Denildiği gibi uzun zaman aralıklarıyla güncellemeyi istemek buradan bakınca ve isteğin geliş şekline göre yorumlanınca sadece az okunma korkusu olduğunu gösteriyor...
Oysa biz uzun zamandır güncelleme ve yayınlamaların gecikmesinden şikayet ediyoruz...Yazısını yollayan kişi uzun zaman yazısını göremeyince hevesinde kırıklar meydana geliyor...
Bu toparlama geneldir...
Yazdıklarımız ne kadar zaman aralıklarıyla yayınlanırsa yayınlansın okunmaya değer ise yazar sayfaları mevcut isteyen okuyucular buralardan da ulaşabilir sevdikleri yazarların şiir - öykü vs. yazılarına...
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
necat beye aynen katılıyorum.....merak olamadan olmaz.yazıları belli periyotlarda yayınlamlaısınız
Çannakale;
Cihanın yüklendiği kapı, yedi düvelin yıkamadığı kale...
Ben çanakkeleyi şehitlerinden tanırım , truva sevdalılarına inat...
Allah onların herbirinden razı olsun...
Ne garip tecellidir ki onların yok oluşları ( cismen ) bizin varlığımızın teminatı oldu...
Borçluyuz yiğitlere...
Kaldıramayacağımız kadar büyük bu yük, ödeyemeyeceğimiz kadar çok borçluyuz...
Yaradan mekanlarını cennet etsin...
Unutmadım, unutmayacağım, unutturmayacağım...
unutmak tükenmektir...
İmdat Özcan
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy
Bence siteye gönderilen eserler aylık güncellenmeli... Böylece okunma ve etki oranlarının artacağını düşünüyorum...
edebiyata ilgi duyan gönül dostlarının paylaştığı bu ortam, eminim ki elit bireylerin vazgeçilmezleri arasında. öyleki okuduklarımda duygu ve düşünce dünyanınızın önündeki esrar perdesi bir nebze olsun kalkıyor ve sizleri tanımamam için bir pusula oluyor herbiri...profesyonel amatörlerin, yani bizlerin:), bir iki satır karalamsı için belki de öncelikle bu işin özsuyunu damarlarında taşıyan sanatçıların aypıtlarını büyük nir özveri ve titizlikle okuma gerekliliğimiz olduğu düşüncesi içindeyim.affınıza sığınarak roman üzerine kendini geliştirmaya çalışan arkadaşlar için ufak bir tavsiye yapıtının ismini zikretmek istedim...
kendisni daha çok iki deneme kitabıyla tanıma şansı yakaldığım saygı değer [[B]]MURAT MENTEŞ [[/B]]beyin ilk romanı [[B]]DUBLÖRÜN DİLEMMASI [[/B]]....
sessizlik lütfen uykularını kaçıracaksınız...
rüya üzre kurtarıcılıklar varken ne gerek var iz ( e ) edebiyat ( a )...
ben de bir süredir bazı yazılarım yayınlamadığı için beklemedeyim site düzelene kadar.
Sevgili Örsan Kardeşim; yöneticilerimiz galiba öldüler.Hiçbir haber yok kendilerinden.Böyle şeyleri buraya yazmayın diyorlar; özel ileti gönderiyoruz, yanıt vermiyorlar.Cami avlusuna bırakılmış bebek gibi hissediyorum bazen kendimi...........İzedebiyat'ı çok seviyorum.Yöneticilere ulaşamasam(k) da, ben buradayım.Hiçbir yere gitmem.Çünkü İzedebiyat ilk göz ağrım.......Sevgiler.
2005 Mayıs ayından itibaren sahne arkama giriş yapamıyorum..
Sahne arkamın şifresini unuttum.
Bu konuyla ilgili foruma sıkıntımı dile getirdim, ancak Eylül 2005 ayında Sayın Ekim Yardımlı şifremin e mail adresime gönderildiğini ve sahne arkasında bulunan şifre unutulduğunda "unuttuysanız burayı tıklatın" linkinin düzeltildiğine dair foruma mesaj bırakmış...Lakin bana şifrem gelmedi..Üstelik sahne arkasındaki "unuttuysanız burayı tıklatın" linki işlevni hala yerine getirmiyor..
Lütfen yardım.. Sevgilerimle..
sigaramın üstundeki duman
kıtaplar arasındakı sayfalarım
ve sen yinede sen desemde
sensız ben ben ne sıgara ıcebılıyor
ne kitap okuyabılıyorum
neden gec kaldın bitanem neden
Arkadaslar benin bir arkadasim icin Cahit Sıtkı Tarancini 35 yas siirinde neden Dante yi kullanmis? vede ondan nasil etkilenmis.?Tesekkurler
[[B]]LACİVERT’İN 8. SAYISI ÇIKTI[[/B]]
Lacivert’in sekizinci sayısı, 40’lı yılların toplumcu şairlerinden Arif DAMAR’la yapılan söyleşiyle başlıyor.
“[[B]][[I]]Şiiri, şair olmak için yazmadım[[/I]][[/B]]” diyen Arif DAMAR, “[[I]]şairin bulunduğu konumun şiiri üzerine etkisi[[/I]]” hakkında da “[[I]][[B]]Şair olduğum için hapishaneye girdim, hapishanede şair olmadım[[/B]][[/I]]” diyor.
Çok zor ve mücadele dolu geçen bir çocukluk döneminde de şiir yazan Arif DAMAR, söyleşisinde “[[I]]hayatımın her döneminde... hapishanede de mutluydum[[/I]]” derken, şiirlerinde hissedilen “iyimserlik” olgusunun ipuçlarını da veriyor.
Uzun yargılama süreçlerinin cezası olarak şaire reva görülen hapishane günleri için, “[[I]]hapishanede mutluydum, çıkmak istemedim[[/I]]” diyen Arif DAMAR genç yetenekler için de, “[[I]]Şiir, şiirden öğrenilir, durmadan şiir okuyacaklar[[/I]]” demektedir, “[[I]]Şimdi duyuyorum ki bazı genç arkadaşlar kendileri için kart bastırıyorlarmış, ‘Şair’, ‘Ressam’ diye. Bir insanın kendisini şair veya ressam olarak tanımlaması o kadar kolay olmamalı[[/I]]...”
80 yılı aşan, ‘serüven’ boyutundaki bir hayatın köşe taşları denebilecek olayların ve bu olaylardaki kişiler ile etkilerinin ayrıntılı olarak yer aldığı söyleşinin ardından Arif DAMAR’ın yayınlandığı kitaba da adını veren “[[B]]Yoksulduk Dünyayı Sevdik[[/B]]” isimli şiiri yer almaktadır...
Lacivert’in izleyen sayfalarında,
Özgen SEÇKİN’in ‘Gümüş Geçmiş,’
Küçük İSKENDER’in ‘Cin ve Nekro’
ve
Mehmet Sadık KIRIMLI’nın ‘Suyun İhaneti’ isimli şiirlerinin ardında,
Evin OKÇUĞLU tarafından Lacivert için çevirisi yapılan, 1945 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Şilili şair Gabriela MİSTRAL’ın ‘Tekrar Onu Görmek’ isimli şiiri yer almaktadır.
Kevser RUHİ’nin ‘İkramiye’ isimli öyküsünü, Aysu ERDEN’in Lacivert için çevirisini yaptığı Alek POPOV’un ‘Pislik Günü’ isimli ‘hiciv-kurgu’su izlemektedir.
Lacivert’in bu sayısındaki ‘saygı’ bölümü, “Falakaya Hayır! Yazmaya Evet...” diyen Ahmet Rasim’e ayrılmış. Feyziye ALPER’in kaleme aldığı Ahmet Rasim ve Edebiyatı üzerine ‘dipnot’ sayılabilecek ilginç ayrıntıların yer aldığı yazının ardından yine Feyziye ALPER tarafından ‘dil-içi çeviri’si yapılan Ahmet Rasim’in “Siz misiniz?” isimli öyküsü yer almaktadır.
Bu sayıda, “[[B]]İntiharı Yazmak[[/B]]” başlıklı dosya konusunu işleyen Lacivert’in bu sayfalarında, dört yazarın görüşleri yer almaktadır.
“[[I]]İnsanın kendine sunulmuş yaşam hakkını birey olarak geri çevirmesi, onun dışına çıkması anlamına gelene intiharın edebiyatla ilgisi, edebiyatın yaşamla ilgisi bağlamında özel açılımlar kazanır[[/I]]...” diyerek başladığı yazısını, “...[[I]]yaşamla ölümün arasında bir yerde, ölümden korkmadan, yaşayan edebiyat için var olmayı sürdüreceğiz sanırım[[/I]]" ”diye bitiren Alper AKÇAM...
“...[[I]]intihar, an geldiğinde mutluluğa bir yerlerde ulaşmak arzusu mu, isyan mı, haykırış mı, geride bıraktıklarına ceza mı... Ya da, yaşamın buza kesmiş gerçeklerinden kaynağını alan bir donma biçimi midir?[[/I]]” şeklinde sorgulayan Selma AĞABEYOĞLU...
‘Yazar’ ile ‘karakter’ ve daha da giderek ‘okur’ arasındaki etkileşimleri anlatan Yıldırım B. DOĞAN’ın “Yazar İntihar Eder mi?” başlıklı yazısı...
ve
Yazdığı “İhtilalin Süvarisi” ve “Yaşamak İçin Bir Neden Söyle” adlı son iki romanında da ‘kahraman’ açısından intihara yaklaşmayı yazan Nesrin TURHAN’ın;
yazılarıyla katıldığı ‘dosya’ konusunu Hüseyin ATABAŞ’ın “Kültür ve Edebiyatta Taşralılık” başlıklı ‘eleştiri’ yazısı izlemektedir. Nevzat Süer SEZGİN’in “Çocuk ve Şiir”,Aynur Özbek ULUÇ’un “Anneme Dinletiye Gittiğimi Söylemeyin, O Beni Şair Sanıyor...” başlıklı ‘eleştiri’ yazıları da izleyen sayfalarda karşınıza çıkacak çalışmalardan bir kaçı...
8 Mart Dünya Kadınlar Günü olması nedeniyle Lacivert de sayfalarında bu gün adına bir “deneme” yer almakta, Demet Ünlü ÖZDEMİR imzalı.... Küçücük reklam karelerinden yola çıkılarak kaleme alınan bu ilginç yazı sonuna doğru, bu özel günün tarihçesine ait bilgilerin de yer aldığı bir şekle dönüşüyor.
İlk kez bu sayısıyla 100 sayfa sınırını aşan Lacivert, yaratılan yeni sayfalarında ‘Kültür-Sanat’ türü yazılara da yer vermeye başladı. “Ankara’da Sanattan, özellikle edebiyattan yana olumlu tavır almak isteyen herkese” sloganıyla, Lütfiye Aydın, Eray Karınca, Sultan Su Esen ve İnci Gürbüz Atik tarafından başlatılan ve adı, “On Yedi Otuz Öyküleri” olarak belirlenen girişimin yer aldığı Güngör Ağrıdağ MUNGAN imzalı yazı ile Neşe ÜREL’in kaleme aldığı “Edebiyattan Sinemaya, Fransız Teğmenin Kadını” başlıklı, çağdaş İngiliz edebiyatının ustalarından olan ve geçtiğimiz yılın sonlarında kaybettiğimiz John FOWLES’in çalışmalarının yer aldığı yazılar Lacivert’in ilk ‘kültür-sanat’ yazıları olarak bu sayıda yer almaktadır...
32 yıllık ömrüne ‘kalıcılık’ anlamında inanılmaz eserler sığdırabilmeyi başaran Atilla JOZSEF’e yönelik ‘anma’ yazısı ‘Dünya Edebiyatı’ alt başlığıyla, “Düşler Arasından Sıyrılan Toplumsal Gerçekçilik” ismiyle ve Fulya BAYRAKTAR imzasıyla yer almaktadır. Bu yazının, derginin başlangıç sayfalarında yer alan ve Türk Edebiyatı’nın, toplumcu şairlerinden Arif DAMAR’la yapılan söyleşiyle aynı sayıda yer alıyor olması da ilginç olmuş...
Derginin diğer sayfalarında,
Pelin Yılmaz’ın “Kadınlar İçin Bekleme Salonu”
Sofya Kurban’ın “Gökyüzünün Altındaki Özgür Dünya” isimli bilim-kurgu türü
Aydan Selman’ın “Calcium Sandoz”
Nesrin Özyaycı’nın “Olympos’ta İki Mülteci”
Selmanaz Geridönmez’in “Öykü Tiryakisi”
Mehmet Öngeoğlu’nun “Taş Ocağı”
Emine Başa’nın “Bir Tabak Çınar Yaprağı”
Huri Bekâroğlu’nun “Küçük Erkek Kardeşlerim” isimli öyküler ile,
Orhan Göksel’in “Metal Peygamber”
Özgen Kılıçarslan’ın “Kara(ran) Şey(ler)”
Mustafa Ergin Kılıç’ın “Çocuk Aklı”
Ayşegül Tercan’ın “Kopuk Film Kareleri” ve “Vasiyet”
Oben Fışkır’ın “Sunu”
Koray Özer’in “Piyanistin Düşü”
Aykut Karahan’ın “Küs” isimli şiirleri, yer almaktadır...
Murat Uğurlu... Evet, sevgili Murat, Lacivert’in genç yeteneklere ayırdığı “karanfil elden ele” bölümünün bu sayıdaki konuğu. “Jean Dark’ın Beriki Ölümü” isimli şiiriyle bu bölümde yer alan 19 yaşındaki bu arkadaşımız, gelecekte ‘şiirseverler’i hayli başarılı ve iddialı şiirlerle buluşturacağının sinyalini vermektedir...
Bu site doğru adres, kapak onarımlarını yapan arkadaşlar san ücretsiz yardım olacaktır. Gerçi site dışı ne iş olsa yaparlar...
Merhabalar arkadaşlar,
Çocuk kitabı çıkartacağım. Pek büyük olmayan bir yayınevinden basılacak kitap ve bu konuda ilk kitap. Ancak bir sorunum var. Hikayenin çizerine vereceğim yüzde.
Yüzde olarak komisyon vermeyi düşünüyorum.
Lütfen bu konuda bana fikişr verin.
Şimdiden teşekkür ederim.
daha doyasiya as yememis ac sefil ameleleriz
kazma ile toprak eser elek ile kum eleriz
hemi aglayip hemi gulenimiz vardir
kildan incedir umugumuz
yaz kis akar sumugumuz
yuk altinda ezilir
et ilen kemigimiz vardir
ellerimizde kuregimiz genis olur yuregimiz
kiris altina cakariz ahsap diregimiz vardir
ne eksik fazlamiz
ne farkimiz vardir
gecim derdi maasiret
donen carkimiz vardir
cimentonun agirligi bagrimiz deler
kirecinen kumun tozu genzimize dolar
balyozunan cekicinen duvar kirar
matkabinan delik delenimiz vardir
duvar ordugumuz pirketin
mutaahit denen sirretin
calistigimiz her sirketin
bizde derin anisi vardir
yuzumuz gorende ustalasmis uzman amele kanisi vardir
vakit ogle olur mola veririz
az yogurt alir bakkaldan ekmekle yeriz
doymasada karnimiz
yarabbi sukur deriz
sileriz burnumuz
aza kanaat ederiz sabrimiz vardir
mola bitimine az kala
dayar sirti duvara ufka bakariz
yakar cuvara hayale dalariz
sunca ev yapmisiz
hangisinda otmusuz
hayat yuklu araba
bizler atmisiz anca olsek bas sokacak kabrimiz vardir
yalan dolan bilmeyiz ne gizli saklimiz vardir
kendimize yeteriz aklimiz vardir
hizir aleyhisselam pirimiz
Muhammet Mustafa nurumuz
yucelerden yuce bir hakkimiz vardir
bizleri baska gormeyin harc kararken arnacda durmayin
sozu kisa kesin yormayin acil gorulecek isimiz vardir
yevmiyeyi alinca diynenir belimiz helal kazanilmis rizkimiz vardir
nasir bagli elimiz
kilit vurulu dilimiz
nasil arzedek halimiz
fakirpan derler delimiz vardir
yaaa arkadaslar kusura kalmayin siir gercekten cok dandik oldu .. zaati amacim kulak zevkinizi bozma diildi .. hani aranizda eli kalem tutup murekkep yalamis varda .. hani su malzemesini verdigim kaliba uygun iki satir dokturemezmi.. herkese herseye siir var amelelere yok beden amelesi fikir amelesi farketmez kafaniza gore amele ustune bi siir de siz yazin sevabina.. gercektende ben beceremedim yada bu dandik siiri duzeltin ben ileri goturemedim .. sevgiler ey milletim..