Babamın Elleri Soğuktu...
Yaklaşan babalar gününde babama veremeyeceğim hediye beni üzerken birden ona kalıcı birşey vermek istedim.Bende birikmişleri de atacaktım dışarı belki biraz nefes almak adına.
"Yazar olmak kolaydır; tek yapmanız gereken, masanızda oturup kanamak." - Ernest Hemingway"
"Yazar olmak kolaydır; tek yapmanız gereken, masanızda oturup kanamak." - Ernest Hemingway"
Yaklaşan babalar gününde babama veremeyeceğim hediye beni üzerken birden ona kalıcı birşey vermek istedim.Bende birikmişleri de atacaktım dışarı belki biraz nefes almak adına.
Arkadaşımla bir kere yaptığımız ve devam edemediğimiz bir oyun oynamıştık.
Birbirimize üç kelime verip ondan öykü oluşturacaktık. Arkadaş başladı:Kelimeler: Kan, Kilise çanı ve kedi mamasıydı.
YZ
Yalnızlık demiştin değil mi?
Yalnızlığına çare olabilirim.
Kendi yalnızlığımı katar da içine çeşni bile yaparım, ama dindirir miyim arttırır mıyım işte orasını bilmem.
Mert Başaran
"AşK her yerde: karşıdaki küçük kız çocuğunun masumiyetinde, yetmişindeki teyzenin hayır duasında, radyodan yükselen şarkının her notasında, gümüş kutusunu elinden bırakamayan herkeste AşK... AşK, hiç gitmedi ki...
Güzel ve zarif olduğuna çoktan karar vermiş olmamla ayak bileklerini merak etmiyorum bile… Yüz hatları ne kadar düzgün, ağzı burnu ne muntazam. Çekiciliğine rağmen yanına kimsenin yaklaşamadığına bahse girerim. Çünkü güzel gözlerin elasından bile kızgınlık, hırs, inatçılık eksik olmamış hiç.
Ben bir genç kızım. Kendimi Sevgi’ye adadım ve O‘nun kölesi oldum...
–Bu öykü, Maksim GORKİ’nin Soytarı adlı eserinin Seyirciler bölümünden uyarlanmış olup naçizane, kendisine atfedilmiştir…–
Sabaha karşı; kargalar ve yusufçuklar…
-03:09. 11208 sefer sayılı Anadolu Ekspresinin duruşu olmayan yerden trene aldığı tek yolcuyum. Hem de biletsiz yolcuyum. Ölmenin güzel tarafı şu, kondüktör biletinize bakmaya gelmez ve yemekli vagonda sınırsız ahiri bira içebilirsiniz.
Vatman şakir bey, Kocaman iki kanadı olan, üzerinde kapıya yakışan demirden dökme büyük bir anahtarla açılıan kilidiyle, bizi koruma görevi dışında bizden bir parça gibi, bizimle yaşayan, sokak kapımızın karşısında duran divanın üzerine babamın evden çıkma vakti geldiğinde, onun ancak iki küçük çocuğun kaldırabileceği ağırlıktaki deri ceketini, iki
İskorpit balığının zehirli olduğunu biliyordum ancak, panzehirinin işemek olduğunu bilmiyordum.
Güzel bir temmuz sabahıydı, Topkapı’dan Şehremini’ne doğru yürüyordum. Belediyeye ait otobüs garajının oraya gelmiştim ki, onu gördüm.
Bir vardım
Bir yoktum
Dere tepe düz gittim altı ay bir güz gittim.Günlerce uyumadım.İki arpa tanesiyle beş gün yol aldım.Verimli tarlalardan,kirlenmiş derelerden geçtim.Sağ kanadım yoruldu soluma yaslandım,sol kanadım yoruldu sağıma yaslandım.Günlerce kanat çırptım.Sonunda ademoğlunun şeytanla cirit attığı bir şehre vardım.
Doğan Cüceloğlu