"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
Yazma Teknikleri
Yaratıcı Yazarlık
Sevgili arkadaşlar; ... ve öncelikle İmdat--- Üç hafta, matematiğim iyi değildir ama, sanıyorum 'yirmi bir' gün ediyor. Bu sayıyı abartılı bulduğumu belirtiyor, yine de iletinin içeriğini anlamaktan aciz olmadığım için yorumunu saygıyla karşılıyorum... ... ardından forumu izleyen diğer dostlar; Şiirlerinizi gönderirken lütfen birkaç basit noktaya özen gösterin. Aynı şiiri on sekiz kez (bu rakam abartı değil) gönderdiğiniz zaman işleyişi ne kadar yavaşlattığınızı biliyor musunuz? Ayrıca, acaba yazı onaylama sistemi çalışıyor mu, diye gönderdiğiniz bütün o "avaemukamnka" içerikli şeyler? Saymakla uğraşmayacağım... ... son olarak da İzEdebiyat üzerine birkaç söz; Bu sitenin yapısı oldukça yalın olduğu gibi açık bir şekilde göz önündedir. Benim bildiğim kadarıyla İzEdebiyat'ta genel anlamda "yönetici" sözcüğü yok. Yönetim, deyince işletmesel (gıcık bir sözcük oldu bu) şeyler geliyor aklıma. Hadi hatırlayalım, neydi bu sitenin varoluş nedenleri, amaçları? Yakın bir zamanda "Şiirlerinizin bir an önce onaylanması için dikkat etmeniz gereken hususlar" gibi bir yazı hazırlayacağım. Umarım bu bizi biraz hızlandırır. Belki ukalalık olacak, yine de söyleyeyim. Herkesi büyük harflerle, YAPICI olmaya çağırıyorum.
?
Yazma Teknikleri
Yaratıcı Yazarlık
"Nida'nın sözleri kendisi[[B]]ni[[/B]] bağlar" olacaktı tabii ki; yoksa kendisi bağlaması için başkası olması gerekirdi; bu da olamayacağına göre, salt kendisini bağlar, başkasını değil. Suyel
?
Yazma Teknikleri
Yaratıcı Yazarlık
Nida'nın sözleri kendisi bağlar; kendi "ileti" dışında başka insanların yazdıklarını okuma zahmetine ve ilgisine bu denli uzak bir kimsenin gözünde elbette ki, kendi "iletilerine" yanıt vermeyen veya o düzeye inmeyenler, yardakçı (ve bilmem daha ne) olacaktır. Bir insanın övgüsü kadar sövgüsü de yüceltir veya alçaltır, bu o insanın değeri ile ölçülür; o nedenle Nida'nın bana sövmesi, kanımca her şeyin yerli yerinde olması anlamına gelir: aksi durum beni incitirdi. Suyel Not: İsa'nın yardakçısı olmak, kimi durumda hiç de fena olmazdı hani, eğer gerçek olabilseydi tabii.
?
Yazma Teknikleri
Yaratıcı Yazarlık
zaman zaman durgunlukları olmuştur izedebiyatın... zaman zaman da şahlanmaları... tek eksikliğimiz var yöneticilerimizin yöneticiliği 3 hafta da bir şiir-yazı güncellemekten ibaret sanmaları... yoksa mahallemizde delimiz de var , çok bilmiş hünkarlarımızda...
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Karlı, yağmurlu, sisli, rüzgarlı günlerde şöyle sıcacık, neşeli bir yaz öyküsü yazmaya ne dersiniz? Yani elbette yaz öyküsü yazmak şart değil ama insan özlediği şeyleri pek güzel anlatır ya... Başka önerisi olan var mı?
?
Yazma Teknikleri
Yaratıcı Yazarlık
Değerli arkadaşlar! İzedebiyat bitmek-tükenmek üzere.. Bitirmemek ve tüketmemek için ne yapmalıdır sizlerce? Eski müdavimler alıp başını gidiyor, bu edebiyat sitesi ise nereye gidiyor?... Sahibi, sayın Direnli nerede? Yoksa gemiyi en önce o mu terk etti de haberimiz yok!...?...
?
Yazma Teknikleri
Yaratıcı Yazarlık
2004-2005 Eğitim-öğretim yılında yeni müfredatın uygulandığı bir pilot okulda 1.sınıf öğretmeni olarak görev yaparken ilkokuma-yazmaya ilişkin çalışmalarımı toparlayıp kitaplaştırdım bu yıl kitabımı biraz daha zenginleştirdim yayınlatmak istiyorum Kitabım 230 sayfa olup öğrencinin rahatça kullanabileceği, veliye ve öğretmene büyük kolaylık sağlayacak biçimde tasarlandı, bu konuda uzman kişilerin görüşleri alınarak düzenlendi. İlgilenenlerin: bahittin@hotmail.com adresinden ulaşmalarını rica ederim.
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
Ben de yazı ekleyemiyorum. Zaten artık "kırk yılda bir" yazıp, "kırk yılda bir" internete giriyorum; şiirimin eklenmemesi her arkadaşın olduğu gibi benim de moralimi bozuyor. İçimden bir ses bana "fesat ol, fesat ol!" diyor. Ben bu sitede daha karmaşık sorunların konuşarak çözüldüğüne şahit oldum. Hatta kendimce katkı bile sunmuştum. Bu yüzden içimdeki küçük şeytanı susturuyorum şimdilik. İçimizdeki küçük şeytanların iyilik perilerine dönüşmesi hep başkalarının işi değil midir?
?
Edebiyat ve Felsefe
Edebiyat Tartışmaları
martin eden en çok etkilendiğim kitaplardan biridir.sizin gibi bir kaç günde okuyup bitirdim.yazmak birikim işi.öncelikle kendini geliştirip ,hayal gücünü,düş dünyanı oluşturmalısın.belli bir noktadan sonra eline kalemi alıp düşündüklerini yazmak kalır.ve inanmalısın kendine hiç şüphesiz.inanmalısın yazdıklarına, yazacaklarına.yazmak azmi ve isteği ile heyecandan kıpır kıpır olmalıdır yüreğin. sana inanan insanlar olmalı çevrende. her ne olursa olsun istemelisin.daha çok, daha iyisini ve en iyisini. inanarak.bir martin eden örneği de benim sanırım:)35 yaşımdan sonra şair ve bestekar oldum.yaş 35 ikinci doğuşumdur.gerçek doğuşumdur.selamlar. bu arada www.aynizeliha.com. 2yıl önce yazmaya başladım.2 ayda kitap çıkardım.2 yıl sürecinde yüzlerce şiir yazdım.yüzlerce şarkı yaptım.insan yeter ki yürekten istesin olamayacağı şey yoktur şu hayatta:)
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
yazmak bir serüvendir, tabi bunun farkına sonra sonra varırsınız, ilk zamanlarda ne yapacağını bilemez yazar heveslisi, yönlendirilmeye ihtiyacı vardır, şimdi geldiğim noktadan geri baktığımda, ne çok şey görmüşüm diyorum, Mehmet Zaman Saçlıoğlu bana Martin Eden’i önermişti, Jack London yazmış, aldım okudum, yazma heveslisi buna mutlaka okumalı, dergilerde metin yayınlatmak, bunun güçlükleri, yayıncı denen garip adamlar, garip suratlı editörler, kısacası bu işin pis yönleri, bir adamcağızın yazar olarak bir yer edinmek istemesi, işte bu serüven anlatılıyor romanda, dünyanın neresine giderseniz gidin, bu iş böyle, kimse hoş geldin bay yetenek demiyor yazara, gerçek bu, ben bunu gördüm defalarca, bir roman yazdınız diyelim, iyi olabilir, hatta basılan çok kitaptan iyi olabilir, aslı mesele şu, yayınevinin editörünün sizden yana olması, iyi yazmak yetmiyor yani, şu an basılan çok satılan eserlerin sahibi bile en başta yayınevi bulamamışlar, yılmamışlar, kitaplarını bastırmışlar, her hayır yazarı güçlendirmeli, bu iş böyle çünkü, sabırsız insanın işi değil. tek bir adam tutar yazarı, işte bu tek adam, yazarın önünü açar, bir yazarın parlaması böyle işte, tek bir şeye bakar, bazen, bizde birçok yazarı birileri tutar, onlar böylece parlarlar edebiyat dünyasında, dost ahbap ilişkileri, yazarların hayat öykülerine bakın, orda derler, kim ilk yardım etmiş, kim ilgi göstermiş de kitap yayınlatmışlar, yani yazarın onu anlayan editörü de bulması lazım bir şekilde, yoksa o editöre ağzınla kuş tutsan yaranamazsın, anlamaz, görmez, editörler kahin olsaydı, işlerini iyi yapsalardı, o kitabını basmaya yayınevini bulamayan yazarın geleceğini fark eder, onu hemen yanına alırdı, sanıyoruz ki yetenekleri sayesinde parlamışlar, edebiyat dünyasında yer edinmişler, yüzde doksan dokuz başka faktörler var, mesele yetenek değil, eğer yeteneğe bakılsaydı, ortalıkta kötü kitaplar da olmazdı, ancak ve ancak yazar yaşadıkça görür meydanda dönenleri, altın kural: sürüneceksin önce,
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
bu Steinbeck’in romanı, Tatlı Perşembe, uzun zamandır elimde, ha şu cümleyi alayım yazayım ha ötekini, ya şaşırdım kaldım, oldu olacak gibi değil, hepsini boş verdim, bir romanı bitirmek çok zamanımı alıyor, bir de bunu yazayım, görsünler, adam nasıl demiş, tabi o cümleler güzel ki bende bunları duyurma isteği uyandırıyor, romanda Doc adında bir karakter var, roman bu adamın üstüne kurulu, adamın ruh halini anlatması var yazarın, bazen düşünüyorum, tıpkı benim ruh halim, insan çalışırken bazen aklının oyunlarına kapılır, akıl çalışmak yerine gider zıkkımın köküyle, saçma aptalca şeylerle ilgilenir, işte onu öyle atlatmış ki yazar, şimdi aklımda kaldığı kadar parça parça, tuvalette trompet çalan bir adam, o gün bütün mahallenin tuvaletlerinde trompet duyulması, bir genelev ki, orada epey gülünç hadiseler cereyan etmemektedir, (bu arada bu kitap devletçe okullarda okutulması uygundur ibaresi taşıyor, ben anlamadım, kitapta bir sürü argo kelime var, genelevi anlatan bir kitabın neresi gençlere göre ki, hem çeviriyi yapan adam da iyi yapmamış, birçok deyimi yanlış kullanmış, baskısı kötü kısacası,) kimi romanlar karabasan gibidir, onlar kara kuru romanlardır, içlerinde mizah yoktur, ben sevmem öyle kitapları, karabasan gibi olabilir ama mizah da olsun isterim, işte bu kitap, yani Tatlı Perşembe’de büyük bir sevecenlik var, Genelevde çalışmaya başlayan bir kadın, ona ve diğerlerinde kibar görünme dersleri verilmekte, mesela, kafasının üstünde kitap taşımak, hatta yatarken bile başının üstünde kitap varmış gibi yatmak, sonra yemek detayları, çatallar, bıçaklar, her yemek için ayrı çatal ve bıçaklar ve kaşıklar kullanılır, yazar bunları anlatıyor, ama ne yapıyor, lafı yürütüp mizaha çıkarıyor, her zaman değil ama, sözü şiirsel götürüyor arada başka bişiyler yapyor, mesela, genelevde bir salon var, bu salonda belli bir yerde yıldızlar var, bu yıldızlar oradan evlenip ayrılan orospuları temsil eder, evin işletmecisi bundan gururla söz eder, bu sırada Mack adlı karakterden bir not gelmiştir, akşam kızlar ona gidecektir bir mesele için, işletmeci, aşçısının yaptığı büyük ve tadı berbat pastayı hazırlamalarını söyler, dört birayla beraber, evde yeni çalışmaya başlayan kadın homurdanır, işletmeci onu tersler, dediklerinin yapılmasını ister, kadın da içinden der ki: keşke şu çocuk için de bir yıldız yapıştırabilsem burada harcanıyor zavallı… başı dertte olan bir adamı paklayan ne olabilir? arkadaşı onun bir karıya ihtiyacı olduğunu söyler, karı ki adamın bütün gücünü alacak türden, yani dır dır edecek vs, ve bütün arkadaşlarını dert alması, işte bütün bunları renkli bir biçimde anlatıyor yazar, eski Türk filmlerindeki bir candanlık var metinlerde, bana onu anımsattı,
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
Erkeklerin yanlış kadın seçtikleri, yüzde doksan böyle, Tatlı Perşembe adlı romanında Steinbeck bunu Fauna adlı genelev işletmecisine söyletiyor, işlenmemiş, kaba bir kadınla (orospu), üniversite okumuş bir biyolog olan Doc’un arasını yapmaya kalkışır, öyle akıllı bir kadın ki Fauna, bir sürü bilgelik saklı dilinde, epey bir ilgiyle dinliyorum onu, insanlardan istediğini almanın yollarını ne güzel anlatıyor, mesela, kadın, kendi düşüncelerini erkeğin düşüncesiymiş gibi sunarsa, söylerse, diyor romanda, ben bu cümleyi bir filmde duydum, aynısı, sonra bu cümleyi başka yerde de duydum, yani birileri kapmış bu aklı, kullanmış, yani yaşamaya gerek yok, aile terapistleri, psikologlar kitap yazıyor, şöyledir böyledir, karı koca ilişkileri, kadın ve erkek incelemeleri, bir dolu zırva aslında, sağda soldan bir sürü bilgi toplayıp bunu roman formunda ya araştırma başlığı altından yayınlamak mümkün, bir de çok satıyor bunlar, birileri fantastik kitaplar yazıyor, içine Amerika’yı şunu bunu katıyor, insanlar da bu fantastik kitabı alıyor, üstelik gerçekmiş gibi algılıyorlar, işte ben de böyle bir dolu zırva yazmayı düşünüyorum, aslında zırva yoktur, yazmak büyüdür kısaca, yalan zırva saçmalık olsa bile, öte yandan, Mack var, oturduğu ev elden gitmesin diye çevirdiği dolaplar, yazar ne güzel kurmuş bunu, dillendirmiş, hissettirmiş, mutlaka alın okuyun Tatlı Perşembe’yi, Erkekler evlenmek için yanlış kişi mi seçerler, Tabiki yanlış kadını seçerler, kafaları basmaz çünkü, göremezler ki, üçüncü göz daima görür, yani bir kadınla bir erkeğin arasını en iyi gören üçüncü kişidir, yani evlilik gizli bir el tarafından öyle oluşturulursa, daha iyi olur, romanda öyle diyor, bizde de hep öyle, üçüncü kişiler meydandadır, evlilikleri ayarlarlar, bana kalsa, bu iyi, mantık az hata yapan biridir,
?
Kurgu Sanatı
Yaratıcı Yazarlık
Attila İlhan ''Şu Çılgın Türkler''i tahtından indirdi Türk edebiyatının büyük ustası Attila İlhan'ın hayata veda ettikten sonra okurla buluşan kitabı ''Gazi Paşa'' zirveyi ele geçirdi. Ayın en çok satan kitabı unvanını elde eden eser, 4 Ocak'tan bu yana 50 bin satış rakamına ulaştı. Türkiye Yayıncılar Birliği'nin en çok satan kitaplar listesinin zirvesi bu ay ''Gazi Paşa''nın. Kurtuluş Savaşı yılları ve Atatürk'ün Latife Hanım'dan Fikriye Hanım'a dek özel yaşamından kesitler aktaran yapıt, Nazım Hikmet ve Vala Nurettin'in kaçışı ile başlıyor, farklı bir kurgu içinde Kuvayı Milliye'nin İzmir'e girişi ve Trakya'nın geri alınması ile sonlanıyor. Son aylarda satış rekorları kıran ''Şu Çılgın Türkler''in başını çektiği çok sayıda eserde olduğu gibi milli mücadele yıllarını işleyen yapıt satış rekorları kırıyor. EN ÇOK SATAN KİTAPLAR Türkiye Yayıncılar Birliği'nin Ocak ayında en çok satan kitaplar listesi şöyle: 1- Gazi Paşa (Attila İlhan) 2- Şu Çılgın Türkler (Turgut Özakman) 3- A.Ş.K. Neyin Kısaltması (Tuna Kiremitçi) 4- Ferrarisini Satan Bilge (Robin Sharma) 5- Koza Kelebeği Bilmez (Robin Sharma) 6- Sır (Nermin Bezmen) 7- Amat (İhsan Oktay Anar) 8- Zahir (Paulo Coelho) 9- Derin Devlet (Ömer Lütfi Mete-Mahir Kaynak) 10- Her Şey Seninle Başlar (Mümin Sekman). ''180 BİN ADET ATTİLA İLHAN KİTABI SATTIK'' İş Kültür Yayınları Satış Bölümü Yöneticisi Serhat Baysan, 4 Ocak'ta okurla buluşan yapıtın ilk baskısının 25 bin adet satıldığını söyledi. Baysan, 10 gün sonra eserin ikinci 25 binlik baskısının kitabevlerinin raflarındaki yerini aldığını belirterek, kitabın bugüne kadar 50 bin adet satıldığını kaydetti. Okuyucudan büyük ilgi gören eserin yeni baskılarının da yolda olduğunu ifade eden Baysan, ''Büyük ustamız Attila İlhan'ın oldum olası çok ciddi bir okur potansiyeli vardır. Bir de işin içine onun zamansız diyebileceğim ölümü eklenince okur ilgisi epey ciddi şekilde yükseldi'' dedi. Attila İlhan'ın geçen yıl Ekim ayında hayata gözlerini yummasının ardından okurun onun eserlerine ilgisinin daha da arttığını anlatan Baysan, ''Şunu da söyleyebilirim; tüm kitapların yayın hakları yayınevimizdedir. O tarihten bu yana Gazi Paşa'nın dışında 180 bin adet Attila İlhan kitabı sattık'' dedi. ''Şu Çılgın Türkler'' kitabının satış rekorları kırmasıyla da okurun milli mücadele yıllarını işleyen kitaplara ilgisinin görüldüğünü belirten Baysan, ''Bu da kitabın satışında artı bir faktör olmuştur diyebilirim. Ayrıca, yayınevimizin kararı doğrultusunda eserin baskı sayısı yüksek tutularak 10 bin YTL'den satışa sunuldu. Bu da satışı artırdı'' diye konuştu. ATTİLA İLHAN'IN ''GAZİ PAŞA''SI ''Gazi Paşa'' romanında döneme ilişkin belgelerle yazarın kurmaca anlatımı birbirine bağlı olarak gelişiyor. Nazım Hikmet ve Vala Nurettin'in kaçışıyla başlayan bu ilgi çekici romanın temelini Ankara'da yaşananlar, Türk-Yunan savaşları ve İzmir'in alınışıyla sonuçlanan milli mücadelenin anlatımı oluşturuyor. Mustafa Kemal'in özel hayatının öne çıktığı, çevresindeki üç kadın Fikriye, Latife ve annesi Zübeyde Hanım ile ilişkilerinin anlatıldığı bölümlerde yazarın kurmaca konusundaki ustalığı gözler önüne seriliyor.
?
Kurgu Sanatı
Yaratıcı Yazarlık
Özgür, sizi tebrik ederim; umarım kitap çalışmanız sizin hayırlı ve uzun bir yola girmenize vesile olur. Ayrıca: bir şey değil, -ilgi ve özenle yapılan her şey, kim için olursa olsun, kişinin kendisine zenginlik katar...yapılan emek teşekkürün nakit dönüşüdür zaten. İyi çalışmalar Suyel
?
Kurgu Sanatı
Yaratıcı Yazarlık
Değerli Suphi Bey, Size teşekkür etmek için geç kaldığımın farkındayım, bunun için özür dilerim. Yazıma vermiş olduğunuz yanıt bizi oldukça bilgilendirdi ve doğru yolda olduğumuzu teyit etti. Bahsetmiş olduğum romanımızı bitirdik ve bir yayınevi basmayı kabul etti. Bu hafta içinde baskıda olcağı müjdesini sizlere de verebilirim. İnanın, heyecanla bitirmeye çalıştığımız roman, ne yakınlarımızla ne de kendimizle ilgilenmememize fırsat tanıdı.Sizlerden ve edebiyat dünyasından daha çok şey öğrenmem gerektiğini de biliyorum. Bunun için de elimden geldiğince bir yandan okuyor bir yandan asıl işimi sürdürerek yazmaya çalışıyorum. Kitabın adı "www.satrab.net" ve aynı zamanda da bir web sitesi. Şu an için web sayfasına kitab kapağını koyduk, bir kaç gün içinde de sitenin tamamını görebileceğiz. Umarım, kitabı okuyup yorumlarınızı yazarsınız. Henüz kendimi bir edebiyatçı olarak göremiyorum ve böyle iddiada bulunmadan yazdık. Çalışmalarınızda başarılar dilerim, en kısa zamanda tekrar görüşmek dileğiyle...
Başa Dön