"Sanat, hayatın bir yansımasıysa, bugün bir ayna kırıldı ve her parça ayrı bir roman oldu." - Oscar Wilde (kurgusal)"

Kitap Dünyası

Öneriler

6 görüntülenme · 105 ileti
??? #1
[[B]]Yeni Forumlar Açıldı[[/B]] Yeni İzlenim Edebiyat Forumları Açıldı.
??? #2
Merhaba, Alışılagelmişin dışında bir roman; Bir Trilyon Dolar. Alman yazar Andreas ESCHBACH' ın bu kitabını okumaya, kitabın arkasın göz attığım anda karar verdim. Daha önce bu yazarı tanımıyordum, kitap bir hayli kalındı ve başladığım bir kitabı mutlaka bitirme tutkumu bilerek "ya kötüyse" diye düşündüm ama yinede okumaya başladım. Nasıl bitirdiğimi hatırlamıyorum. Harika bir roman. Ekonomiyi sevmeyenler kitabın küçük bir bölümünde biraz sıkılabilirler. Tavsiyem en azından kitabın arkasını mutlaka okuyun. Sevgiler, Gününüz Sizin Gibi Olsun.
??? #3
Hesse'in 25 yaşında yazdığı ilk romanı. Peter Camenzind, Hesse'in kendisini tanımladığına inandığım, karamsarlığın yeteneğe dönüştüğü bir eser daha... Çevirisini birçok Hesse eserinde olduğu gibi Kamuran Şipal başarı ile yapmış. Çarklar Arasında adlı romanında olduğu gibi özyaşamöyküsel öğelerin ağır bastığı Peter Camenzind, yazarı Hermann Hesse'in ilk romanı olması dışında onu bir anda hiç beklemediği bir ünede kavuşturmuş. İsviçreli bir çiftçinin oğlu olan Peter, gençliğini ücra bir köyde geçirdikten sonra üniversite öğrenimi sırasında edebiyatla ilgilenir. Birlikte yaptıkları bir yolculuk sırasında müzisyen arkadaşı Richard'ın boğularak ölmesi ve kadınlarla olan ilişkilerindeki beceriksizliği onu mutsuzluğa sürükler. Edebiyat alanındaki başarıları ise depresyondan ve alkol bağımlılığından kurtaramaz onu. Sonunda özüne döner. Peter Camenzind'in hoşnutsuzluğu ve arayışı, siyasal koşullara yönelik değil; kısmen yapabileceğinden fazlasını istediği kendine, kısmen de gençlere özgü biçimde eleştirdiği topluma yönelik. Tanımak için fazla fırsat bulamadığı dünya ve insanlık, onun gözünde fazlasıyla doygun, fazlasıyla kendini beğenmiş, fazlasıyla düz ve standart. Peter, onlardan daha özgür, daha hareketli, daha güzel, daha soylu yaşamak istiyor; başından beri kendisiyle dünya arasında uyum olmadığını düşünüyor; oysa o dünyanın kendisini ne kadar çektiğini ve baştan çıkardığını fark etmiyor. Bu roman beni içindeki insanlık öğeleri ile etkiledi... Bir eseri yaratma hırsı, aşk, bağlılık, depresyondan kurtulma çabaları, sıkıntılardan sıyrılan yaratıcılık Camenzind'in yaşamından birşeyler bulacağınıza en önemlisi onun yaşamındaki yitirip yeniden bulması sizi oldukça etkileyecek...
??? #4
Hesse'in 25 yaşında yazdığı ilk romanı. Peter Camenzind, Hesse'in kendisini tanımladığına inandığım, karamsarlığın yeteneğe dönüştüğü bir eser daha... Çevirisini birçok Hesse eserinde olduğu gibi Kamuran Şipal başarı ile yapmış. Çarklar Arasında adlı romanında olduğu gibi özyaşamöyküsel öğelerin ağır bastığı Peter Camenzind, yazarı Hermann Hesse'in ilk romanı olması dışında onu bir anda hiç beklemediği bir ünede kavuşturmuş. İsviçreli bir çiftçinin oğlu olan Peter, gençliğini ücra bir köyde geçirdikten sonra üniversite öğrenimi sırasında edebiyatla ilgilenir. Birlikte yaptıkları bir yolculuk sırasında müzisyen arkadaşı Richard'ın boğularak ölmesi ve kadınlarla olan ilişkilerindeki beceriksizliği onu mutsuzluğa sürükler. Edebiyat alanındaki başarıları ise depresyondan ve alkol bağımlılığından kurtaramaz onu. Sonunda özüne döner. Peter Camenzind'in hoşnutsuzluğu ve arayışı, siyasal koşullara yönelik değil; kısmen yapabileceğinden fazlasını istediği kendine, kısmen de gençlere özgü biçimde eleştirdiği topluma yönelik. Tanımak için fazla fırsat bulamadığı dünya ve insanlık, onun gözünde fazlasıyla doygun, fazlasıyla kendini beğenmiş, fazlasıyla düz ve standart. Peter, onlardan daha özgür, daha hareketli, daha güzel, daha soylu yaşamak istiyor; başından beri kendisiyle dünya arasında uyum olmadığını düşünüyor; oysa o dünyanın kendisini ne kadar çektiğini ve baştan çıkardığını fark etmiyor. Bu roman beni içindeki insanlık öğeleri ile etkiledi... Bir eseri yaratma hırsı, aşk, bağlılık, depresyondan kurtulma çabaları, sıkıntılardan sıyrılan yaratıcılık Camenzind'in yaşamından birşeyler bulacağınıza en önemlisi onun yaşamındaki yitirip yeniden bulması sizi oldukça etkileyecek...
??? #5
[[I]]Hayatın kendi başına bir anlamı yok. Hayat bir anlam yaratma fırsatıdır. Anlamın keşfedilmesi değil, yaratılması gerekir. Anlamı, ancak onu yaratırsan bulursun. Orada bir çalının arasında durmuyor. Yani sağına soluna bakınca, biraz arayınca bulamazsın. O bulunacak bir kaya gibi durmuyor. O, yaratılacak bir şiir, söylenecek bir şarkı, edilecek bir danstır. [[/I]] Felsefi kitapların aksine akıcı bir kitap, öyle ki konuşma tadında okuyucuyu sıkmadan bir çok cümleyi belleğimize kazımamızı sağlıyor. Yaratıcılık adına sahip olduğumuz güçlerin dışa vurumunu sağlamak için bir basamak olan Osho'nun bu kitabı beni öyle derinden etkiledi ki; Sezgi, Yakınlık gibi diğer kitaplarınıda zaman geçirmeden aldım. Hayatın kendi başına bir anlamı olmadığını söyleyen Osho Hayatın bir anlam yaratma fırsatı olduğundan da bahsetmiş. Osho'nun Yaratıcılık kitabından öyle çok etkilendim ki çevremdeki tüm sevdiğim insanların bir an önce bu kitabı edinmelerini sağladım. Osho belki de her zaman bildiğimiz fakat bir türlü uygulamaya geçirmediğimiz gerçeklerin anahtarlarını bize sunmuş. Severek okuyacağınıza, geri plana attığımız çok önemli noktaların açığa çıkacağına inanıyorum. Keyifli Okumalar... [[I]]Osho okuyucularına, hayatı bütün zenginliğiyle yaşayıp keyfini çıkarma kapasitesini sınırlayan şartlandırılmış inanç sistemleri ve önyargıları inceleyip, onlardan kurtulmalarını tavsiye ediyor. Londra'da, Sunday Times tarafından Yirminci Yüzyılın, bin önemli insanından biri olarak tarif edilmiştir. Hindistan'da çıkan Sunday Mid-day tarafından ise, Gandhi, Nehru ve Buddha ile birlikte, Hindistan'ın kaderini oluşturmuş on kişiden biri olarak görülür. 1990'daki ölümünün üzerinden 10 yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen, öğretilerinin etkisi genişlemeye ve dünyanın tüm ülkelerinde, tüm yaşlardaki insanlara ulaşmaya devam ediyor. [[/I]]
??? #6
Şu an az önce bitirdiğim bir kitabın içindeki sadece bir hikayeyi övmek istiyorum. genelde beğenen bir insan değilim. Özellikle yazarların giriş bölümlerini savsaklamasından nefret ediyorum. Anlatacağı hikayenin kapısına düşler rendeleyen yazarlara-sayıları çok çok az da olsa-içten teşekkür ediyorum. Gelelim beğendiğim yazara.Can Yayınları'nın 10 yazar,10 öykü adlı kitabında bir tanesi vardı ki hayal gücünü kalem kutusunda saklayıp masaya oturmuş,çok ta iyi yapmış. Uğur Özakıncı'nın , "DAN"... adlı kısa yapıtı okumaya daha doğrusu yaşamaya değer. İntihar etmenin çizgisinde duran bir adamın kendiyle hesaplaşmasını beyaz ve düz bir sayfadan okumadım dedim ya izledim. Yedinci sanata akan gerçek bir kısa hikaye şiddetle tavsiye ederim. Okuyun...
??? #7
selamlar... bir süredir dune adı verilen şeyin(!) peşindeyim. david lynch adlı şahsiyetin çevirdiği filmi aldım, seyrettim. yeni bir versiyonu varmış ama bulmak mümkün olmadı. neyse benim için önemli olan şu; dune'nun kitaplarına rastladım. bir değil birden fazla yazarı var ve birden fazla kitap var. hangisini ilkin okumam gerekiyor. dune serilerinin bir iksiri var mı elinizde acaba? nedir ne değildir? ayrıca bu forumlar neden bu kadar sessiz? herkesin ne kadar yazacak şeyi varmış!!!!
??? #8
tekrar ben... bir sürü soru sordum. cevabı hemen alamayacağımı bilsem de, bilgilerimi paylaşayım dedim: son bir haftadır ursula le guin denen hatuna takmış durumdayım... ona ve kitaplarına tapınmak için bir dizi seronomi düşünüyorum. le guin'nin mülksüzlerin muhakkak okuyun. kitabın içinde geçen bir tanım var "nuchnib", bu tanım bazı tip insanları tanımlıyor ve bu tipler hiçbir toplum formatına ait değiller. Ne sosyalist, ne anarşist ve ne burjuva... kronik pasifler ve kötümserler... neyse.... harry potter'ı biliyorsunuz... crowling'ın yaza yaza bitiremediği, çinde yeni dizileri çıkmadığı için fanatik okuyucuları tarafından kafadan atılarak yeniden yazılan müthiş roman!!! ursula le guin'in yerdeniz üçlemesi'nin ilk kitabı yerdeniz büyücüsü okuyunca harry potter ve maceraları arasında ne kadar yüksek pozitif korelasyon olduğunu anlıyorsunuz. belki de ben amerikayı keşfeden 70 milyoncuncu türk oldum ama belrteyim dedim. fantasy okuyun okutun...
??? #9
Floransalı katolik Attilio, Dalmaçyalı ateşetapar Rinascimente Salamandre, Bizanslı Hristodulos, Osmanlı Sinan-i Atik bin Abdullah ve Leukophyrs'li Anatole... Bunların hepsi tek ve aynı kişi: Biz onu (onları) Fatih camii ve külliyesinin mimarı azatlı köle Sinan olarak biliyoruz. Murat Erman 'yeniden doğuş' inancı doğrultusunda altı yaşamla donattığı Mimar Sinan-ı Atik'i, yüzlerce yıl yaşayabilen, her kişiliğe girebilen, her yaratığa dönüşebilen 'Üveys derviş' kimliğine sokmuş. Bu simgelerle dolu romanda, yazar, insanı 'olmak' eylemi içinde varlaştırıyor. Her zaman gerçeği yazmak zorunda olmadığımı, hayalgücüme güvenerek fantastik konular da yazılabileceğini Sait Faik ve Murat Erman'dan öğrendim. Bu kitabı okuyunca hayalgücünün bu kadarına şaşıracaksınız.
??? #10
Sevgili Despina Kazak, Bahsettiğiniz kitap inanılmaz keyifli duyuluyor. En kısa zamanda edineceğim. Öneri için teşekkürler. Saygılar, Vanilla
??? #11
Bu sadece bir deneme yazısıdır,hazırlıksız oturdum bilgisayarın başına,ne yazacağımı bilmiyorum,aslında herşey bundan beşyıl önce başladı,bunu size anlatamam,yüreklere sıgmayan bir dizi yanık lekesi bu,damarımdan enjektör ile kan çekip divit uçlu kalemimle sayfalara yazmak istediğim vakitti kaderimi,yangınımı yazmaya başladığım vakit,aşık olduğum vakit.Hayatı hep uç noktalarda yaşamak gerek,düşmekten korkmamak gerek,çünki sevmek gerek.Çırılçıplak bir kadının bedenini,sayfa sayfa tenini şiirlerle motiflendirimek gerek,mürekkebin yapışkanlığına bürünmek gerek.çırıl çıplak dakdilonun başına oturup yazmak gerek herşeyi.Bembeyaz sayfaları kefenim bildiğim zamanlarda,mezar taşı gibi diktim kalemi baş ucuma.Ben bu hayata o dilberin güzel saçlarından tutunuyorum.Ona şimdi diyorum ki; ne seni unuturum,nede bu acılardan bıkarım.Biz yaralarımızdan yakınmayız,sızan kan damlalarınıda baş tacı yaparız.Şafak ağacından dökülür takvimin,üşümüş eller bir baraka içerisinde tutuşur,efkar ekilir bu tarlalara,suskunluk içerisinde bir çığlık çiçek açar ve biz türkülerin nakaratlarında,cam buğusunda yitirilen sevdaları yadederiz.Benim cennetim,senin olduğun yerdir dilberim.Keskin uçlu çam ağaçlarının gölgelediği çimenlerin üzerinde adım adım cennetin kapısına uzanır yolum.Ne ihanetim oldu can alıcı sevdalarıma,nede can verdim yaralarımın pençesinde.Bir sürgündür benim ızdırabım,süresiz kafes himayesinde,unutkan bir örtüdür gökyüzü efsanesinde,oysa bilmezler beton üzerinde beyaz kağıtlara karalanan mürekkep kokulu umutlar,ezber gücüne dayanır tüm hatıralar.Ard arda basar toprağa ayaklar,lakin hiçbir yere götüremez bedenim kasaba altyapılı yaralarımı,çünki nüfusu milyon olsada,kentleşemez acılar.Bir yosun gibi hayatın azgın dalgalarından kaçıp,senin kayalıklarına tutundum.Senin için ölmek sevdama hakarettir,senin için sensiz bir ömür daha çekerim bu hayat denilen zulmü.Kayıplarda dolaşan dolgunluğu göz yakan güzellik misali,karanlıkta bir bilinmezim aslında.Sigara dumanına boğulmuş,çay sıcaklığında ıslanmış,gece erkarımda ay ışığını yüzüme tutup soruyorlar birbiri ardına tüm suvalleri.Sevda gibi oldu biraz,Öyle değilmidir sevdalar; hep biryerlere sıkıştırılmazlar mı? Mesela kaşla göz arasına.Çıldırmanın anaforunda yakalıyor bu tutkuya dönüşen kelimeler.Ki her ardıma bakışımda,bir başkalaşımın izlerini görüyorum,o izlere gömülüyorum.Görüş alanımı aşıyor,boyumdan büyük sevdalar.Küçüğüde zaten beni açmıyor,açılan yaraları kapatmıyor.Ne bileyim ben,Böyle birşey dir herhalde bir duyguyu kelimelere sığdırmak,yada yada sığası bir duygu bulmak. Sen diyorum ve susuyorum, çünkü söyleyecek başka bir şeyim kalmıyor,bende olan her şey bu kadar ve benim olmayan tek şey.Sen diyorum ve yeni cümlelere temel atıyorum,çünkü sensiz hiçbir şeyim yok,seni bulaştırmadığım tekbir konu kalmamış belleğimde,gözlerinde yelken açmadığım tek bir rüzgar esintisi yok,seni sevmediğim tekbir gün bile yok, seni unuttuğum biran bile yok, yok üstüne yok,sen bile yoksun,belki ben bile yokum sensiz.Karnaval havasında geçiyor senin yokluğunu anlatan acılar,işte senin en çok bu yönünü seviyorum, acılarında bile,yokluğunda bile bir başka ahenk var.İçinde senin olduğun acı,tatlı her şey güzel.Korkuyorum bazen sana olan sevdamdan şüphe etmekten,çünkü yokluğunu sevmek tuhaf geliyor bana,fakat olmayan kişi bile sen olunca bir başka oluyor,sen yanımdayken de güzelsin,bensiz başka bir yerde de güzelsin.Yani seni güzel yapan şey ben değilim,yanımda olman veya benimle olman değil,sen her yerde güzelsin. Gök yüzü gibi parlayan yüzünden yağan yağmurlarla çalkalanan umutlarım,türkü kokar başaklar gibi yaldızlı saçların.Bense gülüm,sana layık bir diken olmakla yetiniyorum şu fani bedenimde,iyi ki yoksun,yoksa çok acı çekerdin benim yanımda,ben ki başarısızlıklarımı başarı bilen,onlara bin bir lakaplar takan ve belki buna kendini de inandıran bir hiçliğin hükümdarı,sen ise suların akışkanlığı kadar berrak güzelliklerin sultanı.Senin varlığın mı iyi olurdu,yoksa yokluğun mu daha iyi,hiçbir fikrim yok.Elbette ki bu iyilik kavramı görecelidir, senin açından mı,benim açımdan mı,yoksa beraberliğimiz veya aramızdaki bu sönmek kavramından bihaber sevda bozuntusu,alevler hükümdarlığın acısından mı iyi olurdu bilemem.Tek bildiğim,şu an senin olmadığın. ‘Sen olsaydın’ diye başlıyorum tüm sözlerime, daha sonrada cümlelerimin bel kemiğini inşa ediyorum ‘belki’ tuğlalarından.Dedim ya,şu an sen olmadığın için daha cesur konuşuyor olabilirim, tüm umutlarımı küllükteki artık izmarit gibi söndürmeyi ihmal etmiş,kor halinde bırakmış olabilirim,belki hiç umulmadık bir anda sen karşıma çıkıverirsin de,o umutlarımın izmariti bitip tükenmeden külünü silkip,kor alevler içinde sönmeye yüz tutmuş umutlarımdan birkaç nefes daha çekerim fikriyle beklemede kaldım.Bilmiyorum şimdide yanımda olsan dünyamı yine bu kadar çok kaplayacak mıydın, yoksa bu dünyamı kaplayan sen değil de senden arta kalan karanlık boşluğun mu? Ben senden geride kalan kırıntılardan bir dünya yaptım sen geri dönünceye kadar kendime,tek kişilik bir dünya tasarısıydı lakin şimdi tek kişi için büyük,iki kişi için küçük oldu bu dünya,senden arta kalanlarda var yanımda,şimdi ne yalnız kalabiliyorum bu dünyamda,nede bir başkasıyla paylaşabiliyorum. Sen den arta kalanları da karantinaya aldığımda,ikinci kişiye pek fazla bir şey kalmıyor dünyamda.
??? #12
Değerli Arkadaşlar, son olarak, Cengiz Han zamanını, hatta onun hayatını anlatan bir roman okudum. Moğol Kurdu, çok enteresandı. Okumanızı öneririm.
??? #13
Ayn Rand'ı daha okumadıysanız,kesin okumalısınız diye düşünüyorum... 'Fountain Head'-'Yaşamın Kaynağı' olarak Türkçeye çevrildi..İlk okunması gereken kitabı bence o..Yazarı tanımak adına...Daha sonra da 'Atlas Srugged''-'Atlas Silkindi' Türkçe adıyla.. Nedir bu kitabı,kitapları ve yazarı özel kılan benim için?? Ya sev,ya nefret et kitaplarından aslında bu kitaplar..Bir grup okuduktan sonra hayatının kitabı ilan ediyor,bir grupta nefret ediyor..Ama olayların örgüsü,akışın içinde en ufak bir kurgu hatası olmamasının yanında,hayata bambaşka pencerelerden,dimdik bakabilirken,hayatın her noktasına yine nasıl olmuş da dokunabilmiş Ayn Rand dedirtiyor insana... Ben aşığım bu iki kitaba..Başımın ucundan ayıramıyorum.. Ve .. Aynı keyif ve lezzetle okuyabilmenizi umuyorum.. Sevgiyle .. Banu Kalaycı
??? #14
Ayn Rand okurlarının evvela Objektivizm denen akımla ilgili bilgi toplamalarını tavsiye ediyorum.. O zaman kitaplara daha eleştirel bakılabileceğine inanıyorum. Lakin objektivizm "güzel sanat paralı sanattır" diyen tuhaf bir akım... Ayn Rand da bunun en hararetli savunucularından...
??? #15
Bir sarsıntı tutar, ardından iliğe vuran bir soğukluk yayılır. Ansızın gündüz geceye döner, karanlık basar. Gökle yer arasında ne varsa rengini yitirir. Hayra alamet olmayan bir sessizliğe gömülür mekan. Hemen ardından teslimiyet bütün kasvetiyle çöker ve çaresizliğin genzi yakan kokusu alır her yanı. İşte o anda umut boğazda düğümlenir... Evet... An gelip çattığında, göğün gürlemesini yüreğinde hisseder kişi. Ve dehşetle farkeder, hep dağların ardına düşen yıldırımın bu kez oraya düşmediğini. Yaman bir vurgundur bu. Öyle ki, bütün tecrübeler dile gelse anlatmaya güçleri yetmez... Ahmet Deniz'in "ZOR ZAMAN" isimli kitabından. Andaç Yayınları...
??? #16
[[I]]" yanan kibritin aleviyle karanlığı gördüm " merhaba hakan akdoğanın gölge yaşatan kitabını okumamışsanız bulun ve okuyun.bulmak biraz zor olabilir.yazarın " nü peride " adlı bir kitabı daha var.geçmiş yaşamla günümüzün yaşamlarını birleştiriyor.ilj kitap " nü peride "okuduktan sonra " gölge yaşatana "geçerseniz iyi olur konular bağıntılı.yunus nadi roman ödülü sahibi olmuştur.tavsiye ederim.mutlu kalın
??? #17
Bilge Karınca yayınlarından yeni çıkan [[B]]FAST FOOD İLİŞKİLER [[/B]]adlı kitabı herkes'e tavsiye ediyorum Günümüz insan ilişkilerini gerçekten çok güzel anlatıyor Zamanın ruhunu yakaladık ama kendi ruhumuzu kaybettiğimizin farkına varamadık... kitap tavsiye etmeyi sevmem ama bu Roman fikirlerinizi çok zenginleştirecek
??? #18
Arkadaşlar bu sitede bütün orjinal kitaplar %15 ve üstü indirimlere sahip.Kitap almayacağım deseniz de bir girin.Sitenin işleyişi çok basit.Ayıracağınız iki dakika kitabınızın kapınıza kadar gelmesini sağlayacak.Artık kitap almak için evden dışarı çıkmaya gerek yok. [[A HREF="http://www.kitapistek.sayfasi.com"]]
??? #19
[[B]]merhaba , bu aralar iki kitap elime gecti. italyanların cok sevdikleri gunumuz kadın yazarlarından biri olan MARGARET MAZZANTINI nin kitabı : NON TI MUOVERE ( sakın kımıldama / can yayınları ). Bir imkansız ask bu kadar mı guzel yazılır; gercekten okunulması gerekli bir yazar ve kitap. Oneriyorum.... Digeri de; sadece ve sadece isminin cekiciliginden dolayı okumalıyım diyerek aldıgım ve gercekten sükut-u hayal e ugradıgım CANAN TAN'ın kitabı : PIRAYE ( altın kitaplar yayınları ). Bir kitap bu kadar mı acemice yazılır....Sozcukler ve cumleler birbirinden kopuk, kurgusu tam oturmamıs, yarım bıraktıgım nadir kitaplardan biri oldu. Onermiyorum [[/B]]
??? #20
ünlem dergisi'nin 9. sayısı yine dopdolu sayfalarıyla beni mutlu etti. oğuz tümbaş'ın " şapkasında şiir çiçekleri açan şair cemal süreyya " yazısı ve yusuf alper' in " psikodinamik açıdan cemal süreyya ve şiiri" yazısı bu sayının okunmazsa olmazlarından. eski dergisi'nin veysel çolak imzalı " küreselleşme sürecinde şiir" yazısı da okunmayı fazlasıyla hakediyor. agora dergisi'nde(sayı 40) yine afşar timuçin imzası ön plana çıkmış. ve eski dergisi'nde ki " gül'ü seven şövalye " şiiri' okunmak kadar sevilmeyi de hakediyor.
Başa Dön