hoş geldin Ferhat
geç hadi
otur şöyle
yürek kıyısına
gel bi hele
söyle şurdan Hacı baba ya
ikişer köfte, az piyaz
dur be
balık, rakı yapalım bu gece
bir de çoban salata
tamam işte
hani
ha balık
ha köfte
fark etmez de
biz iç olmayalım sen ona bak
dalga geçme benimle
genç kız kokularının
sarhoş ettiği havaları unuttuysak
olgunluğa ver be
yoksa bu adam on yedisinde
yaş geçti bizden Ferhat
bak saçlar tarumar
ömür dediğimiz
tavşan misali önümüzden kaçmakta
ardın sıra bir göz at
neler yaptık
ne iz bıraktık
bir bak
ha!...
onları bırak
ada’da iki biraya
iki kız tavlamak
geç bunları dostum
hadi
sıkıysa şimdi yap
hadi kalk
mevzii değiştirelim
cilayı güvercin ada’da yapalım
birer bira kapak
açma şimdi Vildan muhabbetini
çoktan unutmuştur beni çoktan
iki de çocuğu olmuş
o uğursuzdan
ya sarhoş olduk be moruk
kalk!
bilirsin de mi
Muammer’de böyle derdi
rahmetli
erken gitti
hani dili sürçer
‘r’leri diyemezdi
kampus canavarını
dünyayı kazımazı
dini
milleti
vatanı
hiçe sayanı
önce insan ve insan olmalı diyeni
hey gidinin moruğu hey
toprak oldu
hiçe karıştı
hem bak
epey oldu
vakit tamam gibi
Abbas’da kafayı buldu
görmedin mi
ay erken indi
biliyor musun
geçen öğrendim
gecenin tün olduğunu
dedim ki kendime
gecelerin tünle ünlenmesinin
sebebi
hüzün
ama
doğru da değil mi
gecelerde hüzün
bir başka renk
koyu lacivert
tamam asma suratını
içelim
F e r h a t!
G ü l s ü n!
biraz yüzün
tamam dedik ya
öl de ölelim
ne geceymiş be
hadi kalk moruk
bir de
kadınlar denizi’ne gidelim
oldu olan
usta!...
bi dakka
gidiyoruz dedik ya…
hadi be moruk
içelim
güzelleşelim
hadi
ş e r e f e
son kadehte yüzelim
Yeni Yayınlar
50 görüntülenme · 237 ileti
Arkadaşlar merhaba!Yazacağım konunun buraya ne kadar uygun olacağını bilmiyorum.Takdiri size kalmış.Size ulaşmamın nedenine gelince 2 okul için sizden yardım yani kitap talebinde bulunmak.Şunu çok iyi biliyorum edebiyat aşıkları kitaplarına gözleri gibi bakar ve en yakınlarından bile esirgerler.Fakat şunun da farkındayım ki eğitim olmadan ilerlemek imkansızdır. Bu iki okul gibi nice çaresiz okul var.Biliyorum oralarda bir yerlerde duyarlı insanlar var ve okumadıkları dergileri ,kitapları,test kitaplarını bize ulaştıracaklar. Şimdiden teşekkürederim. ADRES:NAMIKKEMAL İLKÖĞRETİM OKULU CEYHAN/ADANA TEL:0 322 613 52 21 ADRES:AKTEKKE PANSİYONLU İLKÖĞRETİM OKULU BAFRA/SAMSUN TEL:0 362 544 27 37 yardımlarınız için teşekkürler daha fazla bilgi için bana ulaşabilirsiniz. semrina@gmail.com
ergül, kitap bir süre sonra yurt içine dağıtılacak, iki ayrı dergiyle birlikte,
işler kesinleşince, burada açıklamalar yapacağım,
o zaman kitabı edinebilirsin dergiyle birlikte,
işler kesinleşmediği için, dergilerin adlarını yazmadım, sağ olsun, arkadaşlar epey yardımcı oluyorlar,
ben de sana yollayabilirim kitabı, romanci55@hotmail.com
yalınayak edebiyat'ın yeni sayısı şubat ayı ile birlikte çıktı..
şubat-mart sayısı içinde dosya konusu olarak intihar ve edebiyatı göreceksiniz.. yine titizlikle seçilmiş farklı türde öyküler ve dosya konusuyla ilintili olarak genel tema altında çalışılmış denemeler ile dolu bir sayı..
yalınayak 6, ankara'da konur sokaktaki kitabevlerinden (imge, turhan, bilim ve sanat...), galeri kültür, dipnot, arkadaş kitabevleri, orta dünya ve hayal şair evinden hala temin edilebilir.. diğer kentlerdeki dağıtım durumu için: www.geocities.com/yalinayak_edebiyat
ayrıca yayımlanmasını istediğiniz yazılarınızı yalinayak_edebiyat@yahoo.com ya
da diken_s@hotmail.com adreslerine gönderebilirsiniz..
[[B]]LACİVERT’İN 8. SAYISI ÇIKTI[[/B]]
Lacivert’in sekizinci sayısı, 40’lı yılların toplumcu şairlerinden Arif DAMAR’la yapılan söyleşiyle başlıyor.
“[[B]][[I]]Şiiri, şair olmak için yazmadım[[/I]][[/B]]” diyen Arif DAMAR, “[[I]]şairin bulunduğu konumun şiiri üzerine etkisi[[/I]]” hakkında da “[[I]][[B]]Şair olduğum için hapishaneye girdim, hapishanede şair olmadım[[/B]][[/I]]” diyor.
Çok zor ve mücadele dolu geçen bir çocukluk döneminde de şiir yazan Arif DAMAR, söyleşisinde “[[I]]hayatımın her döneminde... hapishanede de mutluydum[[/I]]” derken, şiirlerinde hissedilen “iyimserlik” olgusunun ipuçlarını da veriyor.
Uzun yargılama süreçlerinin cezası olarak şaire reva görülen hapishane günleri için, “[[I]]hapishanede mutluydum, çıkmak istemedim[[/I]]” diyen Arif DAMAR genç yetenekler için de, “[[I]]Şiir, şiirden öğrenilir, durmadan şiir okuyacaklar[[/I]]” demektedir, “[[I]]Şimdi duyuyorum ki bazı genç arkadaşlar kendileri için kart bastırıyorlarmış, ‘Şair’, ‘Ressam’ diye. Bir insanın kendisini şair veya ressam olarak tanımlaması o kadar kolay olmamalı[[/I]]...”
80 yılı aşan, ‘serüven’ boyutundaki bir hayatın köşe taşları denebilecek olayların ve bu olaylardaki kişiler ile etkilerinin ayrıntılı olarak yer aldığı söyleşinin ardından Arif DAMAR’ın yayınlandığı kitaba da adını veren “[[B]]Yoksulduk Dünyayı Sevdik[[/B]]” isimli şiiri yer almaktadır...
Lacivert’in izleyen sayfalarında,
Özgen SEÇKİN’in ‘Gümüş Geçmiş,’
Küçük İSKENDER’in ‘Cin ve Nekro’
ve
Mehmet Sadık KIRIMLI’nın ‘Suyun İhaneti’ isimli şiirlerinin ardında,
Evin OKÇUĞLU tarafından Lacivert için çevirisi yapılan, 1945 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Şilili şair Gabriela MİSTRAL’ın ‘Tekrar Onu Görmek’ isimli şiiri yer almaktadır.
Kevser RUHİ’nin ‘İkramiye’ isimli öyküsünü, Aysu ERDEN’in Lacivert için çevirisini yaptığı Alek POPOV’un ‘Pislik Günü’ isimli ‘hiciv-kurgu’su izlemektedir.
Lacivert’in bu sayısındaki ‘saygı’ bölümü, “Falakaya Hayır! Yazmaya Evet...” diyen Ahmet Rasim’e ayrılmış. Feyziye ALPER’in kaleme aldığı Ahmet Rasim ve Edebiyatı üzerine ‘dipnot’ sayılabilecek ilginç ayrıntıların yer aldığı yazının ardından yine Feyziye ALPER tarafından ‘dil-içi çeviri’si yapılan Ahmet Rasim’in “Siz misiniz?” isimli öyküsü yer almaktadır.
Bu sayıda, “[[B]]İntiharı Yazmak[[/B]]” başlıklı dosya konusunu işleyen Lacivert’in bu sayfalarında, dört yazarın görüşleri yer almaktadır.
“[[I]]İnsanın kendine sunulmuş yaşam hakkını birey olarak geri çevirmesi, onun dışına çıkması anlamına gelene intiharın edebiyatla ilgisi, edebiyatın yaşamla ilgisi bağlamında özel açılımlar kazanır[[/I]]...” diyerek başladığı yazısını, “...[[I]]yaşamla ölümün arasında bir yerde, ölümden korkmadan, yaşayan edebiyat için var olmayı sürdüreceğiz sanırım[[/I]]" ”diye bitiren Alper AKÇAM...
“...[[I]]intihar, an geldiğinde mutluluğa bir yerlerde ulaşmak arzusu mu, isyan mı, haykırış mı, geride bıraktıklarına ceza mı... Ya da, yaşamın buza kesmiş gerçeklerinden kaynağını alan bir donma biçimi midir?[[/I]]” şeklinde sorgulayan Selma AĞABEYOĞLU...
‘Yazar’ ile ‘karakter’ ve daha da giderek ‘okur’ arasındaki etkileşimleri anlatan Yıldırım B. DOĞAN’ın “Yazar İntihar Eder mi?” başlıklı yazısı...
ve
Yazdığı “İhtilalin Süvarisi” ve “Yaşamak İçin Bir Neden Söyle” adlı son iki romanında da ‘kahraman’ açısından intihara yaklaşmayı yazan Nesrin TURHAN’ın;
yazılarıyla katıldığı ‘dosya’ konusunu Hüseyin ATABAŞ’ın “Kültür ve Edebiyatta Taşralılık” başlıklı ‘eleştiri’ yazısı izlemektedir. Nevzat Süer SEZGİN’in “Çocuk ve Şiir”,Aynur Özbek ULUÇ’un “Anneme Dinletiye Gittiğimi Söylemeyin, O Beni Şair Sanıyor...” başlıklı ‘eleştiri’ yazıları da izleyen sayfalarda karşınıza çıkacak çalışmalardan bir kaçı...
8 Mart Dünya Kadınlar Günü olması nedeniyle Lacivert de sayfalarında bu gün adına bir “deneme” yer almakta, Demet Ünlü ÖZDEMİR imzalı.... Küçücük reklam karelerinden yola çıkılarak kaleme alınan bu ilginç yazı sonuna doğru, bu özel günün tarihçesine ait bilgilerin de yer aldığı bir şekle dönüşüyor.
İlk kez bu sayısıyla 100 sayfa sınırını aşan Lacivert, yaratılan yeni sayfalarında ‘Kültür-Sanat’ türü yazılara da yer vermeye başladı. “Ankara’da Sanattan, özellikle edebiyattan yana olumlu tavır almak isteyen herkese” sloganıyla, Lütfiye Aydın, Eray Karınca, Sultan Su Esen ve İnci Gürbüz Atik tarafından başlatılan ve adı, “On Yedi Otuz Öyküleri” olarak belirlenen girişimin yer aldığı Güngör Ağrıdağ MUNGAN imzalı yazı ile Neşe ÜREL’in kaleme aldığı “Edebiyattan Sinemaya, Fransız Teğmenin Kadını” başlıklı, çağdaş İngiliz edebiyatının ustalarından olan ve geçtiğimiz yılın sonlarında kaybettiğimiz John FOWLES’in çalışmalarının yer aldığı yazılar Lacivert’in ilk ‘kültür-sanat’ yazıları olarak bu sayıda yer almaktadır...
32 yıllık ömrüne ‘kalıcılık’ anlamında inanılmaz eserler sığdırabilmeyi başaran Atilla JOZSEF’e yönelik ‘anma’ yazısı ‘Dünya Edebiyatı’ alt başlığıyla, “Düşler Arasından Sıyrılan Toplumsal Gerçekçilik” ismiyle ve Fulya BAYRAKTAR imzasıyla yer almaktadır. Bu yazının, derginin başlangıç sayfalarında yer alan ve Türk Edebiyatı’nın, toplumcu şairlerinden Arif DAMAR’la yapılan söyleşiyle aynı sayıda yer alıyor olması da ilginç olmuş...
Derginin diğer sayfalarında,
Pelin Yılmaz’ın “Kadınlar İçin Bekleme Salonu”
Sofya Kurban’ın “Gökyüzünün Altındaki Özgür Dünya” isimli bilim-kurgu türü
Aydan Selman’ın “Calcium Sandoz”
Nesrin Özyaycı’nın “Olympos’ta İki Mülteci”
Selmanaz Geridönmez’in “Öykü Tiryakisi”
Mehmet Öngeoğlu’nun “Taş Ocağı”
Emine Başa’nın “Bir Tabak Çınar Yaprağı”
Huri Bekâroğlu’nun “Küçük Erkek Kardeşlerim” isimli öyküler ile,
Orhan Göksel’in “Metal Peygamber”
Özgen Kılıçarslan’ın “Kara(ran) Şey(ler)”
Mustafa Ergin Kılıç’ın “Çocuk Aklı”
Ayşegül Tercan’ın “Kopuk Film Kareleri” ve “Vasiyet”
Oben Fışkır’ın “Sunu”
Koray Özer’in “Piyanistin Düşü”
Aykut Karahan’ın “Küs” isimli şiirleri, yer almaktadır...
Murat Uğurlu... Evet, sevgili Murat, Lacivert’in genç yeteneklere ayırdığı “karanfil elden ele” bölümünün bu sayıdaki konuğu. “Jean Dark’ın Beriki Ölümü” isimli şiiriyle bu bölümde yer alan 19 yaşındaki bu arkadaşımız, gelecekte ‘şiirseverler’i hayli başarılı ve iddialı şiirlerle buluşturacağının sinyalini vermektedir...
AVANGARD KÜLTÜR SANAT DERGİSİ GETİRDİĞİ BİRÇOK YENİLİKLE YAYIN HAYATINA BAŞLADI.
BÖLÜMLER, İÇERİK ve MANİFESTO
- Gelecek Sözlük Anlamı olarak ya da Şimdi’ nin Sözlükötesi Anlamı Olarak Monokl
Volkan Çelebi
LABİRENT
- Atlı Karınca, Deniz Tuncel
- Dada, Serkan Işın
- Ortak Labirent
- Yolculuk, Derya Vural
- Aşk ve Yirmi İki Cüceler, Serkan Işın
- Bir Yahudi Genç Kızı Hatırlatan Şiir, Carlfriedrich Claus
- Materyal Kolaj, Karl Riha
TİRŞE IŞIĞI
- Sanat ve Provokasyon, Avangardların Tarihinde Kuşbakışı Gezinti, Flavia Costa- Anna Battistozzi
- Ah Nerede O Eski Avangardlar, Armağan Ekici
- Şu Tatmini İmkansız Teselli Arzumuz, Dagerman
- Sanatın Esaretinde Sanatçı Olmak, Görkem Arev
- Bum Bum Pop Art, Değer Esirkuş
MANİFESTO
- Mimariyi Aktarmak, Fizikselaşırı Kent – Marcos Novak
- Füturizmin Kuruluşu ve Manifestosu, Marinetti
- Gized Oulipo, François Le Lionnais
- Hava Gösterisi, Terry Atkinson
GRAMMA (YAZI)
- Ölüm Yazı Vücut, Ahmet Soysal
- Demanrikü: Yazı ve Düşünce, Boşluk ve Eylem, Volkan Çelebi
- Yazı’ nın Sözyaşları, Eren Rızvanoğlu
- Metinlerarasılık ve Varlıkbilim, John Frow
ORPHEUS
- İğnelemeler 1-2, Cem Kurtuluş
- Savrulanlar, Ali Tirali
- Bir Böcekten Çıkanlar, Cem Kurtuluş
- Krallar ve Larvalar, Cihan Demiral
- Su Yolcu, Zafer Yalçınpınar
- Sahildeki Konuşmalar, Tanrı Vahdettin’ e Sırt Çeviriyor; Ali Tirali
ARAKİTAP
- Refika Belendis Kırka Seksen, Ertan Arslansoy
ARS POETİKA
- Şiirde İş Nedir, Serkan Işın
- Şiirden Haberler, Lawrence Ferlinghetti
- Bir Karşı-Demiurgosluk Girişimi Olarak Madde-Şiir Pratiğinin Olanakları, Cem Kurtuluş
- Baudleaire’ den Seçmeler, Charles Baudleaire
DİEGESİS (ÖYKÜ)
- Üç, Burçin Özdeş
- Bar Sonatları, Herv Le Tellier
- Bir Şeyler, Melik Saracoğlu
- Aksak, Volkan Kızılöz
- Kayıp Otobanlar Tepesi, Sarper Özharar
- Örümcek Ağacı Özlem Taşkıran
- Tek Taraf, Arda Güçler
LABORATUVAR
- Devridaim, Duygu Güleş
- Geri Dolaşım, Zafer Yalçınpınar
- Yaldızlı Çadır, Derya Ekenci
- Nasıl, Duygu Güleş
- Gerçeğin Yanıtı, Cihan Akkartal
LATERNA MAGİKA
- Eisler ve Brecht, Çiğdem Erken
FANTASMAGORIE
- Korku Sinemasında Gerçekliğin Tanığı Olarak Göz ya da Göz Bozukluğu
- Godot’ yu Beklerken Üzerine Bir Deneme, Sinclair
PORTRE
- Tanrı, Kral, Köle, Seda Cebeci
YARI YAZILAR
(In Defence of Algiers, Kısıtlayan Gerçeklik Üzerine, Avangard Tiyatro, Arap Şeyhi Alman Kız, Cehennemdeki Handel)
MASKE
- Anonimograf, Herv Le Tellier
[[B]]Gelecek Sözlük Anlamı olarak ya da Şimdi' nin Sözlükötesi Anlamı Olarak :Monokl[[/B]]
* Monokl; ilkin şeyleri, ardından şeyler için ve onlara doğru doğan düşünce ve duyguları, içgüdü ve sezgileri dünya konukluğu içerisinde büyüten, küçülten, daireselleştiren, büken ve yok eden, sonra tekrardan hiçlikten getirerek onları ortaklığı olmayan zeminlere yerleştiren dünya içi ruhtan - o ölümsüz tinlerin yataklarını değiştirmeye cüret gösteren ve zamanı/mekanı silkeleyen gök şimşeğinin yarattığı parlamadan esinlenen ruhtan - yapılma fakat madde şekilli, dışımızdaki her şeyi bize fark ettirmeksizin kurabilecek kadar doğal ama öte yandan akıl almaz ve umursamaz bir kendine yetme, kendine neden olma içindeki sihirli mercek.
* Sihirli mercek, nesneleri ve onlara ait izlenimleri dilin ve düşüncenin sınırsız gücüyle kendi olanaksız camına yapıştırır ve bu yapıştırma algının sınırlı olan içinden sınırsıza doğru yolculuğu olarak, (sanat için) bir bilinç yolculuğu olarak çağrılmaya başlanır. Bu yolculukta betimlenen mercek camının sürekli inceldiği ama içeriğine daha çok şeyi sığdırmaya başladığı, içerinin daha da varsıllaşırken şeylerin önceden dışarıdan kazanılarak camda zaten yapışık bulunan mevcut biçimlerinin sihirli merceğin ufaltma gücüyle küçültüldüğü, böyle olarak merceğin sadece dışarıdakine değil kendi içindekine de müdahalede bulunduğu, dönüp dönüp karşıtını olumsuzlayan ve kafasını koparan ama böyle yaptıkça büyümeyen, gelişmeyen tam tersine daha sınırsız olmak için, dışarısının ve diğer kafaların hazmını kolaylaştırmak üzere daha da büyük bir boşluk açmak için ağzı büyüyen ama kendi kafası küçülen… "bir değil-Aufhebung' u sahiplenirmişçesine ağzında açılan boşluk en son anda dudakların ensede karşılaşmasıyla kendi kafasını bile yutacak olan bilge aslan konumudur ya da neden ve sonuçları birbirine bulayan, boşlukta arı doluluğu yansıtan sanattaki sürdiyalektik labirent sürecidir: böylelikle diyalektiğin olumlama, olumsuzlama ve bireşimi kendi üzerine kapatılır, diyalektiğin kendine özdeşliği yarılır, ilkin el-önünde kendileri olan sonra birbirleri ile ilişkiye geçip uyumlu bir birliği yaratmış gibi görünen ( labirent içinde birbirine karşıt duran iki duvarı ve onların bir bakış içine düşen birlik halini alalım örneğin) birleşik şeyin algısı bundan böyle teklikte bırakılmaz ve karşıt gibi görünen bütün labirent duvarlarının aslında sadece kendi karşıt duvarlarıyla değil ama bütün diğer duvarlarla da aynı birliği, aynı ilişkiyi duyumsadığı betimlenir: tekliğin yanılsaması ile damgalanmış duvarın her yanından sonsuz sayıda ok labirentin dört bir yanındaki duvarlara dolanır ve yapışır. Parça artık bütüne önsel değildir, bütünün ta kendisidir, her parça mantıksal üstünlüğün ya da derecenin aşıldığı bütünle olmayı, analitikten diyalektiğe oradan da diyalektiğin arkada bırakılmış bir anafor gibi altüst edilişine giden anı temsil eder. Sürdiyalektik, kavramların tekil ilişkilerinden arınıp, parçayı temsil eden şeyin kendisinde bütün ilişkileri, bütün-başkalarla olmaları tasvir etmeye geçer:
Büyük Küçük Güzel Çirkin İyi Kötü Sıcak Soğuk Ölümlü Ölümsüz Sonlu Sonsuz İri Ufak…
Artık Sıcak, (zaten sıcak değildi hiçbir zaman) soğuk olmakla kalmaz ve bu tekilliğin prangalarını atar; artık yalnızca bir nitelik de değildir, nicelikte olanların toplamını temsil eder: - sonsuz ile + sonsuz arası zıplamalar yapar, hiçbir metnin nitelik ve niceliğinin biriciklik yarattığı metnin başı ve sonuna sığmaması gibi! Sıcak, büyük küçük güzel çirkin iyi kötü ve bütüne atfedilen ne varsa o/nlar olur! Sıcağın bu oluşu gibi sanat eseri de artık tekilliğinden aynı yolda sıyrılır: (sihirli merceğin açtığı ufuklarda gezinen) Yapıttaki diyalektik sonsuz bir eşitliğe, sonsuz bir türlülüğe ve bireşime götürülür. Labirentin/eserin mimarı, bütünün sahibi olarak labirentin içindeyken onu inşa etmek zorundadır, eserini yaratmadan önce kafasında bulunan tasarım bedenin kapladığı uzamın ve sihirli merceğinde oluşan sayısız ilişkini eşitidir, bundan böyle tasarımın esere önselliği artık ortadan kalkmıştır. Yaratıcı, sonsuz niteliklerini labirente yapıştıran ve onu yaratan olarak artık bütünlük algısını şeylerin sonsuz ilişkilerini keşfetmekte bulacaktır, artık duvarların örülüşü esnasında, hatta tek bir duvarın örülüşü esnasında bile niteliklerin, niceliklerin sonsuz karmaşasında kendini yitirmesi ve hiçliğe değmesi zorunludur sanatçının:
(: Ona en çekici gelecek ilk sanatlama biçimi yozlaşmayı gizleyen ve yalanlarla gerçekleri karıştıran gösteri içindeki eylemin üzerine atlamak, onu soyup soğana çevirmek ve dayatılan nesnelerin, ilişkilerin kör algılarının suyunu çıkartmaktır. Bütün odaklarıyla sanata karşı komplolara girişen ve görüntülerin düzlüğünde gözleri işlevsizleştiren yaşam karşısında sanatın öncelikli duyurusudur: (Ç)İŞE AYAKLARI/ARABALARI ÜZERİNDE KÖR GİDENLER SİZİ GÖZLERİMİZDEKİ KARA UZAYIN YOKEDİCİ BOŞLUKLARINA FIRLATMAK İSTİYORUZ. YERYÜZÜNDE YAŞANMASI GEREKEN İLK HİÇLİK SİZİN YOKLUĞUNUZDAN DEĞECEKTİR VARSIL SANATARAYICI GÖZLERİMİZE. SANATIMIZIN SINIRSIZLIĞI İÇERİSİNDEKİ TEK SINIRI SİZİN VARLIĞINIZI ALGI/KONU/TASARIM/METİN/RESİM DIŞI BIRAKARAK ÇİZİYORUZ. BUNDAN SAKINMAK İSTEYENLER VE HINCIMIZDAN KORKANLAR MI VAR: O HALDE SİZE YOLLARDA DAİRELER, EĞRİLER, SPİRALLER ÇİZEREK YÜRÜMENİZİ, UZAKLIĞI VE DÜZLÜĞÜ GÖZDEN ÇIKARMANIZI, GÜNDÜZLERİ SANATÇILAR İÇİN DUA EDEREK GECELEYİN SANATIN EMRİNE VERİLMİŞ İŞÇİLER OLARAK YENİ SOKAKLAR KAZIP VAROLAN YOLLARI DEĞİŞTİRMENİZİ, MOLA VERDİĞİNİZDE KIÇINIZIN ÜZERİNDE BEŞİK GİBİ SALLANIP SANAT DEPREMLERİ YARATARAK UYKUYA YATMIŞLARI UYANDIRMANIZI VE GÖLGELERİNİZDEN OYUNLAR ÜRETEREK SANATIN GECE LAMBALARINA YOL GÖSTERMENİZİ, İLGİMİZİ ÇEKMEYE ÇALIŞMANIZI… (Ç)İŞE UZUNCA GİTMEMENİN GETİRECEĞİ KANA ZEHİR KARIŞMASI YANİ EĞLENCELİ ÖLÜM DURUMUNU (STATİK BİLİNCİN VE İŞ İŞ DİYE BAĞIRA BAĞIRA BIRAKINIZ YAPISINLAR BUYURAN LİBERALİZM MANYAKLARININ ÖLÜMÜ) AKLINIZA SOKMANIZI ÖNERECEĞİZ. BELKİ O ZAMAN ARKANIZDAN ONURLU VE GÖRKEMLİ BİR CENAZE TÖRENİ DÜZENLEMEYİ DÜŞÜNÜRÜZ YAPITLARIMIZ İÇİNDE. )
Bu yitiş bengi çıkmazın (çıkmaların - eserlerin - çokluğunun yarattığı sürekli kafa salınımının hissedilmesi ve bakışın zamanı unutan devinimin) duyumsanmasıdır, izleyicisinden çok daha önce yaratıcı, labirentin içinde ilişkilerin bitimsizliğine kısılıp kalmıştır.
Sihirli mercek: "(sanat yolunda) şeylerde ve onların tüm yansımalarında bulunan tekil karşıtlıklar arasındaki puslu ve buyurgan örtüyü kaldırmak, örtünün altına süpürülmüş olan minik ve bulanık taneleri büyütmek, örtünün düzleminin dışına taştığı için algılayamadığımız ve bu yüzden küçültmemiz gereken devleri uyandırmak, varlıkla doldurulmuş olup sıradanlaşanlara hiçliğin suyunu içirmek, yokluk sürgününe gönderilmiş olup unutturulmaya çalışanları pergelle tekrar dairenin içine almak, iki göz arasındaki alanı sonsuz küçüklüğe kadar tarayıp sonsuz büyüklüğe ilerlemek… yani parçada/şeyde dizginlenen ilişkileri ortaya çıkarıp ardından çoğaltmak" işlevlerini üstlenir.
İşte bu üstleniş: geleceğe doğru bir retrospektif, çokdümtersbirdüz algının doğası/ölesini oluşturur!
*Algının doğası/ölesi: İleriye doğru bir adım (yok ötesi) ama eksi ve artı yönden hep sıfıra yaklaşma, merceğin incele incele yok olması en sonunda ve sihrin merceğin takılı olduğu göze aynen geçmesi. Bu geçişte: "İçgüdüsel, hayali, hastalıklı, usdışı, bilinçaltı görünmezler ile yani mercek arkasında kaldığı sanılanlarla ve bu yüzden "baştan ve sonradan" "şimdiden ve yeniden" kurulamayanlarla… evet bu şimdi-arkacılarıyla (gelecek öncülerinin) merceğin önünde olduğu bilinen kurmaca ve sürekli yaşam arasındaki alta alma üstte kalmanın, kanlı bıçaklılığının, merceğin önündekinin sürekli arkadakini baskılamasının ve merceğin arkasındakinin de önündekini yani duyulur olanı çürümeye terk etmesinin yerini izlemeye, dönüşmeye, oluşun masumiyetine, mercek dışında doğmaya/ölmeye mercek arkasında ölmeye/doğmaya merceğin kendisinde ise arkadan gelenlerin doğuma alınmasına ve dışarısı olarak bilinen evrenden gelenlerin de ölüme gönderilmesine bırakması. Önden gelenden üretilen yargıdır, oluşturulmuştur ve dinginliği içinde ölüdür, arkadan gelen henüz askıdadır, görünmeyen bir elbisedir onu bir beden/yaşam beklemektedir. Mercek, içeriğini geçişin deneyimi arttıkça dışardan değil ama kendi camından kaçırdıklarıyla oluşan, dışardan camına yapıştırdığını gereğinden fazla küçülttüğü, büyüttüğü ya da daireselleştirdiği için içkin vücutta, zihnin karanlık bölgelerinde ve duygunun vahşiliğinde gelişen mercek arkasından, hayalet şeylerden alır. Bu-arkası aslında merceğin öteki bakış alanıdır, merceğin sihrinin gerçek kaynağıdır, merceğin kendisine merceği tutmasını sağlayan aynadır. Merceğin arkası sanma alanına aittir; monokl, bilincin ve gerçeğin alanından uzaklaşan içgüdünün, hiçlik istencinin, düşün kabusun ve kahinin haykırışıdır, sanı da bu sesin beslendiği kaynaktır. Öte yandan monokl ağıt yakacağı ölülere, sayesinde ölümü öğreneceği mezarlara ihtiyaç duymakta, kazım ile gömme işlemi için olduğu haliyle öndeki gerecin aynısı ve kendisinin odağından geçmemiş halini arzulamakta, mucizesinin ancak doğal olanla, şimdide yaşayanla eşzamanlı olduğunda bir geçerlilik kazanacağını, ölü tarih olmaksızın sihirli bir gelecek olmayacağını fazlasıyla bilmektedir ama o olmayanın ve görünmeyenin çekiciliğine kapılmıştır bir kere bitimsiz çayırlarda durmaksızın koşan kısraklar ve uçurumun dipsizliğinde bedenini kaybetmeyi göze almış karanlık gibi… koşuyla dönen uçuşu sırasında durup da etrafına bakmayı aklına bile getirmez. Kahini kurtaracak bir şimdiye ihtiyaç vardır, başka hiçbir şeye gereksinimi olmadan sürekli kendisini gösterene.
Monokl derin düşünümdeki gelecektir ama istese de şimdiyi olduğu gibi algılayıp yargılayamayacağından, şeylerin önden alınması olsun yahut hayalet şeylerin arkadan alınması olsun her durumda bilinen gözün, zamanın ruhuna ait olan gözün yoksunluğu duyacağından ve sadece kendi kendisinde kalacağından labirentin kurulumu, varoluşun sağlam zemini için anlamayla doyacak olan dünyanın eşitine, dolaysız görüntüsüne yani mercek takmayan diğer bir göze, monoklsuz göze özlem duymaktadır tepelerin göğe değmek için sürekli yükselirken aslında bir çukura doğru battıklarını bilmeleri gibi! Bastıkça girilmeyen ama yükseldikçe batılan çamurlu çukur işte o yalın göz!
* Yalın, merceksiz göz her bir parçanın kendisinin sonsuz ilişkiye götürüşü ve yitiş yüzünden yok olan labirentin eksikli-gedikli, yanılsamalı-doldurulmuş-bastırılmış olsa bile bütünün bir görüntüsü için, şeylerin akış hallerini durdurdukları ve bakış anında neyseler o halde göründükleri bir donma durumuna ( ki tarihin şimdiye ve geleceğe kondurulması ya da yayılması olarak görülebilir çünkü tarih, kavramında geride kalmış ve böylece donmuş olanı simgeler = "şimdideki donmuşluk") resmin uyumlu uyumsuz bütün bir varlığına erişmek için tek araçtır. (Bizdeki tasarımı ile geleceğin ve böyle olarak akan şimdi' nin bir tarafında ayağı kalan sanatçı ya da izleyici) Monokl takmış bulunan gözün getirdiği enerji, hareket ve iş sönümlenmesini ve kendi varoluşunun dingin görüntüsünü yalın göz üzerinden deneyimlediğinde, ancak o takdirde şeylere ve onların bütün gönderimlerine bakma/onları bilme, yaşam üzerinde şimdi ile gelecek için iki ayak üzerinde durma durumu gerçekleşmektedir. Varoluşun temel olarak üzerine dayandığı ve kaymayan zeminlerde gerçekleşen ilişkiler zinciri ancak kendisini bu donmuşluk içerisinde güvende hisseden bir özdeşlik ve oturmuşluk olarak "insan konumunu" yaratır. Tasanın ve kaygının ilişkiler ağı içerisinde yitirildiği ve toplu bir bakma üzerinden şekillenen donmuş görüntünün sağladıklarından elde edilen birlikte yaşayabilme biçimleri özgürlüğü arayışın ve ayakta kalabilmenin anahtarıdır. Değilse labirentin bir duvarı olarak insan kendisine karşıt olarak belirlediği (karşıt duvar) dünyada ve onun ilişkilerinde akışkanlık ile sonsuz ilişki ağı yüzünden yerini böylelikle insan-olma-hafızasını tamamen kaybedecektir. Bakışın donmuşluğundan üretilen yön duygusunun edimsellikte olan dünya için sağladığı sayısız fayda da ancak şeyleri olduğu gibi ve süzmeden alan bu yalın göz sayesinde gerçekleşmektedir. Algılamanın olmazsa olmaz şartı olarak toplumsal ve bireysel hafıza sabit bir duruşun, düzenlenmiş ve hakim olunmuş ilişkilerin aynasında dünyayı kurmaktadır ve bu kurmaca, birlikte yaşamın sonsuz ilişkileri gözeterek düzenlenmesine kadar sürecektir.
Sanat yolunda yaratıcı, monokl takmış gözü rehber edinirken ve onda kendisini kaybedip bir çılgınlığa, zamanın/mekanın üst ve kayan görüntülerine doğru bükülürken özellikle izleyici ve kendi eserine bakmak istiyorsa da yaratıcı merceğin olmadığı ikinci bir göze ihtiyaç duymaktadır çünkü anlama her şekilde dolaysızlığın ve süzgeçten geçirmemenin, olduğu gibi almanın bilimine denk düşer. Anlama mekanın ruhu içindeki donmadır ve merceksiz gözün düşünme yoludur; böylesi bir anlama diyalektiğin kabul ettiği biçimiyle zorunludur ve bu anlama göz arkasında yoğrularak diyalektik için, derin düşünce için hazır hale getirilir. Öte yandan monokl takılı göz, hala merceğin kendisi göz ile özdeşleşmemiş olduğundan, mükemmel bir eğme, bükme, küçültme, büyütme, sonsuza değme durumuna sahip değilse de merceğin içeriği arttığı oranda tam bir yetkinliğe kavuşacaktır. İncele incele yetkinliği artan mercekli gözün monoklsuz gözden temel farkı önünde bulduğunu sürdiyalektik bir sürece uğratması ve yoğrulmanın temel olarak göz arkasından gelenlerle birlikte zihinde değil ama merceğin kendi odağında gerçekleşmesidir.
Monokl kendi içeriğindeki dört harfe (ki bu harfler henüz gözün mercek ile henüz tam özdeşleşememesinden ya da merceğin göze takılı olmasından ötürü hala oradadır ve bu durum MONO sözcüğüne, bir yetkinlik eksikliğine, karşılık düşmektedir) rağmen, mercek bu etimolojik bağıntıyı ve tekliği yadsıyarak ortaksız ve sonsuz ilişkili olacağı bilinen katmanların betimini, yaratımını, algısını, çizimini ve yazımını üstlenir çok az üst alt büyük küçük aşağı yukarı güzel çirkin iri ufak… derin düşünceyi/düşüncesizliği simgelerken: ve bu üstlenmenin inşa ettiğine "kurgusuz labirent" denir = ….KL = " Şimdinin Düşüncesi + Düşüncesizliği & Mekanın Algısı + Algıdan Çıkan Çalgı (Algının Çalınması, Salınması Çalgının Tellerinden Ortama Doğru) & Geleceğin Kurgusuzluğu!"
Özellikle sanatçı için gereklidir Monokl ve ilan ediyoruz ki diğer gözlerini kör edip sadece bu mercekli gözle yaşamayı bilenlerden en yüksek takdirlerimizi ve kuşların özgürlüğünü eksik etmeyeceğiz hiçbir yerde ve zamanda! Gene de gözlerini körleştirmeyip kendi eserlerine bakmak ve onu anlamak için yalın gözü de yüceltenleri burada esaret altına almak ve ayıplamak asla istemeyiz!
Monoklsuz Göz (ya da yalın göz) içerdiği ….KL ve ……SUZ harflerine (ve onların aşkın gönderimlerine rağmen, sözgelimi kurgusuzluk ve olumsuzlamanın kazandırdığı hareket gibi) anlamayı ve donmuşluğu simgeler, özellikle bakan için yani izleyici için gereklidir: " Mono sözcüğünde anlamını bulur yalın göz = ANLAMA." Söylememize izin verilsin istiyoruz, sadece izleyici olarak yetinmeyip iki gözünden birine monokl takmak isteyenlere karşı çıkmıyoruz bizler/sizler tam tersine onları sanatın sonsuzluğunda kaybolmaya, monokl takacak gözde yıkanmaya davet ediyoruz. Çünkü " sanat sadece doğuştan yetenekli mercek gözlüler içindir" diyecek kadar küstah değiliz.
Hadi şimdi hep birlikte içimizden sadece bu sözcüklerle bütün sözcükler adına şarkılar söyleyelim, söyleyelim en dışarılarda yankılanacak kadar şiddetli:
MONO KURGUSUZ LABİRENT
MONO
KURGUSUZ
LABİRENT
MONOKLSUZ
SİHİRLİ MERCEK
YALIN GÖZ
SANILANLARLA
BİLİNEN
BU GEÇİŞTE
ALGININ DOĞASI/ÖLESİ
KL
Merhaba,
Mario Levi'nin yazı atelyesi ogrencileri olarak bir suredir Yazı Degirmenleri adinda aylik sanal edebiyat dergisi cikartiyoruz. Adresimiz: www.yazidegirmenleri.com
Yaratici yazarlık dersleri akabinde ortaya cikan bu dergide oykulerimiz basta olmak uzere siir ve kose yazilarina da yer veriyoruz. Disaridan gelecek yazilari paylasmaya da haziriz. Katilimlarinizi bekliyoruz.
özlem demiş ki:
Merhaba,
Mario Levi'nin yazı atelyesi ogrencileri olarak bir suredir Yazı Degirmenleri adinda aylik sanal edebiyat dergisi cikartiyoruz. Adresimiz: www.yazidegirmenleri.com
Yaratici yazarlık dersleri akabinde ortaya cikan bu dergide oykulerimiz basta olmak uzere siir ve kose yazilarina da yer veriyoruz. Disaridan gelecek yazilari paylasmaya da haziriz. Katilimlarinizi bekliyoruz.
isa der ki, sitenizi açıp baktım, kimi maddeler var, korkunç, para bile isteyebilir mişiniz sitede editör olmak isteyenler için.
adama demezler mi, sen kimsin, edebiyata ne kadar hizmet ettin, kaç kitap yayınlattın, ne ettin, falan filan,
mario hocadan ders almakla da yazar olunmaz, insan ders ala ala yazar olmaz,
bana göre, yazarlık yalnız başına öğrenilen bir şeydir,
mario hoca sizden kaç para aldı?
mario hoca kitap bastırmanın imkansızlığından söz ediyor mu?
hasat zamanı diye bir bölümünüz var, size bir şey söyleyeyim mi, umut kırıcı olacak ama, bir hocadan ders alıp sonra hasat zamanı demekle hasat olmuyor,
ömrünüzü harcamaya hazır mısınız?
yayınevlerinden de onlarca hayır almaya katlanabilecek misiniz?
hocalar yalan söyler, bunu da biliyor musunuz, siz gerçekleri ancak deneye deneye görürsünüz,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
hani size bir garezim yok, tanımam etmem, sizi kırmak da istemem, ama bunları bilin, düşünemeyeceğiniz kadar zor bu edebiyat ortamı...................size başarılar,
çok çalışın, yıldız olun, utandırın beni.
kül öykü gazetesi
TÜRKİYE'NİN
İLK
ÖYKÜ GAZETESİ
1 Ekim 2006'da gazete bayilerinde
ve kitabevlerinde yerini alacak olan
kül öykü gazetesi, türkiye'nin ilk
öykü gazetesi olarak öykü türünün
gelişmesi için atılan en etkili
adımlardan birini oluşturuyor...
amcaların teyzelerin;
terzilerin marangozların;
yediden yetmişe herkesin keyifle
okuyacağı bir gazete olacak kül öykü gazetesi...
gazetemizde ülkemizin usta ve
genç kalemlerinin öykülerini,
söyleşileri, diğer
ülkelerin öykü birikimini
ve öykü gündemini çok ekonomik
ve keyifle izleyebileceksiniz...
katkılarınızı bekliyoruz...
REKLAM KOŞULLARINI ÖĞRENMEK İÇİN TIKLAYINIZ...
KÜL ELEŞTİRİ Sayı: 9-10
KÜLTÜRLERARASI BİR BAKIŞLA ÖLÜM SORUNU
Heinz Kimmerle
Çev: Mustafa Tüzel
EDEBİYAT VE GÖRSELLİK
Aynur Özbek Uluç
SAVAŞ MAKİNASI;
KAVRAMI ÜZERİNE
M. Kubilay Akman
PİCASSO DEVRİMİ
Özgür DEMİRCİ
GÖZETİM TOPLUMU VE SİNEMA
Serkan Paydak
MİHAİL ZOŞÇENKO VE
EDEBİ YAŞAMI
Hüseyin Kandemir
DADA
Modern Sanatın
Eleştirel Gücü
Derya Ekim
Ozan Öztepe
KAPİTALİZMİN BÜYÜK AVI,
FRANZ KAFKA
Onur Zafer Ceylan
ŞİİRLER:
Haşim Hüsrevşahi
Anna Akhmatova
SÖYLEŞİ:
ZAFER BOZKAYA
Bora Ercan
İnci Aral
Ruhumu Öpmeyi
Unuttun
Leyla Daşkaya
Dr. Adnan Çoban
Müzikterapi
Mehmet Demirtaş
YUSUF SOLMAZ
-editör-
1964 Yozgat. Ankara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitimde Psikolojik Hizmetler Bölümünü bitirdi. Ankara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Programları ve Öğretim,
Güzel Sanatlar Eğitimi alanında yüksek lisans yaptı.
Öğretmen Dünyası, Abece, İnsancıl, Güney Sanat, Öküz, Ördek, Kül, Cumhuriyet gibi dergi ve gazetelerde makale, deneme ve öyküleri yayımlandı. Kitapları;
1)Elveda Panco (Faklı Açıdan Sait Faik Abasıyanık) biyografik roman,
2)Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğulları Romanında Anlam Arayışı (Psikolojik Bağlamda İçerik Çözümlemesi),
3)Stadyumda Ölürken (Roman),
4)Şiir İçten Gelen Bir Şeydir (Şiir Eleştirisi)
5)Kurtlar Vadisi Çocukları (Basında Kurtlar Vadisi ve Osman Sınav) İnceleme,
6)Manken Atölyesi (Öykü),
7)Adı Sibel'di Ponponumun (Öykü).
ysolmaz@kulyayin.com
STADYUMDA ÖLÜRKEN Yazan:Yusuf Solmaz
ŞİİR İÇTEN GELEN BİR ŞEYDİR Hazırlayan: Yusuf Solmaz
ELVEDA PONCA (Farklı Açıdan Sait Faik Abasıyanık)Yazan:Yusuf Solmaz
KURTLAR VADİSİ ÇOCUKLARI Hazırlayan:Yusuf Solmaz
ORHAN PAMUK'UN CEVDET BEY VE OĞULLARI ROMANINDA ANLAM ARAYIŞI Yazan: Yusuf Solmaz
BİLAL KOLBÜKEN
-genel yayın yönetmeni-
1975 Eskişehir doğumlu.
Hukuk Fakültesi mezunu.
Çocuk Suçluluğu alanında çalışan
Dostlar Dayanışma Derneği'nin
Ankara Şube Başkanı.
Her pazar Elmadağ Çocuk Kapalı
Cezaevi'nde söyleşiler yapıyor.
Her salı Türkiye'nin Sesi Radyosu'nda edebiyat ve sanat üzerine konuşuyor.
Kül Eleştiri, Kül Öykü ve Sonsuzluk ve Bir Gün adlı dergileri yönetiyor.
Son günlerde Thomas Bernhard Kitabı'nı ve Türkiye'nin ilk öykü gazetesi
Kül Öykü Gazetesini yayına hazırlıyor.
bilalkolbuken@yahoo.com
BİLAL KOLBÜKEN'LE
ÖYKÜ DERGİCİLİĞİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ
BİLAL KOLBÜKEN'DEN BİR ŞİİR
BİLAL KOLBÜKEN'DEN BİR ŞİİR
BİLAL KOLBÜKEN: ENİS BATUR: SU TÜYÜN ÜZERİNDE BEKLER
HALUK BİLGİNER'İN GÖZYAŞLARI (ŞİİR) BİLAL KOLBÜKEN
[[B]]LACİVERT’İN 11. SAYISI ÇIKTI[[/B]]
Lacivert, bu sayısında, Oya BAYDAR’la yapılan edebiyat söyleşisinin yanında, ilk kez Kültür-Sanat söyleşisine de yer verdi: Fikret OTYAM
Çocuk Edebiyatı’nın dosya konusu olarak işlendiği derginin bu sayısında yer alanlar:
[[B]]SÖYLEŞİ:Oya BAYDAR
Neriman Ağaoğlu/ "Romanlarda Yaşayan Ayak İzleri"
Oya Baydar, "Çantan Neden Ağır Postacı"-Öykü[[/B]]
Gülçin Karaş Duman, "Kanlı Ekin"-Öykü
Özgür Soylu, "Edim"-Öykü
Aysu Erden, "Piri"-Çev.Öykü (Dr. Judich Buckrich)
Hasan Uysal, "Reha Mağden"-Anma
Özgen Seçkin, "Sakladığımsın"-Şiir
Uluer Aydoğdu, "Hani Bilmesem Ölümlü Olduğunu"-Şiir
Tümay Çobanoğlu, "Keder"-Şiir
Müesser Yeniay, "Kahırengi Kapı"-Şiir
Mehmet Ersoy, "Sen Yoksun Bilmecesi"-Şiir
A. Barış Ağır, "Gizli Orman"-Şiir
[[B]]DOSYA:Çocuk Edebiyatı"
Yazılarıyla: Aytül Akal-Bilgin Adalı-Dinçer Sezgin-Eda Keskin-Hülya Soyşekerci-İlke Aykanat Çam-Mavisel Yener-Sevgi Koşaner[[/B]]
Firuz Kutal, "En İyi Yaşayan Bilir"-Çizgi Öykü
Kandemir Konduk, "Cumhuriyete Kadarki Mizahımız"-İnceleme
Egeli Kadın Yazarlar, "Dünya Kadınlarına Çağrı"-Açık Mektup
Abdullah Nihat Yılmaz, "Ebruli Pembe"-Deneme
Orkun Levent Boya, "Güldür Be Kız... Canım Acıyor"-Tanıtı
Hayriye Gümüşbaş, "Özgürlük"-Deneme
Fatma N., "Uçan Süpürge"-Şiir
Nuray Çakı, "Ağlasam","Dört Mevsim"-Şiir
N. Dilek Çopuroğlu Demirdelen, "Ölüm Kapıda"-Şiir
Tülay Akarsoy, "San Ki"-Şiir
[[B]]KÜLTÜR-SANAT SÖYLEŞİ: Fikret OTYAM
Seval Deniz Karahaliloğlu/"Yazı, Resim ve Fotoğrafla Geçen 60 Yıl"[[/B]]
Neşe Ürel, "Görselliği İçinde Bir Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan"-Kültür-Sanat
Kemal Ürgenç, "Don Kişot"- Karikatür
[[B]]DÜNYA EDEBİYATINDAN - "Jorge Luis Borges"
Fulya Bayraktar, "Hala Anlaşılmayı Bekleyen Yazar"
Jorge Luis Borges, "Paracelsus'un Gülü"- Öykü[[/B]]
Nefise Karataş, "Çıplak Bir Hüznün Bin Özrü" - Öykü
Sofya Kurban, "Taşlar Kayarken"- Öykü
Gürcan Banger, "Neşe'nin Hikayesi"-Öykü
Özcan Güler, "Hasta Kırık Boynuzlar"-Bilim Kurgu
[[B]]SAYGI: Abdulhak Hamid TARHAN
Feyziye Alper, "Ölümden Doğan Şair"[[/B]]
[[B]]Abdulhak Hamid Tarhan, "Makber'den"-Şiir[[/B]]
Ahmet Uludağ, "Orda Kalmayan Köye"-Şiir
Mustafa Ergin Kılıç, "S Ezgi"- Şiir
Ayşegül Tercan, "Ressamın Unuttuğu"-Şiir
Emre Fidel, "Şehrin Gölgesi"-Şiir
Erkan Ezbiderli, "Ahtapot"-Şiir
Behiye Aktürk, "......"-Şiir
Oben Fışkır, "Gölge"-Şiir
[[B]]KARANFİL ELDEN ELE[[/B]]
Deniz Erdoğan,"Ateş Çemberi"-Öykü
Papatya Ceren Bal, "Güldürmeyin Beni"-Şiir
Kapak Resim:Firuz Kutal
Kapak Şiir: Arkadaş Z. Özger
aranızda edebiyat/şiir dergisi alanlar vardır elbet.
ama sadece sitelere girip şiir yazan, şiir okuyanlar da var,
benim tavsiyem, sitelere ağırlık vereceğinizde, dergilere ağırlık verin,
sitelerde şiir yayınlatmak kolay, ama dergilerde öyle değil.
bilin ki sizi ne kadar engellerseler o kadar çok bilgi elde edersiniz, bir şeyi kolaylıkla elde ettiğinizde o şeyin ya kıymetini bilmezsiniz ya da gelişmezsiniz,
zor şeyler, zor elde edilen şeyler değer yaratır, kıymetini anlarsınız,
---
Şimdi size bir dergiden söz edeyim:
Şairçıkmazı
Genel yayın yönetmeni Nilgün Polat
Yazışma Adresi
Mis Sok. No: 17/3
Beyoğlu/İSTANBUL
--
E, ileti:
saircikmasi@yahoo.com
saircikmazigenclik@gmail.com
saircikmazioyku@gmail.com
Yeraltı Yayınları
Mis Sok. No: 17 Kat: 3
Beyoğlu/İSTANBUL
Tel: 02122516870
Dergi ‘Şairçıkmazı’ şir ağırlıklı bir dergidir,
içeriğinde gençlik sayfaları vardır,
4 ytl fiyatı.
dergi bir ay ara verdi, yaz ayında....
İki ayda bir yayınlanan dergidir,
eylül ekim sayısı çıktı. Mephisto'da bulabilirsiniz.