Yâre Mektuplar 4
yâr, anladım bir yerlere koyamadığım gözlerin değil bana el eden, bu insafsız hayat, bu ruhuma dar gelen bedenim, cümle kederlerim, kuruntularım ...
"Bugün 17 Haziran 2026. Ve evet, hala o 'bir gün' gelmedi. Sanırım takvimler de yalan söylüyor." - Douglas Adams"
"Bugün 17 Haziran 2026. Ve evet, hala o 'bir gün' gelmedi. Sanırım takvimler de yalan söylüyor." - Douglas Adams"
yâr, anladım bir yerlere koyamadığım gözlerin değil bana el eden, bu insafsız hayat, bu ruhuma dar gelen bedenim, cümle kederlerim, kuruntularım ...
Aşk böyle bir şeymiş işte..Her dakika insanı ağlatan bir şey.Anlatamayınca sıkıntı yapan bir şey,Kelimelerin yetersiz kaldığı bir şey.Sen benim içimden kopansın.
Bensin!
Canımdan ötesin.
Unutulan tenhalarında bir aşk çıkmazının, boğulan ıslaklığında kendi göz yaşının… kimim ve nerdeyim? Hangi sözünle düştü son kalem de yoksa suskunluğun muydu yaratan bu enkazı? Kimsin ve nerdesin? Ne zaman ağır geldi taşımak bir sevdanın yükünü yoksa varolmayan bir sevda mıydı yaşadığım,yaşattığın?
İnsanların çoğunluğu için sevgi, bugün genellikle dillerde sözcük olarak kalmış, gerçek anlamda kalplerde yaşanmayan bir duygu. Sevgiden söz edildiğinde birçok insan genellikle sevgi için zamanı olmadığını, şimdi ekmek parası kazanmanın derdinde olduğunu söyler. Hayatında sevgi yoksa o zaman insan ne için çalışır?....
Aşıklar yakın olmalı birbirlerine; denizin kumasala, ayın yıldızlara, suyun toprağa yakınlığı gibi. Tatları karışmalı birbirlerine an be an yaşanan heyecan doruklarında...
Gönül kapım kapalı artık . SANA ve SEVGİNE kapalı . Ben seni sevdim . Sana rağmen sevdim. Hiç çıkarsız , yalansız , yürekten sevdim. Seni ben kendimden bile çok sevdim . Sevginin bir karşılığı yok . O da beni bu kadar çok seviyormu demedim . Öyle düşünseydim sevgi
Neyi düğü belirsiz bir zaman dilimindeyiz, yelkenlerimiz suya düşmüş bile, biz olmak duygusu her yanımızı sarmış çoktan, dünyanın ayak sesleri karıncaların ki kadar, kulaklarımız pek çok gürültüye tıkalı...
Acımasız bir savaş bu. Gün ağarıyor yavaş yavaş. Bizim kronik fark ediyor ki bir savaş var ortada. Ama düşünceleriyle değil, sözcükleriyle değil. Bu savaş kendisinin kendisine açtığı bir savaş. Bir yandan saldırırken kendine bir yandan savunuyor kendini. Bir yandan yaralıyor kendini fakat derakap sarıyor yaralarını. Ne galip gelebiliyor
Gittin... Bekledim. Sana erteledim tüm yaşanmamışlıkları. Sensizken kanımın damarlarımda dolaşmasını çok gördüm bedenime. Ağladım. Umutlandım dönersin diye. Yokluğunda yaptığım en iyi işti harap olmak...
Ah! Kalbimin adı konmamış, insan izi tutmamış sahili. Ah! Hükmedemediğim coğrafyamın onurlu İstanbul’u, nerdesin?
Bana içimdeki kişiliğin derinliğini sorma! İnan özümün kat(l)ettiği yolun hiçbir önemi yok şimdi/ öylesine bir derinlik bu…
Ve şimdi seni özlediğimi bile anlayamayacak kadar uzaksın benden...
Senin yüzünden fazla geldim ben kendime. Kendime sığmayan kederim, kendime sığmayan sevgimle baş başa kaldım dar gelen hacimlerde. Taşıyamıyorum sevgili ne seni, ne kendimi ne sevgimi bu bedende. Hakkın yoktu beni benden etmeye. Seni terk ettiğim günden beri fazla geldim ben kendime…
Herc-ü merc içinde kaybolup giden feryâdıma bir ses, boğulan ruhuma bir nefes veren ol Ey Sevgili!
Geceleri zifirî karanlığın sihrini seçen sırr-ı pünhanımın sırdaşı ol!..