Uslu Olmayı mı Vaat Etmiştim?
Perdeleri açık pencereden rüzgarla sallanan ağaçlar görünüyor. Hele bir kuru dal var ki! Siyah bir cadı pençesine benziyor...
"Edebiyat, hayatın aynasıdır... öyle ki bazen o aynayı kırıp bir de kendi yansımamıza şaşarız." - Oscar Wilde"
"Edebiyat, hayatın aynasıdır... öyle ki bazen o aynayı kırıp bir de kendi yansımamıza şaşarız." - Oscar Wilde"
Perdeleri açık pencereden rüzgarla sallanan ağaçlar görünüyor. Hele bir kuru dal var ki! Siyah bir cadı pençesine benziyor...
Çıkarsın kentin sokaklarına, her birini ayrı ayrı dolaşır, ayrı ayrı insanların yüzlerine gözlerine bakarsın, göz göze gelebileceğin birini ararsın.
‘Aslında bu ben değilim, aslında ben sizin gibiyim’ demek için.
Anlarsın.. Kimsenin yüzünde gözü yoktur.
Ve şimdi ne önemi vardır, sarışın bir çocuğun gözlerinden güneş çalmanın. Vaktin yoktur deli rüzgarlarla savaşmaya. Alnında ezeli bir dünya yorgunluğu...
Gökyüzü haykıra haykıra ağlıyordu zifiri karanlığın üzerine, rüzgar aklın alabildiğince hırçın, soğuk mümkün olabildiğince keskindi.. Yakıcı bir don geçiyordu yüzleri yalayarak alenice.. Aylardan Ocak, mevsimlerden "kara" kıştı; hem gecesiyle hem de gündüzüyle.. Kendi içine ufalmış gölgeler bile pusmuştu karanlığın ardına kaçabildiğince, kaybolabildiğince.. Şehir korkmuş, şehir ürkmüş, şehir şaşkın,
Ne soyumuzu biz seçiyoruz, ne ırkımızı, ne dilimizi, ne bedenimizi, ne zekâ seviyemizi, ne yeteneklerimizi. Bir çadırda doğabilirdik ya da Afrika’daki bir yam yam kabilesinde. Allah, aklımızı, servetimizi, makamımızı, çocuğumuzu, güzelliğimizi, yeteneğimizi, sağlığımızı alıverse, onları tekrar bize kim verebilir?
Ne çok “sonbahar” esiyor haziran güneşlerimde… Sokaklarımdan sonbahar kokuları, yüreğimden “eylül” geçiyor…”Poyraz” rüzgarı köpürtüyor anılarımı uykusuz gecelerimde...
...Nefretten başka bir duyguyu hissedemeyen düşüncelerin, devamlılığının gücünü umuttan almasının anlamı ne!
Mutluluğa hiçbir gün ulaşamayacaksam, Yaşamanın anlamı ne
...Ruhuna acıdan başka ne sunabildin ki ömründe? Doymak bilmeyen bir iştahla yaklaşırsan acıya! mutluluk sana kafi gelmez!
Yüklemler yerini beğenmiyor, özne zaten eksik. Madem öyle tümleçleri de boşa harcamayalım. Tümleçlerle anlaşamadığı zamanları oluyor insanın. Sorulmayan şeyleri söylüyor bazen tümleçler. “Şimdi onu sorduk mu?” demek geliyor insanın içinden. Sorulmayan şeyleri duymak tahammül edilmesi gereken bir durum oluyor bazen.
Kimliğimiz ve mesleğimiz ne olursa olsun, başkasının hakkına ve emeğine saygı duymak zorundayız. İnsan olmanın temel şartı bu, öyle değil mi?...
Yollar; en çok da yalnızlara yoldaşlık yaparlar. Bazen hem bir izdir, bazen de bir arkadaştır yollar. Kimine göre ‘ince, uzun ’, kimine göre ‘ömürden daha uzun’. Ama bana göre hem ince, hem uzun, hem de ömürden daha uzun. Bazen de göz kapayıp açmaktan daha kısa daha yakın. Görmek
"Umudunu yitirenin başka yitirecek bir şeyi kalmamıştır."
Neden ağladığımızı kimse anlayamaz bizden başka biz bile bu kadar zor kavrarken.
Kayıp geceler kabusunda sürmeli bir ölü dirilir kendi cenazesine,ölmediğini bilmek ister tanıdık yüzlere merhaba der. Ama boş bir anlamsızlık yüklüdür hepsinde.Çünkü ölüsevicilik pek matahtır bu riya yüklü toprak kokan yerde. Suya çağrılır ölü bir müddet, sonra sonsuz susuzluğa gönderilir bir ölü, çağrısız alemlere.
Ömür boyuların bilinmezliği/Şafak sökerkenki bir martı çırpınışı, bir hüznün mutsuz gülümseyişi balıkçı sandalı içindeki ağlarda/Ben ve kendim/Gece nöbetleri,dünya sonu gel-gitleri/Depresif gecenin iflah olmaz çekiciliği!