Kendini Arayan İnsanlık
Kahredici karanlık artık güneşin yeryüzüne ışık silsilelerini yalatması ile kayboluyordu.
"Şiir, sözcüklerle kurulan en kısa yoldur. — Octavio Paz"
"Şiir, sözcüklerle kurulan en kısa yoldur. — Octavio Paz"
Kahredici karanlık artık güneşin yeryüzüne ışık silsilelerini yalatması ile kayboluyordu.
Serkan iyi addedilen bir üniversitenin sosyal bilimlerle ilgili mezunlarının sonunun genellikle mesleksizlik olan bölümlerinden birini bitirdikten sonra; o yıllarda kendisi ile aynı durumda olan çoğu yaşıtları gibi okuduğu okulun gerektirdiği işi bulamadığından, boş durmamak için mahalle bakkalına yardım ediyordu.
Aradan çok uzun yıllar geçti 90 lı yıllarda yazdığım öykümdü. Ama konu hala tazeliğini koruyor.
Tüm Cumartesi Annelerine İthaf Olunur.
Öyle bir durumdayım ki özgürlüğü hissediyorum artık. Her yerimi ateş basıyor. İçimdeki enerji dışarı çıkmak istiyor. Ruhumu salıyorum artık özgürlüğe. Ve içim sonsuz bir mutlulukla dolup taşıyor.
Bir banka oturdu.Denize baktı.Harika,enfes,müthiş duygularını ifade edecek kelime bulamadı.Her şeyi unutmuştu.Karşı kıyıda denizin güzelliğini seyretmeye gelmiş,tekrar geri dönmemeye kararlı gibi dimdik ,kendi güzelliklerinin farkındalığını göz ardı etmeden gururla yükselen dağlar vardı.Deniz ,balık pulu gibi yayılan küçük çok küçük kıpırtılarla grinin tonlarını sergiliyordu.Çok az mavinin de etkisi görülüyordu denizin
Ağabeyim arabaya bindi ve Salim amcaya arabayı çalıştırmasını söyledi. Hızla uzaklaştık oradan.
Hepimiz ona bakıyorduk. Koşmasının anlamını çözememiştik. Ağabeyim bir kahkaha patlattı ve
Oh olsun ona. Gözündeki patlak için en az on beş gün yatar şerefsiz
Annem bir çığlık attı hemen.
Mahallelinin takıldığı kahve de iddia bayiliği almıştı.Ozan Hulusi Ağabey’e ilk defa bu kahvede rastladı.Sıkıntılı olduğu ilk görüşte belli oluyordu.Heyecanla gazeteye bakıyor,kuponu işaretliyor,sonra hesap makinesinin birkaç tuşuna basıyordu.
Arkalarından kapıyı kapattım ve bundan sonra yaşayacağım mekandaki ilk geceyi nasıl geçireceğimi düşünmeye başladım. Gece, sessizliğin ve karanlığın içinde çok daha fazla ürkütücüydü. Gün boyu çalışmayla zaman geçmişti. Yalnızlığın ne kadar korkunç ve dayanılmaz olduğunu, o gece daha iyi anlamıştım. Sessizliğin içinde, yorgun olmama rağmen çıtırtıları dinliyor, herhangi
Kanla filizlenip kanla beslenen bir düşüncenin bin yıldır süregelen bir ayininden arta kalanları izliyorum
Sitenin, doğruca sahile inen dar yolun girişindeki kapısından içeri salmadıkları Kazım, güvenlikçilerin kulübesinin hemen yanındaki akasyanın, sitenin duvarından dışarı taşan gölgesine çekti üç tekeri...
Karlı bir Ankara... Hava soğuk mu soğuk, buz gibi her yan. Sırtında parkası ağzında sigara, adam düşmemeye özen göstererek yürüyor...
Bu kısa şiir, acının insanı nasıl ketlediğini, sözlerin ve duyguların nasıl yarım kaldığını anlatıyor. Şair, acının önce şairleri vurduğunu hatırlatarak, edebiyatın yaralı umutlarını ve ölüme karşı hazır bekleyen sözcükleri betimliyor. İnsan acısı karşısında gülemeyen, çayı bile tatsız bulan bir duyarlılığın samimi itirafı.
Önümüzden geçen ilk şiire atlayıp üzeri tozlanmış kelimelerin içinde kendimize yer açmaya çalışıyoruz. Ancak kelimeler arasında bize uygun olanı bulamıyoruz bir türlü. Acımızı giyinen bir dize, aradığımız sadece. Ellerime yapışıyor çocuk. Umutla koşmaya başlıyorum tekrar heceler arasında. Süslü kelimelerin şatafatlı sesleri arasında tanıdık bir duygu yok !
Siyah saçlarını plastik tarağı ile okşadı, tavladı. Geceliğin yakasını göğüslerine doğru biraz daha çekip, saçlarını beyaz bedeninin üzerine salıverdi.
İsmini bilmiyorum,sormadım..Ben Berfino dedim ona..Ölümün soğuk yüzüne düşmüş kar tanesi gibiydi..
12 Eylül 1980 darbesi ardından tutunma mücadelesi veren bir devrimcinin yaşamından bir kesit
Gel Rüstem abi...Gel de gör şu perişan halimizi.Sefil varoşların halini bir gör. Gör de önce kendinden sonra insanlığından, geçmişinden, geleceğinden utan abi. Evlerden feryatlar çığlıklar yükseliyor abi. Yarı aç, yarı tok yaşayanlar bir yana, tıka basa yiyenler, beslenenler, kırmızı yanaklılar bir yana abi. Geçim derdinden çıldıranlar, fazla kazanmaktan