve ben vardık..
Ilıkça bir rüzgar eserken vücudum ürperdi, kibirim beni terk ederken utancım yavaş yavaş beni ziyarete geliyordu...
Sürekli oturduğum kahvehanede görürdüm onu. Şişmanca, tombul yanaklı, kırmızı yüzlü, otuz beş kırk yaşlarında biriydi
Demek ki insan memnuniyetinin bu dünya da bir sınırı yok. Bütün yeniliklerin, bütün icatların ve bütün israfların sebebi bu memnuniyetsizlik ve daha iyi olduğuna inanılana duyulan özlem değil mi? Ama bütün bu yeniliklerin değeri insan hayatından çaldıklarının değeri ile ölçülebilir mi?