"Bir yazarın en büyük mücadelesi, kahramanının kendi hikâyesini yazmaya kalkışmasıdır." - Dorothy Parker (kurgusal)"

Beyaz İpliğin Peşinde

Ankara'nın alacakaranlığında uykusuz bir gece geçiren Yusuf, amcasıyla yaşadığı tartışmanın etkisindedir. Astronomi öğrencisi olarak bilimsel verilerle imsak vaktini sorgulayan Yusuf ile geleneksel değerlere bağlı amcası arasındaki bu fikir çatışması, inanç ve bilim arasındaki gerilimi yansıtır. Genç adamın cam kenarında, sabahın ilk ışıklarını beklerken düşündükleri, iki farklı dünya görüşü arasında sıkışmışlığını hissettirir.

yazı resim

Yusuf, alnını soğuk cama yasladı. Ankara'nın sabah karanlığı henüz tam bir kaos halindeydi — ne gece, ne gündüz. Tam ortada bir şey. Elindeki telefon 03:47 gösteriyordu. Diyanet takvimine göre imsaktan tam ön altı dakika öncesi. Ama Yusuf bu gece uyuyamamıştı. Nedeni ise basitti: amcasıyla kavga etmişlerdi. Kavga öğleden sonra başlamıştı. Yusuf üniversitede astronomi okuyordu. Dördüncü sınıf. NASA'nın açık kaynak veri tabanlarıyla oynayarak vakit geçiren, Skyfield kütüphanesini uyku saatlerinde kurcalayan biri. O gün amcasına basit bir şey anlatmaya çalışmıştı. "Amca, bak," demişti, dizüstü bilgisayarın ekranını çevirerek. "Güneş şu an ufkun 18 derece altında. Diyanet imsak başladı diyor. Ama fecr-i sadık henüz oluşmadı. Kur'an 'beyaz ipliği siyah iplikten ayırt edinceye kadar yiyin' diyor. Biz şu an gökyüzünde hiçbir şey göremiyoruz." Amcası Kemal, ellili yaşlarında, sağlam yapılı, Erzurum'dan gelme bir adamdı. Hayatı boyunca Fazilet Takvimi'ne göre imsak etmişti. 21.5 derece. Hatta bazen takvime bir de kendi koyduğu beş dakika eklemiş, "ihtiyaten" demişti. "Sen ne diyorsun oğlum," demişti, kaşlarını çatarak. "Astronomi kitaplarından mı öğreneceksin dini?" "Hayır amca. Kur'an'dan öğreniyorum. Astronomi sadece Kur'an'ın tarif ettiği şeyin ne zaman gerçekleştiğini hesaplıyor." Kemal yerinden kalkmıştı. "Dedenin dedesi bu saatte imsak etmiş. Babam etmiş. Ben ettim. Sen etmeyeceksin öyle mi?" Yusuf o an bir şey fark etti: Argümanın içinde hiç Kur'an yoktu. Sadece dedeler vardı. Şimdi camın önünde duruyordu. Saat 03:51. Telefona Süleymaniye Vakfı'nın hesaplamalarını açtı. 9 derece eşiği. Fecr-i sadık. Gerçek aydınlık. İmsak: 04:23. Yani dışarıda hâlâ yiyip içebilirdi. Otuz iki dakika daha vardı. Ama daha ilginç olan şuydu: Bu otuz iki dakika boyunca gökyüzü değişecekti. Gerçekten, gözle görülür biçimde değişecekti. Ceketi kapıp çıktı. Sitenin küçük bahçesine indi. Hava soğuktu, nisan ayı olmasına rağmen Ankara gecesi henüz kışı bırakmıyordu. Yukarı baktı. Gökyüzü simsiyahtı. Yıldızlar netti. Orion batıya eğilmişti, Ülker küme halinde parıldıyordu. Doğu ufkunda hiçbir şey yoktu. Tam anlamıyla hiçbir şey. Bekledi. 04:08. Hâlâ karanlık. 04:15. Bir şey mi vardı? Hayır. Hayal mi görüyordu? 04:19. Ve işte o an — Ufkun hemen üzerinde, yatay bir bant. İnce, belirsiz, ama kesinlikle orada. Siyahın içinde bir yumuşama. Sanki gecenin kıyısı hafifçe aşınmaya başlamıştı. 04:23 — Süleymaniye'nin hesapladığı imsak vakti. Yusuf baktı. Evet. Artık oradaydı. Beyaz iplik. Siyahın içinde yatay, alçak, ince bir şerit. Dikey değil — yani fecr-i kazip değildi. Yatay. Ufku boydan boya kesiyordu. Tam Kur'an'ın tarif ettiği şeydi. Ellerini cebine soktu ve içinden bir şeyler hissetti. Kelime bulamadı tam olarak. Belki hayranlıktı. Belki de ibadetin bu kadar somut, bu kadar elle tutulur, bu kadar gerçek olabileceğini ilk kez bu denli derinden kavramanın verdiği sarsıntıydı. Sabah amcası mutfaktaydı. İftar için kalan yemekleri ısıtıyordu. Yusuf masaya oturdu. "Dün gece dışarı çıktım," dedi. "Bekledim. Gördüm." Kemal ona döndü. "Ne gördün?" "Fecr-i sadık. Tam Kur'an'ın tarif ettiği şekli. Yatay, beyaz, ince. Ufku kesen bir bant. Bizim takvimlerle kırk dakika erken oluyor amca. Kırk dakika." Kemal bir süre sessiz kaldı. Ocağı kapattı. Masanın karşısına oturdu. "Kırk dakika mı?" "Fazilet'e göre yaklaşık elli." Amcası ellerini masaya koydu. Yusuf onun ellerine baktı — sert, çatlaklı eller. Yıllarca bu elleri sabahın dördünde kaldırıp sahura gitmiş bir adam. "Benim niyetim doğruydu," dedi amcası. Savunmacı değil, düşünceli bir ses tonuyla. "Biliyorum amca. Niyeti kim sorgulayabilir?" "Ama sen yanlış yaptığımı söylüyorsun." Yusuf bir an bekledi. "Ben Kur'an'ın farklı bir şey tarif ettiğini söylüyorum. Niyeti sen bilirsin. Vakti ise güneş belirler." Öğleden sonra Kemal'in odasından sesler geldi. Yusuf kulak kabarttı. Bir şeyler okuyordu. Sonra sessizlik. Sonra tekrar sesler. Akşam sofraya oturduklarında amcası yemek yiyordu. Sonra, yemek biterken, alçak bir sesle konuştu: "Sana bir şey soracağım oğlum. O 9 derece meselesini başka biri de söylüyor mu? Yoksa sen mi buldun bunu?" "Süleymaniye Vakfı. Ve doğrusu, astronomi gözlemleri. Ölçülebilir bir şey amca. İstersen birlikte bakarız." Kemal kaşlarını kaldırdı. "Bilgisayardan mı?" "Evet. NASA'nın verisiyle." Amcası kısa bir sessizliğin ardından "Tamam," dedi. Tek kelime. Ama Yusuf için yeterliydi. O gece yan yana oturarak ekrana baktılar. Yusuf kodu açtı. Güneşin anlık açısını hesaplayan satırlar. Şafak vakitlerini veren fonksiyonlar. Ekrana sayılar döküldü. Güneş boylamı: 31.42° Fecr-i sadık (9°): 04:23 Diyanet imsak: 03:44 Fark: 39 dakika Kemal ekrana baktı. Uzun süre baktı. "Bu program doğru çalışıyor mu?" dedi sonunda. "NASA verisi amca. De440 yıllığı. Gezegenler arası görevlerde kullanılan hassasiyette." Amcası elini alnına götürdü. "Yani biz onlarca yıldır..." "Niyet tam. Amel eksik olabilir. Bu ikisi ayrı şeyler." Ramadan'ın son haftasında küçük bir şey değişti evde. Kemal artık sabahları 04:20'de kalkıyordu. Eskiden 03:30'da kalkardı. Sahurunu daha sakin yiyor, acele etmiyordu. Ama asıl değişen başka bir şeydi. Bir sabah Yusuf mutfağa indiğinde amcasını pencere önünde buldu. Dışarıya bakıyordu. Elinde çay vardı. Bekleyişi vardı. "Neye bakıyorsun?" dedi Yusuf. "Şeyi bekliyorum," dedi amcası. Sesinde garip bir yumuşaklık vardı. "O beyaz ipliği." Yusuf güldü. Sessizce yanına geçti. İkisi birlikte doğuya baktılar. Ve yavaş yavaş, ufkun kıyısında, gecenin içinden bir bant sıyrıldı. İnce. Yatay. Beyaz. "İşte o," dedi Yusuf. Amcası başını salladı. "İşte o," dedi. Yıllar sonra Yusuf bu geceyi hatırladığında şunu düşünecekti: Bazen bir ibadet, onu gerçekten anlamaya başladığın anda yeniden doğar. Ve o yeniden doğuş için bazen tek gereken şey, sabahın karanlığında dışarı çıkıp gökyüzüne bakmaktır. Kur'an bir kitaptır. Ama aynı zamanda bir penceredir. Ve o pencereden bakanlar için ufukta her sabah, tam vaktinde, bir beyaz iplik yükselir.

KİTAP İZLERİ

İNCİR KUŞLARI

Sinan Akyüz

Zambaklar Ülkesinde Açan Kan Gülleri: "İncir Kuşları" Sinan Akyüz’ün gerçek bir yaşam öyküsünden yola çıkarak kaleme aldığı "İncir Kuşları", okuru 1990'ların başında Avrupa'nın kalbinde patlak
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön