Bir Gün
Sizce eski ile yeni kavramlar ne kadar farklı? Ya da gerçekten bir farklılık var mı? Yoksa şimdi olan şeyler daha mı iyi? Peki ya eskisi...
"Yazmak, yeniden yazmaktır. — Ernest Hemingway"
"Yazmak, yeniden yazmaktır. — Ernest Hemingway"
Sizce eski ile yeni kavramlar ne kadar farklı? Ya da gerçekten bir farklılık var mı? Yoksa şimdi olan şeyler daha mı iyi? Peki ya eskisi...
yaşamı anlamılı kılan gözlemelerimizdir. göremeyen bir insanın ıstırabını yazarlardan başka kimse dile getiremez. bazen bir çocuğun minicik tebessümü bazen de acıyı gözlemler ve de duygu dünyamızda yoğurup okuyucuya sunarız.
Işıkların hepsi birden aynı anda yanıyor, yine de seslerin ve görüntülerin sağlayabileceğinden öte, daha çok seyircilerden kaynaklanan bir coşkunluk bütün binayı kaplıyor.
Bir insanın hikayesi. Belki sen, belki de ben bu insan, fakat yazan ben. Seni yazdıysam ve sen seni, kendine bile yazamıyorsan, işte sana sen. Beni yazdıysam ve beni en iyi ben anlatırsam; işte bir kadeh ben.
“Seni buraya bağlayan ne? Sen de gelsene!” diyordu. O’nun ardından gidecek cesareti bulamadım hiç kendimde. Ancak beni buraya bağlayan nedenler ondan sonraki günlerde kafamı kurcalamaya devam etti. İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir, diyordu Marquez. Sahi bizi bu topraklara bağlayan neydi?
Uçurumun kenarındaydım ama uçmayı bilmiyorum, kanatlarımı alıp gitmiştin.
"Bilgece yap. Yani koruyarak. Yani için titreyerek. Yani yıkılmasın diye. Tutkuyla yap. Sana verilen yaşama gücünü kullan. Yılmadan, bilgece ve tutkuyla. Önce yap, sonra açıklarsın."(İ.Özel)
Bunu da hiç okumadan yüklüyorum. umarım bu bende bir tarz olmaz, çünkü hata sayısı çok oluyor. Biraz da saçmalıklar oluyor içerikte. Neyse ki öykü adı altında, atış serbest yani. (çok uzun ve akıcılıktan yoksun olmuş gibi geldi bana okuyunca)
Sanki bu cehennem ülkesinde hayat onu köşeye sıkıştırmak istiyordu ve köşeye sıkıştırılmış bir boksör gibi ha bire yumruklayacaktı, dengesini kaybettirip onu nakavt edecekti.
"Dün gece -Olağan Şüpheliler-i izledin mi?", "Oğuz Atay'ın günlüğünü
bitirdin mi?" gibi arka arkaya sorulmuş ve tartışma yaratmaya yönelik soru-
lara "Haydi çabuk,sonra konuşuruz" ortak yanıtını vermesine bak
Odada ilk göze çarpan, gelişigüzel alınmış eşyaların kahverengi tonlarının uyumuydu. Sanki gercekte tek bir rengin yaşanmışlıklarla oluşan tonlarının uyumu. Her dokunulan yeri bu rengin bir tonunu almış ve sanki her yerine dokunulmuş odanın.
Masada yayılmış yufkalar hala bekliyordu, peynirli börekiçi ve patatesli, kıymalı börekiçi ile birlikte… İçini çekti. Ama, ama ben oturmak istiyorum. Ama, ben kitap okuyup, yazı yazmak istiyorum. Ben yufka böreği yapmak istemiyorum. Hem, hem güneş b