Saçlarına Yıldız Düşmüş...
Ahmet Kaya'nın söylediği Şafak Türküsü parçasının bende hissettirdikleri...
"Yazmak, bir hayaleti kovalamak gibidir; yakaladığında, aslında kendin olduğunu fark edersin." – Franz Kafka"
"Yazmak, bir hayaleti kovalamak gibidir; yakaladığında, aslında kendin olduğunu fark edersin." – Franz Kafka"
Ahmet Kaya'nın söylediği Şafak Türküsü parçasının bende hissettirdikleri...
Bir hayal miydi bu, düş mü yoksa gerçek mi? Üzerimizde deniz kokusu... ve sarılıyoruz birbirimize, iki denizin birbirine kavuşması gibi... İşte böyle başladı hikaye...
Beraber acı çekmekti sevgi yeri geldiğinde. Acıya deva olmaktı sevgilinin sevgisi. Sevdiğinde hüznün bir damlasını gördüğünde kendini acı ummanlarında boğmayı istemekti. Alıp onu o diyardan yıldızlara götürmeyi göze almaktı belki de...
Yazmayacağım, sana pembe kalemimle siyah yazılar.
Yazmayacağım, sana yakışmayan hiçbir şeyi.
Geri dönüp bakınca biz diye birşeyin olmamış olduğunu görmek ne acı.
Ama hayat devam ediyor. Yaşamak ise yaşıyorum bende. Güneş görmeyen, sulanmayanbir çiçek ne kadar
dayanabilirse o kadar dayanıyorum. Köklerim kurumadı hala...
Bir yerlerde derinlerde hep bir ümidim vardı. Belki saçma ama
Bir sarhoşun paltosu arasına sıkışmış şişe gibiyim. Doğrulsam gelir miyim kendime... Yattığım yer o kadar “sen”sin ki, mezar olsa inan hep kalacağım.
Şimdi, pis kokulu bir deniz kıyısında, taşlara yaslanmış yosunlara bakmak isterdim. Hani dalgalar hafifçe çarparken, yosunların saçları gidip gelir ya! Gözlerimi onların dansına odaklayıp,
Günlerden bir gün aşkımı bir ada iskelesinde kaybettimve belki aşkıma ihanet etmek için belki de onu unutmak içindir bilmiyorum.Kendimi yeni bir vücut ararken bulmuştum. Buldum mu diye sorarsanız?yazıyı okumanız gerekecek...
“ Şu dağlarda kar olsaydım / Bir asi rüzgar olsaydım / Arar bulur muydun beni / Sahipsiz mezar olsaydım “
İmzamı bıraktım yüreğinin en derin yerinde...
Dokunduğun her tende parmaklarının uçlarında ateşler yanıyor biliyorum. Oysa yumuşacık, tutku vadeden bir aleme kapılmayı bekliyorsun. Olmuyor biliyorum. Olmayacak da sevgili. Çünkü ben imzamı bıraktım teninde…Binlerce parmak dokunsa da tenine, gül tenimin kokusunu silemeyecek. Benim dudaklarım hesapsız açıldı dudaklarına, başka
zaman geriye dönebilse de kaçıp göçebilseydin, yüreğin aşkına, gönül hatırına bir cam bardağı zamanın en ıssız anında kırabilseydin. Hayatı inciltip yüzüstü bırakabilseydin... yâr yâr
yâr, anladım bir yerlere koyamadığım gözlerin değil bana el eden, bu insafsız hayat, bu ruhuma dar gelen bedenim, cümle kederlerim, kuruntularım ...
Aşk böyle bir şeymiş işte..Her dakika insanı ağlatan bir şey.Anlatamayınca sıkıntı yapan bir şey,Kelimelerin yetersiz kaldığı bir şey.Sen benim içimden kopansın.
Bensin!
Canımdan ötesin.
Unutulan tenhalarında bir aşk çıkmazının, boğulan ıslaklığında kendi göz yaşının… kimim ve nerdeyim? Hangi sözünle düştü son kalem de yoksa suskunluğun muydu yaratan bu enkazı? Kimsin ve nerdesin? Ne zaman ağır geldi taşımak bir sevdanın yükünü yoksa varolmayan bir sevda mıydı yaşadığım,yaşattığın?