Yıllar önceydi dışarıda gün batımının o kendine özgü sanatçı duygusu hakimdi havada mor la turuncu gökyüzünü paylaşamıyor sanki kavga ediyorlardı güneş heybetli gövdesinin küçük bir kısmını göstererek veda ediyordu.uçsuz bucaksız otlarla örtülü bayır insana koşma isteği veriyordu dünyanın büyüklüğünü gösteriyordu insana ne kadar özgür olduğunu anlatıyordu.havada baharın gelişine kışın gidişine haberci kokular insana başka duyularının olduğunu da hatırlatıyordu.Rüzgar vadideki tüm otları yana yatırmış önünde eğiyor gücünü doğaya ilan ediyordu.
Plastron rüzgarın artmasıyla vadiye rasgele dağıtılmış evlerden birine girdi,bu ev brindılast ormanından kesilmiş odunlarla yapılmıştı küçük 3 odalı bir evdi her ne kadar bir insan tarafından yapılmış olsa da vadinin muhteşem doğasında hiç göze batmıyordu bu evin yanında bide kanatları yüzlerce kez yamanmış yinede çok işe yarayan bir pervane vardı bununla plastron un eziyor birtakım tahıllar eziyor veya deney yaparken kullanmak için topladığı esrarengiz bitkileri öğütüyordu.Blastron genç çok yakışıklı olmayan uzun güçlü kumral mavi gözlü yüzünde hayatın imzasını taşımayan biriydi.Zaman kuyusunda dibe vurmamıştı daha çok yüksekteydi.
Plastrona göre zaman kuyusu diye bir şey vardı bu kuyuda düşmeye doğunca başlıyordu düşmeyi durdurmak imkansızdı kuyuda ilerledikçe kuyu düşeni tamamen değiştiriyordu düşünceleriyle tipiyle tamamen farklı birine dönüşüyordu insan ne kadar düştüğü saatlerle takvimlerle ölçülüyordu bu kuyuda yukarıya çıkmak imkansızdı bu kuyunun dibi yoktu bu kuyuda düştükçe kuyu insandan bir şeyler alıyordu aynı zaman da veriyordu ne alıp verdiği insana bağlıydı düşene.
Plastron evine girdi içerde iç bayan bir yemek kokusu vardı dışarıya çıkmadan önce evindeki küçük şöminenin üstüne bir tencere yemek koymuştu yalnız plastron eve geç geldiğinden yemeğin dibi tutmuş eve pis bir koku hakim olmuştu plastron yüzün belli belirsiz bir şekilde ekşitti.Camları tozdan saydamlığını yiğit irmiş pencereyi kaldırmak için odanın köşesine doğru yürüdü pencerenin altından tutarak yukarıya kaldırmaya çalıştı bir kere denedi bir kere daha pencere çok kötü sıkışmıştı. plastron çok dağınık biriydi bu dağınıklık fikirlerinde de yaptığı işlerde de kendini hep gösteriyordu bu dağınıklık tembellik kaynaklanan bir şey değildi bazı insanlar üşendikleri için sırf tembellikten dağınıktırlar işlerini eşyalarını toplamayıp derlemeye yürekleri yetmez ama bazıları ise yani plastron gibilerin enerjileri her şey için her zaman vardır ama bazı şeyleri yapmaya beynen hazır değillerdir bu tembellikten de öte bir şeydir bir hastalık gibidir plastronu hayatına bu hastalık
İmzasını atmaya çoktan başlamıştı ve bu imza gittikçe derinleşiyordu gittikçe hayatının direksiyonunu eline alıyordu.Fakat plastron bunun farkında değildi bu hastalığın hayatına nasıl yön verdiğinin farkında değildi .
Plastron pencereyi sıkıştıranın muhtemelen onun oraya atığı bir kağıt parçasının olduğunu fark etti.kağıdı çekip çıkartınca pencere yağ gibi kayıyordu.Bu dağınıklık plastronun zamanını yemişti işte ne yapacağına o değil de hastalık karar vermişti.
Aslında bu hastalık plastrona fiziksel hayatında zorluk çıkartıyordu.Yüzeysel olarak baktığımızda dağınık işte bunun her yaptığı da dağınıktır zaten dağınıklığı giyiminden de anlaşılıyor .Diye düşünüle bilir ama bu hastalığa sadece dağınıklık olarak mı bakılmalıdır.Öncelikle plastron gibi birinin bir olaya bakış açısı şu şekilde olamaz
Bana şöyle gösterdiler o zaman bu da böyle olmalı bunu şuna vermeliyim çünkü bana vericilik iyidir dediler dağınık olmamlayım düzgün olmalıyım her şeyi inceden inceye yazmalıyım bunu es geçersem olmaz bunu öğrenmesem olur çünkü bana gereksiz dediler benim yapmam gereken bu başka bir şey yaparsam yanlış olur.Bu şekilde yapan birinin diğer insanlar gibi yapan birinin diğer insanlardan farkı olmaz ama yinede hayat kendine uyanı sever.
Diğer yandan plastron hayatın monotonluğundan kurtulmuştur ama sıradan olmak yegane günahtır sözü ancak sıra dışılığı bir şeye dökünce bir deneye bir esere bir heykele dökünce işine düşüncene dökünce işe yarar ama bu sıra dışılık ama bu hastalığın yan etkileri de çoktur insanların çoğundan farklı olmak aynen küçük yaratıların büyük duvarın üstüne çımaya çalışmaları gibidir ama onların anatomileri buna müsait değildir ve bu yaratıklar duvardan uzaklaşırlar veya bir elmas bir elmas doğada aynı değersiz bir çakıl taşına benzer ancak kırıp içi açınca ne kadar değerli olduğu anlaşılır ve bu plastron gibilerin içlerinin ne kadar değerli olduğunu göstermek için dağınıklıklarını bir şeylere dökmeleri gerekir.
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
ses verenlere teşekkür ederim...
ama kulaklarım çınlamalı izedebiyattan gelecek ses ile , henüz bu olmadı...
okunmama korkusu hiç okunmama anlamına da gelir ama az okunma korkusu okuyan sayısının az olmasının verdiği korkudur...
türkçe nin ne tarafında raslayamadınız bu cümleye , gayet açık bir belirleme...
ha psikiyatride rastlanmamış olabilir o taraklarda bezim yok...
değindiğiniz nokta edebi değeri düşük yazıların vs. çokluğu olabilir , güzel eserlerin gözden kaçması şeklinde de yorumlanabilir ama şu olmalı " kötü eseleri de okuyup içinden cımbız ile güzelleri ayırmalıyız "
sizinde belirttiğiniz gibi hep güz(el şeyler olmuyor...
ha bir farklı bakış ise yazının güzel olup olmadığının bir tekeli var mı ?
okuyucu beğenisi değil mi asıl olan ?
o zaman bırakın daha sık güncelleme yapılsın daha çok okunmayı sağlar bence , en azından daha farklı kişiler okunur...
sıgaramın dumanı kadar buyuk olsan
gokyuzune ucsan ordan yıne
bedenıme gırsen
ozledım..
Az okunma korkusu değil de sanırım 'okunmama korkusu' demek istemiş Sayın Özcan. Cümlesi Türkçe açısından yanlış olmakla kalmayıp psikiyatride de karşılığına şu ana kadar rastlamadım.
Yalnızca bu sitede değil bir çok medya kuruluşunda okuma özgürlüğü olduğunu düşünmüyorum. Bazı yazarlar ve eserler topluma empoze edilmeye çalışılıyor. Her eser göndereni anında yayınlamak edebi değeri olan eserleri gözden kaçırmamıza neden oluyor. Bu da yönlendirilmiş edebiyatı beraberinde getiriyor. Popüler ama edebi değer taşımayan eserler öne çıkıyor.
İzedebiyat'ta isteyen istediğini istediği sayfadan okuyabilir gibi bir yaklaşım adil görünmekle beraber tam tersi bir şekilde insanların her anının çok değerli olduğu bu yüzyılda kalitesizliği beraberinde getirmektedir. Herkes takdir eder ki 'iyi' her yerde az...
"Üzümün içinde güneş var mı" olacaktı, yazım hatası için özür dilerim herkesten.
Suyel
Değerli Kamuran, sevgili dostum İmdat,
ben de buradayım; sessizlik yazmanın vazgeçilmez mayasıdır, biliyorsunuz. Okumalar derinleştikçe sözcükler daha ürkek, daha içten, daha kırılgan oluyor, o zaman da rafine oluyor mısra, satır, kıvrım.
Şarabın içinde üzüm var mı?
Üzümün içinde güneş bar mı?
Hepsi var, ama biz şarabın koyu rengine dalar gideriz; işte bu dönem de buna benziyor, mayalanıyor bir şeyler. Ben -tıpkı çok saygı değer Kamuran gibi- burada kalmaya kararlıyım, dinlemeye, okumaya, aheste aheste pişmeye razı ve hazırırım.
Sevgiler ikinize de (tabii, diğer tüm arkadaşlara da).
suyel
Çok ses getirmesi önemli mi?
Önemli olan yazmaktır.Yazmanın amacı okuyucu sayısının fazla olması değil sadece paylaşmaktır.Düşünceleri ve duyguları... İnsan olmanın gereği bu.
Yazmalıyız, mutlaka bir gün okunur.
Herkes yazmayı başardığında bence ilişkilerindeki sorunlar da azalacak ve aile içi, toplumsal sorunlar azalacaktır.Tabi bunlar benim düşüncelerim...
“Zeus bizi kara yazgıya uğrattı,gelecekteki insanların dillerinde söylenelim diye…”.
Homeros-İlyada
BEKLEYİŞ
Yok edilmiş gençliğini avuçlarının arasına aldı
Dudaklarında bin bir sövgüyle
Saçlarında beyazlar çoğalmış,
Yüzünde kırışıklıklar artmıştı
Yüreğinde sıcak duyguları zincirlenmişti
Her gün bir atmaca gelip
Bir parça koparıyordu düşlerinden
Kanatırcasına,yok etmek için
O yine de yaratıyor,hep yaratıyordu
Avuçlarında geçliğini tutarken
Dudaklarında sövgüleri artıyor
Bir gün onu kurtaracak,atmacayı öldürecek
Herkül’ü bekliyordu,Prometheus gibi….”
HERKÜLÜ BEKLEMEK YERİNE KENDİMİZ ÇÖZÜMLER ÜRETMELİYİZ.........
yazmak için yada dostluk arkadaşlık aşk için, tanrıya mı gereksinimiz var. Tanrının o kadar çok işi var ki. Herşeyde onu aracı koymayalım. yazıda anlatmak istediğim, artıkdostluk ve aşk gibi yüce kavramların ulaşılmazlığıydı.
iyi yaşamak okadar zor birşey değil ki .. Tanrıya inanıyorsan onun verdiklerine saygı duyarak iyi yaşarsın. İnanmıyorsan başka değerler yaratır.Yine erdemli insan idealine ulaşırsın...
Herşey İNSAN da başlıyor ve bitiyor.
çelebinin mevlid'inde, Yunus'un Divan'ında ve Mevlana'nın "Gel" çağrısında duman izi var. Çelebi'ye "kandım", Yunus'a "Hamdım", Melvana'ya "Yandım" dedirten ateş, bir sevgiliye duyulan aşkta saklıdır. Ham olan yanmakla pişer, pişen kanmakla huzur bulur. Yananın ilacı ise, sevgilinin "Gel" çağrısına verdiği cevapta saklıdır.
kafkas ruleti kitabında, hazan isimli kıza aşık olan istihbaratçı efe var. kıza mektup yazıyor ve aşık olduğunu bu mısralarla anlatıyor. çok hoş bir şiir. kitapta efenin yazdığı şiirlerden birkaçını daha ekliyorum.
Gecenin gündüze döndüğü anın ihtişamı ne güzel, Güneş'in gülümsemesiyle günün hayat bulması ne kadar anlamlı. Fark edene söylenecek söz yok; lakin fark edemeyip hayat arayan için nasihat lazım ise, mematı (ölümü) hayata döndürecek ihtişam, ay yüzlünün tebessüm ettiği anda saklıdır...
Sevilmek her güzelin hakkıdır, lakin sevilenin seven üstünde hakkı vardır. Sevene sevilenden gelen bir selam ve gülümsemeyle bezenmiş bir tebessüm kevser tadındadır. Sevilen bir Züleyha, seven Yusuf güzelliğinde olmasa da, kevserin tadı, Yusuf'u Züleyha'ya, Züleyha'yı Yusuf'a aşık edecek tattadır.
Kafkas Ruleti... türkiyenin son dönemlerde yaşadığı olayların perde arkasını çok akıcı bir üslupla anlatan politik kurgu roman. senaryosunu çok profesyonel buldum diyebilirim. yazarın 22 yaşında olması insanı şaşırtıyor. fakat kitabı okurken yazarına ciddi bir saygı duymaya başlıyorsunuz. metal fırtınalardan falan çok farklı bir tarzı var. bir defa hayal değil gerçek olayları yazmış, ilerisi için olması muhtemel gelişmelere yer vermiş. okuduktan sonra türkiyedeki gelişmelere eskisinden farklı bir gözle bakmaya başladım. yazarı bu yaşında böylesine bilgi ve yorum dolu bir eser yazdığı için tebrik etmek lazım.
Ben de buradayım Sevgili İmdat!Kalemi güçlü genç yazarlar keşfettim izedebiyat'ta.Hele bazılarını, yeni yazılar yüklesinler diye sabırsızlıkla bekliyorum.Sevgiler!
haydi bakalım kimler varmış köşabaşı beklemeleri , suskunluğuna bürünmüş...
haydi bakalım sessizlikten bahsedenler...
haydi bakalım ses verin sesime...
ben burdayım kimse olmasa da , ben burdayım yazılmasa da...
ben burdayım...
hiç değilse okurum...
haydi bakalım kim var kim yok bilelim...
avaz avaz bir suskunluk bu...
yeni olduğunuz için fırtınaları görmediniz...
yakında haykırışlarla dolacak burası...
Siteye yeni üye oldum. Güzel yazılr, hoş ifadeler, iyi insanlar... Ama çok sessiz. Bunu anlayamadım