"Gelecek, şimdiki zamandan çok da farklı değildir; sadece daha pahalıdır." - George Orwell"

Kitap Dünyası

Yeni Yayınlar

6 görüntülenme · 237 ileti
??? #1
Türkiye'de ağırlıklı olarak yeni çıkan yayınlara ulaşabileceğim bir dergi bulunur mu? Biz uzaktakiler için yurdumuzda çıkan yeni kitapları takip etmek her zaman o kadar kolay olmuyor. Bilen varsa bana site ya da yazışma adresini gönderebilirse sevinirim.
??? #2
Uzun zamandır her ay düzenli olarak takip ettiğim dergiler içerisinde Varlık sizin istediğiniz yeni yayınlar konusunda takip açısından faydalı olabileceği gibi, yeni yazarlar, edebiyat dünyasından önemli kişiler, dil ve yazım kuralları, ve okurlardan gelen öykü ve şiirlerin değerlendirilmesi ve edebiyat dünyası ile ilgili yarışmaların duyurulması konusunda oldukça dolu bir dergi onun dışında... Picus biraz daha magazinsel fakat kitap tanıtımları ve röportajlara güncel olaylara daha fazla ağırlık verebiliyor ki bu da sizin isteyebileceğiniz türden bir dergi olabilir. Onun dışında bu sıraladığım dergilerden Kitap dergisi sanırım yeni çıkan yayınlara en fazla ağırlık veren bir dergi, Milliyet Sanat büyük bir ihtimalle zaten bildiğiniz bir dergidir, sanat edebiyatın yanısıra onunda yurdumuzda ve dünyada yapılan sergi konser gibi etkinlik haberleri dışında kitap tanıtımları oluyor. Kısaca ben bu dergileri her ay keyifle okuyorum. Umarım içlerinden biri bu sorunuzun karşılığı olur. Bildiğim kadarı ile mail adresleri ise şu şekilde: www.varlik.com.tr / VARLIK www.picus.com.tr / PICUS www.abonet.net/dergiler/edebiyatelestiri.htm / EDEBİYAT ELEŞTİRİ www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/ MİLLİYET SANAT www.ykykultur.com.tr/ KİTAPLIK ? ADAM ÖYKÜ
??? #3
Teşekkür! Bu kadar çabuk, bu kadar kapsamlı bir cevap beklemiyordum. Varlık ve Milliyet Sanat'la daha önceden tanışıklığım var, ama yeni yayınlar konusunda ne kadar tamlar emin değilim. Picus'un adını çok duyuyorum (her zaman da iyi şeyler değil), web sitesine bakacağım şimdi. Kitap dergisinden bahsetmişsiniz, onun adresini göremedim. Belki de aradığım şeye tam karşılık düşen o. Saygılarımla....
??? #4
Zafer Doruk'un yeni öykü kitabı ''Aşkgüzar'' yakında kitapçılarda...
??? #5
Kum’dan doğdu Lacivert!.. Bir edebiyat dergisi olan Kum’un atölyesinden doğan Lacivert adlı derginin daha başında, “Niçin Yeni Bir Dergi?” sorusuyla karşılaşıyoruz. Ve hemen yine aynı yerde sorunun yanıtı, “parçalanma, bölünme ve yutulma çağında, birlikteliklere yapılacak önemli bir Vurgudur Lacivert” şeklinde veriliyor. “Lacivert’e yazılarıyla, şiirleriyle, eleştiri ve önerileriyle katılacak tüm yazın insanlarına ve dostlarımıza şimdiden teşekkür ediyoruz” diyerek aynı zamanda insanları yazma yönünde yüreklendirerek, yazmaya davet ediyorlar. Peki kimler var ve varolacak her iki ayda bir yayınlanacak bu dergide? Ahmet Telli, Hasan Ali Toptaş, Cemil Kavukçu, Salih Bolat, Mahmut Temizyürek, Hüseyin Atabaş, Nizamettin Uğur ve Aydın Şimşek gibi değerlerin yanında bir de “genç yazıncıların ustalarla buluşacakları bir mekandır Lacivert” diyerek, “yeniliğin yapıcıları” sizleri de orada varolacaklar arasına davet ediyorlar. “Estetik kaygıyı ön planda tutarak, güncel ve bireysel olandan kopmadan, evrensel ve toplumsal olanla ilişkiye girmeyi önceliyoruz” şeklinde yayın politikalarını açıklıyorlar ve varlık nedenlerini “ayaklarını dünyaya basarak ve onun sorunlarına insancıl içeriklerle yaklaşarak” tanımlıyorlar. “Yeni ve alışılmamış olana açığız ve önyargımız yoktur. Yeni yazarlara tel örgüler ören değerlerden olmamak için, sadece kendi çevresine açık ve ekseninde dönüp dolaşan tutuculuğa düşmemek için, yeni seslerin ve genç yazıncıların mekanı olma iddiasındadır Lacivert” cümlesiyle de, kollarını ne kadar açık tuttuklarını dile getiriyorlar. Bu davet, tabi ki benim gibi 4x10 bayrak yarışını tek başına koşmuş birine değil, genç arkadaşlarımıza yapılmıştır. Kim bilir bir daha ki yaşamımda belki benim de yazılarım yayınlanır Lacivert’te!.. Şaka şaka, bu davet sadece yaş açısından gençliği değil, “genç düşünebilen herkese”dir. “Estetik kaygılar gütmeyen dergilerden olmamak için, Lacivert kendine etik ilkeler koymuştur. Bu nedenle edebiyat dünyasında görülen ahbaplık ilişkilerinin ve yazının kendisine yabancılaşması tehlikesini içeren ilişkilerin dışında durarak, sanatın öncelikle bir estetik sorun olduğunu biliyoruz. Bunu oluşturmanın temel prensibinin ise etik tutumlardan geçtiğine açık bir vurgu yapıyoruz. Hiçbir kuruma özel anlamda uzak ya da yakın değiliz. Kapımız edebiyattan yana olanlarla açılıp kapanacaktır. Öncelikli ilkemiz, ürünün bir nitelik sorunu olduğudur. Şiir ve öykü gibi son derece dinamik ürünlerin, yoğunlukla dergiye akacağı düşünülürse büyük bir söz kirlenmesiyle karşı karşıya olacağımız da kolaylıkla anlaşılacaktır. Bu nedenle sayısal çoğunluğun baskısını karşılayabilecek tek ölçümüz, ürünlerdeki düzey olacaktır” demekle, gönderilecek çalışmaların yazın açısından belli bir seviyeyi tutturması gerektiğini vurguluyorlar. Yayın hayatına henüz başlayan şiir ve öykü dergisi Lacivert’in “ilk sayısında neler var acaba?” diye soracak olursanız, “Neler yok ki” diyebilirim size. Geçtiğimiz yılın son ayında kaybettiğimiz büyük değerlerimizden Şükran Kurdakul, derginin hemen başlangıcında, bir şiiriyle Şükran’la anılmaktadır. Hüseyin Atabaş’ın “Şiir, Dili Belası Anarşisttir!..” başlıklı yazısı ise genç şairlerimiz ile şair adayı arkadaşlarımız için hayli faydalı bir rehber olacaktır diye düşünüyorum. “Herkesin anlatacağı, anlatmak istediği çok şey olabilir, ama söz konusu olan şiir yazmak, şiir yapmak ya da şiir söylemekse, verili(gündelik) dili aşmak, yani gövdesi gündelik dil olandan bir üst dili, yani şiir dilini oluşturmak gerekir... Bir espri ile söyleyecek olursak, şiir, sözün arkasına dolanıp iki puanı hak etmektir günümüzde!..” diyor yazar. Son dönem çağdaş şairlerimizden Ahmet Telli ustamız ise en yeni iki şiiriyle katkıda bulunmuş Lacivert’e ilk sayısında. On altı şair, en yeni şiirleriyle, on beş yazar da öyküleriyle yer almış Lacivert’te. Derginin Yayın Kurulu’nda yer alan arkadaşım, yeni doğum yapan bir annenin heyecanıyla eserleri olan elinde tuttuğu derginin içeriği hakkında bilgiler anlatırken, daha ilk sayfasını çevirdiğinde “içindekiler” bölümünde bakışlarım hızla kanat çırparak, Hasip Akgönül’ün “Türkiye Solu ve Kafka” başlıklı yazısının üstüne kondu. Hemen, “bir saniye dur, bir yerde gözüme Kafka ilişti. O yazıyı okumak istiyorum” diyerek arkadaşımın anlatımını sonlandırdım. “ne bu Kafka budalalığı?” diye soru işaretinin saltanat sürdüğü bir yüz ifadesiyle yüzüme bakan arkadaşıma, “Kafka manyağıyım işte. Ne yapayım, dayanamıyorum onun ismini görünce!.. Mıknatıs gibi gözümü çekiyor Kafka” dedim. Defalarca okudum Hasip Akgönül’ün kaleme aldığı yazıyı. Yazarın, “Kafka’yı anlamayanlar onu ‘umutsuz’ olmakla suçlarlar. Oysa umutsuzluğun en önemli belirtileri istençsizlik ve atalettir. Umutsuz insan hareket edemeyecek kadar isteksizdir. Kafka’nın yaptığı, umutsuzluğun otopsisidir. Üstelik umutsuz olsaydı o büyük eserleri yazacak enerjiyi nereden bulurdu?... Artık umuttan daha gerçekçi silahlar bulmalıyız... Kafka’nın söylediği budur. İstençsiz ruhların ve atalet içindeki bedenlerin sürekli ‘umut’tan bahsetmesi olsa olsa bir savunma mekanizmasıdır. İçinde bulunduğumuz dünyayı rasyonalize etmek değil, bizim işimiz dönüştürmek... Kendilerini dönüştürme gücü bulamayanların dünyanın dönüştürülme ihtiyacı karşısında çaresiz kalacakları aşikardır.” Satırları, çoktan arşivimdeki yerini aldı bile... Mehmet Aydın’ın “Öykücülüğümüze Kısa Bir Bakış” başlıklı yazısı ise, biz öykü yazarlarının başucunda bulunması gereken değil, hafızasına kazıması gereken bir kaynakça bence. Yazar, öykünün tarihçesiyle birlikte, evrimini de içeren yazısını “bugün öykücülüğümüz öteki yazın türler(in)e göre neredeyse altın çağını yaşamaktadır. Kadın, erkek yüzlerce genç yazarımız, özgün katkıları ve yeni soluklarıyla öykü türünü aralıksız beslemektedir” diyerek bitiriyor. Fulya Bayraktar’ın öykü ustalarımızdan Cemil Kavukçu ile bir söyleşisi de yer almaktadır Lacivert’in ilk sayısında. O söyleşiyi okurken, aklıma “izedebiyat.com” yazarlarından Seval Deniz Karahaliloğlu’nun, Verdi’nin Falstaff Operası hakkında İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestra şefi Ercan Yenal ile yaptığı söyleşi gözümün önüne gelmedi desem yalan olur. “bir satır söyleşiyi yapanın, bin satır söyleşilenin”... Ne kadar hoş bir şey; görüşlerine başvurduğun kişinin görüşlerini açıklamasına olanak vermek. Spikerlerin, katılımcılardan çok konuştuğu programlara “aykırı” bir görünüm sergileyen, bu tarz söyleşileri çok seviyorum. Sanırım ben de “aykırı” biriyim!.. Cemil Kavukçu, “öykünün ilk cümlesi kadar son cümlesi de çok önemlidir. Ancak ben sona yönelik öyküler yazmıyorum. Başka bir deyişle, öyküyü yazmaya başladığımda önceden belirlenmiş, kurgulanmış bir ‘son’um olmuyor” diyor söyleşide. Öykü yazan arkadaşlarımızın, bu söyleşiyi dikkatle okumalarını salık veririm. Nizamettin Uğur’un “Niye Hız Kazanıyor Dildeki Bozulma?” başlıklı yazısı ise, suratıma bir tokat gibi indi!.. Ama O tokat, canım ilkokul öğretmenimin öğretici özelliğini de içinde barındıran “sevecen bir tokat” oldu benim için ve hiç canımı da acıtmadı. Tam tersi, öğretici yönlerini üstün kılarak, ondan yararlanma yolunu seçtiğim için, onu okşamaya dönüştürdüm, okurken. Yanlışlarımı bana öğretme doğruluğunu gösterdiği için de Nizamettin Uğur hocama ayrıca teşekkür de ettim, o yazısını okuduktan sonra... Özdemir İnce’nin Paul Eluard çevirisi “Bugün Şiir” başlıklı kısacık yazısı ise çok büyük şeyler içeriyor diyebilirim. “Bireysel olan asla bütünselliğe ulaşamaz. İnsanın bireyselliği onun önünde hem bir yol hem de bir engeldir... İnsan, olmamış olan, yalnızca kendisinde olan’ın yani yok olup gidecek olmasına bir türlü inanamaz, kabullenemez... Bireysellikten kalkarak, bireyselliği yok etmeye çalışmak ‘ben’siz bir bütünsel varoluşa varmak özlemi, insan varoluşunun trajik bir çelişkisidir. Bu varoluş özlemini bireyselliğiyle gerçekleştiremeyen insanın önünde bir başka olanak kalmaktadır, aşk. “ diyor ve “Nedir aşk?” diye soruyor Vefa Önal, “Aşka Bir Bakış Atmak” başlıklı yazısında. Yazar, çeşitli tanımlamalarla birlikte “Aşk bir bakıma insanın kendini de yanına alıp kendinden çıkarak, ‘ben’ini dışarıya, bir başka ‘ben’e yok edercesine yayması olanağıdır” diye ilginç bir tanım yapıyor. Kısaca “Ben O’dur, O Ben’dir ve Aşk’tır” şeklinde özetliyor geleneksel aşkı. Bu yazıyı sadece aşkı yaşayanlara değil, aşkı yazanlara da tavsiye ederim. “Hikayeler anlatılırken bitkiler büyümeyi bırakır ve kuşlar yavrularını beslemeyi unuturlar” kapak yazısıyla yayın hayatına başlayan “Lacivert Şiir ve Öykü Dergisi”ne aramıza hoş geldin diyor ve sonsuz soluklu bir yayın hayatı diliyorum. Kendine güvenen ya da güvenmeyen her yazara kapısını açan bir anlayışı, daha yolun başında kabul ettikleri için dergi çalışanlarını ve yöneticilerini ayrıca tebrik ediyorum. Bana gelince; ben hakkında bu kadar övgü dolu şeyler yazdığım Lacivert’e henüz hiçbir yazımı göndermedim ve sanırım uzunca bir süre de göndermeyeceğim. Çünkü dergiyi okuduğumda, yazdıklarımla kendimi onların yanında öğrenci gibi hissettim. Benim için Lacivert, şimdilik çok şey öğreneceğim bir okuldur diye düşünüyorum. Ama söz veriyorum, bir gün o okuldan diploma alırsam, diploma kutlamamı ilk onlarla yapacağım. Size gelince dostlar, siz gönül rahatlığıyla ve kalem akışkanlığıyla oluşturduğunuz eserlerinizi Lacivert’e gönderebilirsiniz. Siz bana bakmayın!.. Ben biraz pısırık yetiştirildim, bu konularda!.. Dergiye Ulaşmak İçin Gerekli Bilgiler ---------------------------------------- Adres: Konur Sok. 21/11 Kızılay/ANKARA Tel: (0 312) 425 18 14 Aydın Şimşek: (0 536) 253 73 30 e-mail: lacivert_2005@yahoo.com lacivert-2005@hotmail.com Lacivert2005@mynet.com
??? #6
Şiire yeni ve genç bir soluk getirebilmek için geçen sene Ağustos ayında 5 genç olarak ortak çalışmamızla kurulan grup, 30 yaş altındaki 10 kişilik ekiple birlikte "Yaşayan Yarın" adlı edebiyat ağırlıklı sanat dergisi çıkardı. Yayım hayatına bu ay başladık, iki ayda bir çıkan dergimizde gençlerin şiir ve yazılarına yer veriyoruz. Bünyemizde 65 genç daha yer almaktadır. Merkezimiz İstanbul'dadır. * Eğer 30 yaş altında ve şiirle uğraşıyorsanız, grup çalışmalarımıza aktif olarak katılabilirsiniz. * Genç şairlerin önünü açmak için kurulan grubumuza ait derginin Yurt içi ve Yurt dışı olmak üzere değişik illerdeki temsilcileri olabilirsiniz. * Yeni açılan İletişim ağımıza katılabilirsiniz : http://groups.yahoo.com/group/yasayanyarin * Dergimize reklam verebilirsiniz. * Abonemiz olabilirsiniz. Ayrıca "Umut Çocukları Derneği" işbirliği ile sokak çocuklarının da aramıza katılacağı, Yy grup üyelerimizle şiir günleri düzenlemeye başlıyorum. Bu etkinlik her hafta salı akşamı Beyoğlu'nda gerçekleşecek. Bu konularda bana ulaşmak isterseniz e-mail adresim : aylinantmen@hotmail.com [[B]]Halkla ilişkiler ve reklam sorumlusu :[[/B]] Fatma KIRAN fatmakiran@yahoo.com [[B]]Abone sorumlusu :[[/B]] Barış ALUK baris_aluk@yahoo.com Yakında açılacak olan web sitemiz : www.yasayanyarin.com e-posta : yasayanyarin@hotmail.com 30 yaş altı genç ve amatör şairler bize her şekilde ulaşabilirler. Gelecek şairlerinin çok sesli yürüyüşü : YAŞAYAN YARIN ... Yy adına S.Aylin ANTMEN
??? #7
ankarada, kendi dergilerini yayınlamak için bir araya gelmiş üniversite öğrencilerinin oluşturduğu topluluğun dergisi.. şiir ve öykü üzerine yaratıcı yazarlık ürünlerini görücüye çıkartan heyecanlı ve amatör kalemler... derginin tüm mali yükünün ve getirdiği sorumlulukların, sanat adına birşeyler yapabilmek için üstesinden gelmeye çalışan üretme sevdalısı idealistler. ilk 3 sayıyı yayınladılar, hiçbir destek olmadan bu bile başarıdır, tutunmak değil esas dertleri, birilerine ulaşabilmek ve kendilerini izlemek.. konur sokaktaki kitabevleri raflarında çok beklemiyor dergileri, ilgi görüyor.. yakında daha fazla katılımla daha iyi işler yapacaklarına inanıyorum.
??? #8
Devamı güzel olsun. Sizde, yazı göndermek için bir yaş sınırı var mı? Saygılar.
??? #9
teşekkürler öncelikle... yaş olayından ziyade bakışaçısı ve amatörlük desem... yani esasen heyecanlarına ortak olabilecek ve aralarında uyum sorunu yaşamayacak kadar açık fikirli ve biraz da özverili dostların gelmesinden memnun kalacaklardır. yayınlanması için yazı ve şiir gönderen okuyucularından bekledikleri başlıca noktalar bunlar.. özveride bulunmak, en az kendilerinin yaptığı kadar...
??? #10
Yaşayan Yarın'da yaş sınırının önemi gençleri ön plana çıkarma isteği ve genç yeteneklerin edebiyat dünyasında daha etkin olması anlayışıdır. Sanırım bu bilinmeli, çünkü hiçbir kural laf olsun diye konmaz... Diğer arkadaşlara da başarılar dilerim, gençler her zaman kendi aralarında birlik sağlayacaklardır. Edebiyat fazla yaşlandı şayet ve gençlere fazla yer verilmiyor. Bu durumda iş gençlerin kendisine düşüyor. Bu yolda herkese başarılar.
??? #11
Bu zihniyetin kaçını “x” hali. Şimdi ilerleyen vakitlerde hiç sıkılmadan, demokrasi adına köşeler de oluşturursunuz. Sıkılmayı bir adım geçer, kısıtlanan öğrenci hak ve özgürlüklerinden de, bahsedersiniz. Dedem size baston sallıyor. Körler ve sağırlar versiyonu, damsız girilmez… Bahanesi kabahatinden de büyük; “gençleri ön plana çıkarma isteği”. Sizlerin yaşı kaç? Gayesi edebiyat olan bir derginin yaş sınırı koyması, bana x hocacıları anımsattı. Motorize ekip mi kuraksınız? Koşu yarışı mı bu? Akıl yaşta değil, baştadır. Hadi sana başbaş. Unutmadan, otuzunu geçmiş şair ve yazarların eserlerini okumayın ve okutmayın. Sokak çocuklarını korurken, sokak dedelerini de unutmayın. “Sokak çocuğu” böyle bir kurguda yok. “Sokakta yaşamaya zorlanmış” çocuklar var.
??? #12
Başlık ve içerik. Ukalaca, küstahça dahası paranoya kokuyor. Gidin rüyalarınızı başka yerde görün ve farklı olmak adına bu tür komikliklere kalkışmayın.
??? #13
sevgili aylin ve onun gibilerin amaçları ve çalışmalarını son derece gerekli buluyorum. "yer verilmiyor" dediği bir kesim olduğunu hepimiz biliyoruz.. o bu kesimi "gençler" diye adlandırıp işe koyulan bir destekçi anladığım kadarıyla. "çok satan" romancılardan birinin son çıkan romanı üzerine söylediklerini özetleyeyim size; "bu kurguyu ödüllerimi almadan, isim yapmadan önce yayınevine götürdüğümde, bununla hiç kimse ilgilenmez, kimse okumaz denip geri çevrilmiştim. ama şimdi aynı ürün yayınevini ihya eden bir yapıt oldu." sevgili nida, biliyoruz ki aynı ürün virgülü değişmeden bir süre sonra kıymet kazanabiliyor, onu yazanın kıymetlenmesi paralelinde. bir dergiye öykü gönderirsin öykündeki imgeler saçma bulunur, sonra günün birinde bir yarışma kazanırsın döndüğünde aynı öyküdeki imgeler bu kez çok çarpıcı bulunur, bu ne yaman kaypaklık... böyle bir ortamda karamsarca yazmaktan soğumak bile mümkünken, bazılarının çıkıp ürettiklerine değer verip kaleme daha fazla sarılmaya teşvik etmesi kösteklenmemesi gereken bir örgütlenme. bu noktada olan bitenden en çok muzdarip kesimlerden biri gençler olduğu için onlara yardımcı olmaya çalışan duyarlıların olması bence çok normal. bu bir görev dağılımı gibi.. bir atölye ya da dergi yaşı gençlerle, bir atölye yazısı gençlerle; bir atölye ideolojik yazanlarla, bir atölye soyut yazanlarla ilgilidir.. genel olarak amaç ortak, "yer verilmeyenlere" kapı açmak...
??? #14
Sevgili Ronay Savaşer, size teşekkür ediyorum. Bizi anlayan köşeden bakabildiğiniz için, inanın bazı arkadaşların şiirlerine dergilerde yer verilmiyor. Ben bir kaç bilindik usta şairle aynı ortamdayken onların hazımsız tavırlarıyla karşılaştım. Hep zorluklar çıkıyor önümüze ve kendimiz çaba sarf etmek zorunda kalıyoruz. Bunu kimse anlamıyor çünkü bizim yaşadıklarımızı yaşamıyorlar. Bizi anlamanız bile yeterli, eleştiri bile alsam şu durumda memnun olurdum. Ama görüyorsunuz, hakaret ve aşağılayıcı ifadelerle gelindiğinde sadece üzülüyoruz. Gençlere herkes köstek oluyor, herkeste bir kapris, hazımsızlık var ne yazık ki. Ama edebiyat bu değil. Olmamalı. En azından gençler olarak daha farklı bakmalıyız bizler edebiyata... Tekrar teşekkür ediyorum. Saygılarımla... S.Aylin Antmen
??? #15
Hey Girl, Blue Jean, Miço... hepsinin yaş sınırları var. Onların olabiliyorsa, bunların niye olmasın? Bazen televizyona genç bir yazar, genç bir ressam ya da genç bir müzisyen çıkar ve "bakın neler yapabiliyorum üstelik ben hâlâ 13 yaşındayım!" der. O ana kadar merakla izlediğim bu genç çocuk, bir anda o 'ufacık' yaşına rağmen, ucuzluk yapmış gibi gelir bana. Benden söylemesi, yaşlarınızın arkasına saklanmayınız. Siz kurun, siz yönetin ama "büyükler giremez!" gibi 'çocukça' bir prensiple hareket etmeyin. Nitekim sanatla uğraşıyorsunuz, derginizin amacı, ilkeleri, yolu yordamı içerikte olsun, dilde olsun, şekilde olsun ama insanların edebiyat ve sanatla ilgisiz özelliklerinde olmasın. Yoksa farkına varmadan bir Miço olarak çıkarsınız karşımıza. Saygılarımla, M. Doğan
??? #16
Eleştiri, tayfuna denk gelir poyraz olur, lodosun sıcağı bozar balıkları. Üç gün ömrü olan b alıklar, misafirlerle bir kokar. Muşka nın dışında tüm köpekler kemiğe koşar. Muşka havayı koklar. Kedileri sever, rutubete dayanamaz…Rahmetliyi saygı ve sevgilerimle anıyorum. Hiç aranmıyor değilsin.
??? #17
Geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşım elime bir kağıt tutuşturdu ve "bu yarışmaya öykülerinden gönder" dedi, sevimli bir emirle. Kağıda ilk bakışta hemen gözüm aramadığını buldu; "30 yaşın altındakilere açıktır" Bastım kahkahayı. Arkadaşım hayli şaşkın. Gülme krizim non-stop devam. "Ne gülüyorsun gıcık gıcık" dediğinde, biraz kendimi toparladım ve "30 yaşın üstüne yasakmış bu yarışma" dedim. Sevimli bir şaşkınlık ve ardından "sen 30 yaşını geçtin mi?" sorusu. İyice koptum. "30 yaşını geçeli tam 10 yıl oldu yahu. Ama yine de teşekkürler sana, beni 30'unda bile görmediğin için" dedim. Gülüştük. Bir şeylerin sınırlandırılmasına oldum olası karşıyımdır ama bazen gerekmiyor da değil hani!.. Çocuklar arasında düzenlenen yarışmalarda da karşılaşırız sınırlarla. gayet de doğrudur. Her yaşın becerisi, yeteneği, kavrama düzeyi farklıdır. Eğitimci arkadaşlar iyi bilirler, ilkokul öğrencileriyle, lise öğrencileri aynı binada ders görmezler. Bunun çok çeşitli sakıncaları vardır. Buna uzun uzun girmek istemiyorum. Burada tartışılan konuya gelince, çok gereksiz buluyorum. Söz konusu olan bir dergide olabilir, bir yarışma da. Yaş sınırı konulması, ilgili kişilerin tercihidir ve saygı duyulması gerekir. Aksini savunan kişiler de, "çıkarırlar bir dergi, 30 yaşın altındakilere yasak" derler, olur biter. Gençlik adına, bir şey yapılacaksa bunu en iyi yine gençler yapacaktır. Kaldı ki bu onların en doğal haklarıdır. "Ulusların Kendi Kaderini tayin Hakkını" benimseyip de, iş bireye gelince, "Olmaz" demek "çelişki" değil midir?.. 16 yaşındaki "Duygu Ergun" isimli gencimizin yazdığı yazıları okuyunca, gençliğe "yolunuz hep açık olsun" demekten başka bir şeye gerek olmadığını düşünüyorum. Saygılarımla Orkun
??? #18
İzedebiyat yazarlarından Nilüfer Magriso'nun Yaşam Mucizedir adlı kitabı, Sevgili Diren Yardımlı'nın desteği ile en sonunda çıktı. Nilüfer Magriso'nun ailesi olarak bizim amacımız onu tanıyan tanımayan herkesin bir şekilde anması ve onun yaşamı boyunca yapmak istediği gönüllü olma hayallerini bir bakıma gerçekleştirmek bu yüzden kitaptan elde edilen tüm gelir, "Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği"ne bağışlanacak. www.bedd.org.tr Kitabı edinmek isteyenler, omur_isfendiyaroglu@parsmccann.com.tr adresinden benimle irtibata geçebilir. Sevgi ve saygılarımla, Ömür İsfendiyaroğlu
??? #19
Nilüfer'i tanıyan veya daha yakından tanımak isteyenler için: www.nilufermagriso.com
??? #20
Temini hakkında kitabın, bilgilendirmenizi riça ederim. Önçe soyadı çekti beni, onun eserlerini okumaya. Aynı soyismini taşıyan bir tanıdığım vardı. Belki ondan, bel ki de kelimelerin altında gizlediği sançıydı. "Sonradan okurken anladığım" Bağlanmak hayata. Saygılar.
Başa Dön