Hatun Kaçmış Sen Hala…
Temel bir gün parkta yürürken, bir adamın şınav çektiğini görür. Yanına yaklaşır, bir altından bakar, bir sağından bakar, bir solundan bakar, sonunda adama döner ve der ki
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Temel bir gün parkta yürürken, bir adamın şınav çektiğini görür. Yanına yaklaşır, bir altından bakar, bir sağından bakar, bir solundan bakar, sonunda adama döner ve der ki
Bazen sağanaklar yağar içimizde, bazen de en baklemediğimiz zamanlarda güneş açar. Bu yazının küçük beyaz bir kamelya ile ilgisi var. Bu küçük ve sanal kamelya nasıl bir hüzün perdesini aralayabildi ?...
YZ
Düşüncelerini empoze etmeye çalışan, ırkçı/kapitalist medyada alan bulmuş, internet sayesinde alanını genişletmiş bu medya-ateşçilerinin hedefi, okurlar, dinleyiciler, izleyiciler, net sörfçüleri, hızı seven ileticiler, gözlemeyi seven masumlar, öğrenme, bilme, özümseme hakkı olan insanlardır.
Mehmet Rauf
Gerçek bir din ve vicdan özgürlüğü nasıl bir kimsede gerçekleşebilir? Türkiye'de inanç ve din özgürlüğünün koşulları hazır mı?
Bilirsiniz sanatçılar için, “dâhilik ve delilik arasındaki ince çizgi” diye bir tabirden bahsedilir…
Mustafa Düzleme bu ince çizgiden geçmiş bir dahi…
Sanatı uğruna birçok cenderelerden geçtiği halde sanatçı kimliğini/feryadını duyuramamış bir sanatçı.
Gelen ilhamları sustura sustura şimdi açıktan sesler duymaktaymış Mustafa Ağabey.
Dilleri ile şakıyan, kalemleri ile aydınlatan sanat adamları ölüm karşısında dik durabilmişlerdir. Onlar için zaman harcanmayacak kadar değerlidir. Cemal Süreya ölüm ile oyunu bir gökkuşağına çevirirken, Ahmet Oktay arzın merkezine bir yarık açıyordu.. Orhan Veli, dalgasını geçerken, Cahit Sıtkı, ölümün canevine dalıyordu.
Herhangi bir ülkenin herhangi bir köşesindeki insanla, herhangi bir adla, aynı şeyi içiyorsunuz. Çay...
ağlamak geliyor içimden, utanıyorum. bütün hayatını bir kadını bekleyerek geçirmiş bir adam olup çıkmaktan korkuyorum.
Zaman geçiyor. Büyüdükçe büyüyor suskunluğu gecelerin. Cümleler tükendikçe tükeniyor adına aşk dediğimiz o yanılsama, susuyoruz kelimeler kayboluyor, susuyoruz, suskunluk kocaman duvarlar örüyor aramıza...
Borç, sessizce hayatımıza sızan ve zamanla bizi esir alan bir misafir gibidir. Bu metin, borçla mücadelenin aslında büyük bir savaş değil, küçük ama kararlı adımların toplamı olduğunu anlatıyor. Kredi kartının cazip tekliflerine kanmak yerine, nakitle yaşamanın dürüstlüğünü vurguluyor. Borçtan kurtulmanın ilk adımı, içimizdeki "Bu yükü indireceğim" diyen sesi
Şehirlerin de insanlar gibi bir ruhu vardır, üstelik şehirlerin ruhu insanların ruhundan daha saf, daha temiz, daha narin ve daha derindir.
Ahmet Hamdi Tanpınar, unutamadığı ve unutulmasını istemediği şehirler için “Beş Şehir” i yazarak edebiyatımıza şehir kitaplarının önemli örneklerinden birini kazandırdı. Ahmet Hamdi Tanpınar; “Yaşanmış hayat
Her şey gözümün ellerimdeki tüylere çarpmasıyla başlıyor.
Yavaş yavaş süzüyorum; bakıyorum.
Derimin üzerindeki gözeneklerde başlayan bu "rastlantı akış" yan masada oturan kadının dudaklarına çarparak devam ediyor.
Bir kafeteryanın "boğuk kalabalığı" arasında yitiyor sesler.
Yaşar Kemal