Zerdali Burcu
Birdenbire bastırırsa yokluğum, karanlık gibi,
tipi gibi, sis gibi. Korkma devrilmekten kaldırabilirim seni.(\*)
"Bir şehrin ruhu, anlatılan hikâyelerinde saklıdır. — Italo Calvino"
"Bir şehrin ruhu, anlatılan hikâyelerinde saklıdır. — Italo Calvino"
Birdenbire bastırırsa yokluğum, karanlık gibi,
tipi gibi, sis gibi. Korkma devrilmekten kaldırabilirim seni.(\*)
Sana geliyorum ey sevgili! Hayata inat vazgeçeceğim yaşamımdan... Sana geliyorum...
...Bir anda odaya görevli doktor ve hemşireler doluştu. Bazısı Hülya'nın başucunda duran monitöre
göz atıyor, bazısı tansiyonunu ölçüyor, bazısı muayene ediyordu. Her şey yolunda gözüküyordu.
Solunum, nabız, tansiyon, kalp ritmi hepsi
Saatin tiktaklarından başka sesin çıkmadığı odadaki gerginlik elle tutulacak kadar yoğundu sanki.
Genç adam birazdan kalkıp gidecek ve bir daha kimbilir kaç ay sonra görüşeceklerdi. Ayrılığın pul biber acısı, şimdiden dudaklarına işlemişti.
Senin de benim gibi pencere kenarına oturup mehtabı seyrettiğin oldu mu?Hiç düşündün mü seni ölesiye sevenin varlığını?
Belki çıstak çıstak kutlamazlardı yılbaşını ama sessiz ve keyifli bir ortam hiç de fena bir fikir değildi. Şarapevi'nden yer ayırttı ikisi için ve ev arkadaşı İpek'le ayarladıkları saatte buluştular. Herşey umdukları gibiydi ya da artık bir şeyler ummayı
belki büyük bir genelleme ancak hepimiz hayatımızın bir köşesinde aşk denen dünyaya adım atacağız ve gerçek dünyada olduğu gibi acısını tatlısını yaşayacağız. benim şimdi yaşadığım gibi...
Sürükleyici bir anlatımla kaleme aldığım bu çalışmam okuma zahmetine giren tüm arkadaşlarıma çoşkun bir elektrik verecektir.
bitti,sabahın ışıklarını görüyorum ve kamaşıyor gözlerim.Biram bitti artık kahve içme zamanı şöyle en sertinden.Gece bitti,bira bitti.Sen niye bitmiyorsun?
Gözümü açmak istiyorum! bir ağırlık var göz kapaklarımda, kirpiklerim birşeyleri yırtacakmış gibi zorlanıyor. Yürümüyorum ama sarsıldığımı, sanki koştuğumu hissediyorum,ve ayaklarımı bir salıncakta uzatmış sallanıyorum.
Karşılaşmaları yağmurlu bir ilkbahar günüydü. Giray pencerenin önünde oturmuş yağan yağmuru seyrediyordu. Evlerinin önünden geçen yol işlekti. Acı bir fren sesinden sonra yuvarlanan bir aracın sesine fırlayarak hızla evden çıkmıştı.
"Tutkunluk değil gözlerime yaşları pazarlayan, aşk değil hüzünleri yüz hatlarıma mühürleyen! Gerçeklere kapadığım gözlerimi uçurumdan düştükten sonra açmış olmamdır canımı yakan! Zamanında üstünü kapattığım her hata cebime koyduğum bir taşmış ve her bir taşın adı belki`ymiş... Şimdi gerçeğe açtığım gözlerimle bakıyorum ceplerime ve sayamayacağım kadar çok, taşıyamayacağım kadar