"Hayatta iki şeyden kesinlikle kaçınmalısın: kötü kahve ve iyi bir hikayeyi mahveden editörler." — Mark Twain (kurgusal)"

Gecenin Tanığı

Gecenin sessizliğinde, kandil ışığında çalışan Hafız, Kur'an ayetleri ve hadisler arasında düşüncelere dalmıştır. Genç öğrencisi Tarık'ın ziyaretiyle, inanç ve gelenek arasındaki ince çizgide yüzleşmek zorunda kalır. Bu kısa an, dini sorgulama, bilgelik aktarımı ve iki nesil arasındaki manevi diyaloğu yansıtır.

yazı resim

Medine'nin üzerine yıldızlar sessizce döküldüğünde, Hafız henüz yatmamıştı. Küçük odasının bir köşesinde, soluk bir kandil ışığında önündeki sararmış sayfalara eğilmiş, kalemini dudaklarına götürüp duruyordu. Önünde iki yığın kâğıt vardı: Biri Kur'an ayetleri, diğeri hadis derlemeleri. İkisi arasındaki mesafe bir karıştan fazla değildi ama Hafız'a bu gece o mesafe okyanus kadar geniş geliyordu. Kapı hafifçe vuruldu. "Hocam?" dedi genç Tarık, başını içeri uzatarak. "Hâlâ burada mısınız?" Hafız başını kaldırmadı. "Gir otur." Tarık içeri girdi, yere bağdaş kurdu. Yirmi üç yaşındaydı, üniversitenin ilahiyat bölümünden mezun olmuş, şimdi bu küçük mahallenin mescidinde Hafız'ın yanında yetişiyordu. Zekiydi, hırslıydı ve son zamanlarda sorular sormaya başlamıştı. "Teravih için geldim," dedi Tarık doğrudan. "Bu gece cemaat beni sorguladı. Biri çıktı, 'Neden 11 rekât kılıyoruz, öbür camide 20 kılıyorlar, hangisi doğru?' dedi." Hafız şimdi başını kaldırdı. "Ne dedin?" "Hiçbir şey demedim. Çünkü bilmiyordum." Tarık durdu. "Aslında... biliyordum ama söyleyemedim." "Söyle şimdi." Tarık derin bir nefes aldı. "Bu namaz Kur'an'da yok, hocam." Oda sessizleşti. Kandil titredi. Hafız o gece Tarık'a bir hikâye anlattı. Kendi gençliğinden. Yavaşça, "Ben de senin yaşındayken aynı soruyu sordum. Hocama değil, kendi kendime sordum. Çünkü hocama sormaya cesaretim yoktu." Gülümsedi, ama gülüşünde yorgunluk vardı. "Kur'an'ı okurken şunu fark ettim: Allah hüküm verirken kimseye danışmaz. Kehf suresinde açıkça söylüyor, 'O hükmünde hiç kimseyi ortak etmez.' Bu netlik beni hem rahatlattı hem de kaygılandırdı." dedi. "Neden kaygılandırdı?" "Çünkü eğer Allah hükmünü eksiksiz bildirdiyse ve Resulü yalnızca vahye uyuyorsa," Hafız yavaşça devam etti, "o zaman bazı şeyleri açıklamak çok zorlaşıyor. Rivayetlerde Resulullah'ın teravihi kıldırmayı bıraktığı, bunun farz kılınmasından korktuğu yazıyor. Ama bir resul Allah'ın emrinden neden korksun? Bu soruyu sormak zorundayız." Tarık öne eğildi. "Hocam, bu soruyu sormak bizi nereye götürür?" "İki yere götürür," dedi Hafız, parmaklarını kaldırarak. "Ya rivayetin sıhhati hakkında ciddi şüphe duymaya. Ya da o rivayeti yanlış anladığımızı kabul etmeye." Kalemini masaya bıraktı. "Her ikisi de kolay değil." Tarık ertesi sabah erken kalktı. Caminin avlusunda yaşlı Amca Rasim'i buldu; adam her sabah burada oturur, güvercin beslerdi. "Amca," dedi Tarık, yanına çömelerek, "sen kaç yıldır teravih kılıyorsun?" Rasim düşündü. "Elli yıl oldu galiba." "Hiç sorguladın mı?" Adam başını çevirdi. Gözleri küçük, derinleşmişti. "Neyi sorgulayayım oğlum?" "Bu namazın Kur'an'da olup olmadığını." Rasim güldü, ama alaycı değil, anlayışlı bir gülüştü. "Sorguladım tabi. Ben de gençtim bir zamanlar." Bir güvercin elimden yem aldı. "Ama şunu öğrendim: Soru sormak ibadeti yok etmez. Soru sormak ibadeti anlamlı kılar." "Anlamıyorum." "Şöyle düşün," dedi Rasim, ellerini dizlerine koyarak. "Kur'an'da vakit namazları var. Teravih bu geleneksel bir formdur. İslam'da yoktur. Tarık bunu not aldı, zihnine değil, yüreğine. O hafta camide ilginç bir şey oldu. Cuma hutbesinden sonra bir cemaat üyesi, orta yaşlı, iyi giyimli bir adam ayağa kalktı. "Hocam," dedi yüksek sesle, "Diyanet neden bize doğruyu söylemiyor? Bakıyorum, sakal meselesi var, sarık meselesi var. Mezhep kuralları bir türlü uygulanmıyor." Hafız onu dinledi. Cemaat sessizleşmişti. "Diyanet Başkanı'nın sakalı dört parmak değil," diye devam etti adam. "Sarığın arkası beş parmak uzunluğunda olmalıymış, değil mi? Bunlar sünnet değil mi?" Hafız yavaşça yanıt verdi. "Kardeşim, haklı bir kaygın var. Ama şunu sormak isterim: Bu saydıklarını farz olarak mı, yoksa sünnet olarak mı değerlendiriyorsun?" Adam duraksadı. "Sünnet." "Peki sünnetin kaynağı ne?" "Hadisler." "Ve hadisler arasında çelişkiler var mı?" Adam cevap vermedi. "Var," dedi Hafız sakin bir sesle. "Teravih namazının rekât sayısında bile var. 11 rivayet eden var, 13 rivayet eden var, 23 rivayet eden var. Bu çelişki bizi ne yapmalıyız sorusuna götürüyor: Rivayetlere körü körüne mi uyacağız, yoksa Kur'an'ı yeterli mi göreceğiz?" Cemaat mırıldandı. Kimileri başını salladı, kimileri kaşlarını çattı. Akşam Tarık tekrar Hafız'ın odasına geldi. "Bugün cemaate baktım," dedi. "Kimisi sizinle hemfikir, kimisi kızgın. Nasıl taşıyorsunuz bunu?" Hafız pencereden dışarı baktı. Medine'nin eski sokaklarında lambalar yanmaya başlamıştı. "Zorlanarak," dedi dürüstçe. "Her gün zorlanarak." "Pişman mıyız bu soruları sormaktan?" "Hayır." Hafız döndü. "Çünkü Kur'an bana şunu öğretti: Allah Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadı. En'am suresi bunu açıkça söylüyor. Eğer bu doğruysa, kulluk için gereken her şey orada. Bu benim için bir çıpa. Sorularım beni sürüklüyor olabilir, ama bu çıpa beni tutuyor." "Bugün bir şey anladım," dedi Tarık. "Ne anladın?" "Soru sormak zayıflık değil. Ama soruyu cevaplamadan önce, sorunun arkasındaki niyete bakmak gerek." Hafız başını salladı. "Ve bu çok önemli." "Evet." Tarık gökyüzüne baktı. Yıldızlar hâlâ oradaydı, o gece de, her gece olduğu gibi. "Kur'an'ın rehberliğine dönmek İslam'ı yaşamak. Yeniden okumak, yeniden anlamak." Hafız durdu. Ona baktı. Bu genç adam, düşündü, belki de bu soruları taşımaya hazır. "Zariyat 56'yı biliyor musun?" diye sordu. Tarık gülümsedi. "Cinleri ve insanları yalnızca bana hizmet etsinler diye yarattım." "İşte bu," dedi Hafız sessizce. "Hizmet. Sadece bu. Rekât sayısı değil, mezhep tartışması değil, sarık uzunluğu değil." Yürümeye devam etti. "Hizmet. Ve onu en saf haliyle anlamak için Kur'an'a dönmek." Avlunun kapısında ayrıldılar. Tarık eve doğru yürürken, arkasından Hafız'ın sesini duydu: "Yarın da gel. Sorularımız bitmedi." Tarık döndü, güldü ve yürümeye devam etti. Gecenin içinde, yıldızların altında, sorular hâlâ vardı. Ama bu gece biraz daha hafif taşınıyordu.

KİTAP İZLERİ

ZEYTİNDAĞI

Falih Rıfkı Atay

Bir İmparatorluğun Veda Mektubu: Falih Rıfkı Atay'dan Zeytindağı Her milletin tarihinde, hatırlamaktan kaçındığı, üzerine bir sessizlik perdesi çekmeyi yeğlediği dönemler vardır. Bizim için Osmanlı İmparatorluğu'nun
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön