"Uyanmak için erken, ölmek için geç, kahve için tam zamanı." – Franz Kafka (kurgusal)"

Kökler ve Kanatlar

yazı resim

Elif, üniversitenin en eski binasındaki seminer odasına girdiğinde saat sabahın sekizini henüz geçiyordu. Tahta sıralar yıllarca oturulmuştan parlak bir hal almıştı. Pencerenin önünde, saçları ağarmış bir adam kara tahtaya bir şeyler yazıyordu: "Nefsi Vahide" Adam döndü. Gözlüğünün ardındaki bakışlar keskin ama sıcaktı. "Buyrun," dedi. "Ben Prof. Karahan. Oturun." Elif çantasını yere bıraktı. Arkasından üç kişi daha girdi. Biri uzun boylu, düşünceli bir ifadeyle etrafı tarayan Kerem. Biri tesettürlü, not defterini açık tutan Zeynep. Biri de yaşlıca, emekli bir din adamına benzeyen Hoca Efendi — seminerden haberi olan komşusu tarafından zorla buraya yollanmış, yarı isteksiz oturdu. Profesör "bugünkü konumuz insanın yaratılışı dedi. Ama bizi ilgilendiren tarih ya da teoloji dersi değil. Bizi ilgilendiren şu: Bu metinleri kim, nasıl okumuş? Ve bu okuma biçimi insanları nasıl etkilemiş?" Hoca Efendi hafifçe öksürdü. "Hocam, özür dilerim. Doğrudan sorayım. Kadın erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır, değil midir? Bu kadar tartışılan bir mesele gibi gelmiyor bana. Hadisler var bu konuda." Profesör güldü. Sinirli değil, gerçekten neşeli bir gülüştü bu. "İşte tam istediğim soruyu sordunuz." Tahtaya yürüdü, büyük harflerle yazdı: TSELA "Bu İbranice bir kelime. Tevrat'ta Yaratılış Kitabı'nda geçiyor. Yüzyıllardır 'kaburga kemiği' diye çevrildi. Peki gerçekten kaburga mı demek?" Kerem öne eğildi. "Ne demek peki?" "Yan taraf. Kenar. Bir bütünün iki eşit yarısından biri." Profesör durdu. "Çıkış Kitabı'nda aynı kelime Ahit Sandığı'nın yan tarafları için kullanılıyor. Kızıldeniz'in geçişinde denizin iki yanı için kullanılıyor. Hiçbirinde kaburga yok." Zeynep kalemini kaldırdı. "Yani doğru çeviri şu olabilir mi: Kadın, erkeğin yanından ve ona eşit bir yarı olarak yaratıldı?" "Tam olarak. Bir insanın yanı, ne ayağı gibi altındadır ne de başı gibi üstünde. Eşit bir konum." Hoca Efendi derin bir nefes aldı. "Peki bu Kuran'la nasıl örtüşüyor?" Profesör tahtadaki yazıyı silerek yeni bir şey yazdı: "Nefsi Vahide" "Nisa Suresi birinci ayet. "Ey insanlar sizi bir nefisten yaratan ve ondan eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden sakının. O birbirinize sormanız için akrabalık bağları kurmanızı sağlayandır. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir." Şimdi dikkat edin. Kuran bu nefsin erkek mi kadın mı olduğunu söylüyor mu?" Sessizlik. "Söylemiyor," dedi Elif yavaşça. "Cinsiyetsiz bir öz." "Evet." Profesör döndü. "Ve ardından 'minhâ' kelimesi geliyor. Yani 'ondan.' Bazı geleneksel tefsirler bunu 'erkeğin bedeninden kadın' şeklinde yorumlamış. Ama Arapça grameri buna izin veriyor mu?" Kerem dudaklarını büktü. "Vermiyor mu?" "Hayır. Çünkü 'minhâ' aynı kaynağa, aynı öze işaret ediyor. Erkek ve kadın aynı nefsi vahideden var edildi. Kuran'ın hiçbir yerinde 'kadın erkeğin kaburgasından yaratıldı' diye bir ayet yoktur." Hoca Efendi kollarını kavuşturdu. "Ama hadisler..." "Hadis rivayetleri var, doğru. 'Kadın eğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır' diyen rivayetler. Ama bugün pek çok çağdaş İslam alimi bu rivayetlerin İsrailiyat kökenli olduğuna dikkat çekiyor. Yani eski Yahudi ve Hristiyan anlatılarından İslami tefsire sızmış materyallerden." "Taberi mi?" dedi Zeynep. Profesör biraz şaşırır gibi oldu. "Evet. Taberi'nin tefsiriyle bu anlatıların İslami yoruma girdiği düşünülüyor. Taberi büyük bir alim kabul edilir. Ama her büyük alimin içinde yaşadığı kültürün izlerini taşıdığı da bir gerçek." Elif bir şey söylemek isteyip duraksadı. Sonra konuştu: "Hocam, peki bu yanlış okumalar neden bu kadar uzun süre devam etti? Yani kaburga yorumu, kadının ikincil yaratıldığı fikri... Bunu kim korudu?" Uzun bir sessizlik oldu. Profesör yavaşça dönüp pencereden dışarı baktı. Ağaçlar rüzgarda hafifçe sallanıyordu. "Güzel soru," dedi. "Tefsir tarihi boyunca metinleri yorumlayanların büyük çoğunluğu erkekti. Erkek egemen bir kültürün içinde yetişmiş, o kültürün sınırlarını doğal kabul etmiş insanlardı. Bu kötü niyetten değil, çoğunlukla samimi bir körlükten kaynaklanıyordu. İnsanlar kendi önyargılarının aynanın arkasında olduğunu göremezler. Ve bu yorumlar zamanla meşruiyet zemini haline geldi. 'Kadın erkeğin parçasından yaratıldı' fikri, pek çok kültürel uygulamayı, pek çok adaletsizliği, pek çok sessizliği meşrulaştırdı." Hoca Efendi uzun süre hiçbir şey söylemedi. Sonra yavaşça konuştu: "Yıllar önce bir cemaate hutbe verirken bu kaburga meselesini anlattım. Kimse itiraz etmedi. Ben de... doğru olduğunu zannettim. Hiç sorgulamadım." Odada ağır bir sessizlik çöktü. Ama bu utanç sessizliği değildi. Bir şeyin farkına varmanın sessizliğiydi. Kerem not defterini kapattı. "Peki Adem meselesi? Adem ilk insan mıydı?" Profesör tahtaya döndü. "Kuran bu konuda da açık. Bakara 30: 'Ben yeryüzünde bir halife yapacağım.' Melekler daha önceki varlıklardan edindikleri deneyimle itiraz ediyor; 'orada kan dökecek biri mi?' diyorlar. Allah da 'Ben sizin bilmediklerinizi bilirim' diyor." "Yani Adem, Allah'ın doğrudan yaratma fiiline muhatap tuttuğu benzersiz bir varlık," dedi Elif. "Evet. Ali İmran 59. ayette İsa ile kıyaslama da bunu destekliyor. İkisi de olağanüstü yaratılışın örnekleri. Ama asıl ilginç olan şu:" Profesör durdu. "Nisa 1. ayette 'ikisinden birçok erkekler ve kadınlar yayıldı' diyor. Yani insanlık, Adem ve Havva'nın yanı sıra aynı özden yaratılan pek çok erkek ve kadından çoğaldı." "Kuran insanlar arasındaki eşitliğin kökenini yaratılışa dayandırıyor," dedi Zeynep. "Öyle. Ve Hucurat 13'te bu iyice netleşiyor: 'Allah katında en değerliniz O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.' Değer ölçütü takva. Cinsiyet değil." Ders sona erdiğinde dışarıda güneş yükselmeye başlamıştı. Hoca Efendi kalkarken bir an durdu. Kitaplarını toplayıp Profesör'e döndü. "Hocam," dedi. "Elli yıldır din hizmetindeyim. Bugün ilk defa bazı şeyleri sorguladım." Profesör başını eğdi. "Sorgulamak ibadettir, hocam." Elif kapıya yürürken Zeynep yanına geldi. "Ne düşünüyorsun?" diye sordu. Elif biraz düşündü. "Şunu düşünüyorum," dedi. "Belki asıl mesele şu: Bir metnin ne söylediğini değil, kim okumak istediğini anlıyoruz çoğu zaman." Zeynep güldü. "Evet. Ve belki kutsal metinlerin en büyük düşmanı kötü niyetli insanlar değil, hiç sorgulamayan iyi niyetli insanlardır." Dışarıda rüzgar esiyor, ağaçlar sallanıyordu. Nefsi vahide. Tek bir öz. İkiye ayrılmış, eşit iki yarı. Belki de her şey buydu.

KİTAP İZLERİ

Mai ve Siyah

Halid Ziya Uşaklıgil

Bir Neslin Gözyaşı: Halit Ziya'dan "Mai ve Siyah" Bir klasiği, üzerinden geçen bir asırdan fazla zamana rağmen canlı kılan nedir? Sadece türünün ilk örneği olması
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön