..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Mutlu insanlar tatlı şeylerden söz ederler. -Goethe
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Sevgi ve Aşk > Yûşa Irmak




9 Aralık 2019
Mekke Gönlüm, Medine Gözlüm!  
Mekke Gönlüm, Medine Gözlüm!

Yûşa Irmak


Ey benim Medine gözlüm, Ey benim Mekke gönlüm, Ey benim Kâbe övüncüm, Ey benim Yektanem… Dinle beni bu gece… Söylemek isterim bu gece, yağmak isterim gönül bağına; müsaade et ki yaklaşayım huzuruna anlatacaklarım var benim sana… Susacağım, artık hiç konuşmayacak hatta hiç yazmayacağım demiştim uzun zaman önce... Evet, ben yine sözümü tutamadım, yine yapılması gerekeni yapamadım. Ne diyeyim ki vallahi taç senin, taht bir başkasının olsun. Dünyanın hiçbir şeyi ilgimi çekmiyor ki şu aşağılık dünyada herşeyi gördüm, herşeyi yaşadım, herşeyi tatdım da bir tek senin ateşinle yanmış şu gönlüme olup bitenleri kavrayamadım...


:FG:
Ey benim Medine gözlüm,

Ey benim Mekke gönlüm,

Ey benim Kâbe övüncüm,

Ey benim Yektanem…

Dinle beni bu gece… Söylemek isterim bu gece, yağmak isterim gönül bağına; müsaade et ki yaklaşayım huzuruna anlatacaklarım var benim sana…

Susacağım, artık hiç konuşmayacak hatta hiç yazmayacağım demiştim uzun zaman önce... Evet, ben yine sözümü tutamadım, yine yapılması gerekeni yapamadım. Ne diyeyim ki vallahi taç senin, taht bir başkasının olsun. Dünyanın hiçbir şeyi ilgimi çekmiyor ki şu aşağılık dünyada herşeyi gördüm, herşeyi yaşadım, herşeyi tatdım da bir tek senin ateşinle yanmış şu gönlüme olup bitenleri kavratamadım...

Bu garip gönlümde yaşamamı sağlayan bu ateş de sönerse ben de her şeyden elimi ayağımı kavi bir şekilde çeker ıslak ceketi aldığım gibi çeker giderim bu diyardan. Hani şu meşhur Sufilerin Fatih’teki esaslı pirlerinden hacı Mustafa ağabey gibi, o vakit benim de ne bir bilenim, ne tanıyanım ne de göç tarihimi bilen olmasın isterim! Ya da bir daha dalga geçilmeyeceğine dair Sultan IV. Murad’a verdiği sözü tutamadığı için kementle boğulan Nef’i gibi olsun isterim sonum…

Bu geceyi ben kalbime kalıbımla birlikte getirdim… Her geceden farklı bir gece bu, öylesine çok sendeledim ki her durumda gerilerde kalan gene ben oldum. Uzaklardan bir dedim, iki dedim, üç dedim… yine ruhumu bir türlü Azrail’e sevdiremedim.

Dertlerim zaman dinlemiyor,

renklerim zevkini bilemiyor,

Sesim mihengi getiremiyor,

Rabbime gidiyorum gayri…

Allah'a doğru yürüyorum gayri…

Ah seferim! Ah benim zamansız Hacer’im!

Ah ben zamansız ne küfürler ederim...

Çünkü zamansız bekler, zamansız söyler, zamansız ağlar, zamansız sızlar, zamansız yaşarım!

Zamansızlık benim diğer adım oldu...

……………….

Ey zaman, Ey mekân neredesiniz?

Neredesiniz gırtlağıma gelen Can!

Akıl zarıma oturup yerleşmiş hazan!

Gönül dağıma bitişen cihan…

Ey Cihan!

Yok mu çeşmelerin bu kuluna?

Çeşmimle kapına gelsem, beni zamansız kabul eder misin?

Ey Can! Yangınımla gelsem avluna beni mekânsız kabul eder misin?

Ey arzım, ey arşım!

Ey Evvelim, Ey Batınım, Zahirim...

Lâ - cerem lâl kesilen zamanım oldu!

Leyl û nehar ağlayan mekânım oldu!

Mahlasım Lâle-had oldu!

Mevzunum kâle gah oldu!

İrem bağım hâme oldu!

Gül-i zarım hâce oldu!

Neredesin ey beklediğim ânım, neredesin en güzel bestem,

Beste Nigar'ım, sözüm, özüm,

Ahh benim iki gözüm, alamım, ilamım…

Ahh Hâb anımda Habib’le buluşmayı,

İçimi açıp göstermeyi ne çok isterdim şuan...

Hâk diyarımda hak ettiğim nasiple görüşmek isterim...

Yâdımdan her şeyi atmak isterim…

Ben bargâhımdan çıkmak isterim…

Bu andan sonra aklımı bırakıp gitmek isterim!

Ey nas…

Ne olur ehli safaya da selam söyleyin…

Mazide yaşadıklarım, kelimelerime ortak ettiklerim,

Unutmayın, siz unutmayın…

Ben Leyla'nın zülfünün eteğine yapışmış bir toz zerresiyim,

Ben gözlerini kapattığında üstüne binip gezdiği burağım!

Allah u Ekber! Allah u Ekber!

Veren sensin bu sızıyı; Allah u Ekber!

Sen (cc) verdin, Sen koydun, Sen yaktın, ben yandım…

Ne diyebilirim ki?, Ne söyleyebilirim ki?

Yaktın, yıktın, yandırdın kül ettin, erittin beni...

Mecnun'a çevirdin delirttin beni...

Şimdi çıldırmama göz yumup, çağrılarımı duymamazlık etme ya Rabb!!


Ömrüm, benim ömrüm, ezel çadırındaki sözlüm,

Öyle besteler saklandı ki basıp geçtiğin yerlere…

Sen saba de ben acem aşiran.

Sen hicaz de ben hüzzam...

Yaklaştır hele bana kulağını,

Kapat hele gözlerini,

Ver hele ruhunu Ali’ne…

Ağlayan yüreği hiç duymaz mısın?

Patlayan dalağı hiç görmezsin?

Yağıyorum, gökküremden yerin en mahrem merkezlerine…

O Can, o Canan, O Cinan…

Orada ne hanlar vardı baktığımız görmüyor musun?

Orada ne cihanlar seyrettik bilmiyor musun?

Offff benim 7 cihan gönlümde sönmez yangın var dostlar….

Ne kelama dinletebildim ruhumu,

Ne sözlerime geçirebildim gemimi...

Ne de gönlümce ruhumu ruhuyla harmanlayabildim…

Çok şeyler dilimin arasında med-cezir yaşadı.

Ah bu hallere dayanan gelsin beri...

Beri gelsin de öpeyim anlından...

Kuyu dibinde durgun suyum ben…

Dere dere, çay çay, ırmak ırmak çağlayan nehirim ben,

Şimdi ne bir hikayem, ne kitabım, ne de bir hitabım var artık!

Dilimde bir hitap, gönlümde bir serap var benim.

Varlıkta yokluğa karışmış bendem var.

Şimdi ne ona yakın olabilmiş,

Ne de ondan kopabilmiş garip bir serseriyim ben...




Sen tüm zamanların gölgesinde saklanan ey yolcum...

Gerginleşmiş tüm tellerim kopmak üzere,

Perdelerimin ipi yanmak üzere,

Letâfetin arz ettiği yere sensiz tırmanmayacağım,

Varlıkta yokluğa karışmış bu deli gönlün

Kitabını, hitabını, serabını, selamını, almaz mısın?

Sözlerim, göğe gergin çekili ok gibi!

Ettiğim kelamın hızına, hızlar yetişemez oldu sen neredesin?

Ahh! Ben sana yakın bir felek olsaydım da şimdi çıldırmasaydım!

Ahh!Ben sadece sana yağabilseydim kanatlarım yanık, kopuk olsaydı...

Belki bende … sende … her yerde… geçmişte… gelecekte… ebedde … ezelde…

Seninle kucaklaşabilseydim,

Seninle ocaklaşsaydım,

Seninle dostlaşsaydım,

Seninle bağdaşlaşsaydım,

Seninle çağdaşlaşsaydım…

Hazan mı var yüreğinde ey canım benim…

Ağlayanım mı var benim ıssız gecelerde, özbalam benim…

Bilenim mi var çalgısız meclislerde,

Başımdan duman duman yağmur yağar sensiz…

Dertlerimin üzerine düşen her damlacık beni daha çok yakar!

Ağlamayacağım demiştim..

Evet yazmayacağım demiştim…

Evet, söylemeyeceğim demiştim…

Gelmeyeceğim, bilmeyeceğim demiştim…

Yemin ederim ben her bir şeyden geçtim geçmesine de senden geçemedim…

Ahh neredesin benim canım hatırlatıcım?

Neredesin benim hatır - gönül bilen yolcum?

Nerede hatırıma, hatıralara secde eden ceylan gözlü oyuncum?

Ne insandır ne cinandır, ne perihandır bizim alemimiz.

Açıyorum artık görünmez tüm kapıları,

Takdir ondan...

Bize emanet edilen bu sevgi de bir görev idi.

Rabbim takdir buyurmasaydı sevebilir miydin beni?

Rabbim takdir buyurmasaydı sevebilir miydim seni?

O, takdir etmezse yanmanın, aşkın yanından geçebilir miydik ikimiz?

O halde bu kadar takdire rağmen nedir bu uzaklık?!

Ah bu kadar yeter artık kader!

Ey kader, ey talih yeter yaktığın içimi...

Ağzım kurudu, Dudağım yarıldı, gönlüm çöle döndü benim.

Bu kapkara yünden yorganı üstüme örtmeliyim...

Sessiz, sakin, ruhunla başbaşa kaldığım senli gecemde,

Ruhunun kokularının dalgalandığı bu garımda,

Kalabalıklar içinde yalnızlığı yaşayan bir tek biz kalmayalım.

Senle ebed müddet yaralanmaya devam etmeliyim...

Sen olana kadar sana karışmalıyım..

Varsın yaralanmayı bilmeyenler hallerinden utansınlar ne çıkar...



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın sevgi ve aşk kümesinde bulunan diğer yazıları...
Şehir Ağlıyordu, Sen Ağlıyordun, Ben Ağlıyordum
Yarınlar İçin
Sevgi Nesin Sen?
Tahayyül Mülküm
Gökyüzü Gözlüm
Hayat Hikayesi
Aşık, Istırap Yumağıdır

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kör Karanlıklar İçinde Terennüm
Kahveye Kaside
Sevgin Yüreğimde Mihenk Taşı
Dilencinin Dilenciye Dilendiği Şehirden Selam Ola…
Kafayı Gerçekten Bulmak
Kafayı Bulduk! Sıra Cesarette!
Ey Ağlamak Unuttuk Seni
Modern Kızların Gönül Oyunu…
Duyarak Yaşamak
Kadın

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Soğuksu [Şiir]
Susup Kendime Sakladığım… [Şiir]
Benimle Ölür Müsün? [Şiir]
Yakarış [Şiir]
Şahmerdan Yürekli [Şiir]
Anadolu [Şiir]
İnanmaktır Yaşamak [Şiir]
Kalmazsın [Şiir]
Hasretimin Adresi: Sen [Şiir]
Kime Ne? [Şiir]


Yûşa Irmak kimdir?

Felsefe ve edebiyat aşığı, yayıncı ve kitapsever. . .


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Yûşa Irmak, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.