Yeni Yayınlar
40 görüntülenme · 237 ileti
yalınayak edebiyat'ın yeni sayısı çıktı..
can dündar söyleşisi, genç öyküler ve şiirlerle yalınayak 5, ankara'da konur sokaktaki kitabevlerinden (imge, turhan, bilim ve sanat...), galeri kültür, dipnot, arkadaş kitabevleri, orta dünya ve hayal şair evinden temin edilebilir.. diğer kentlerdeki dağıtım durumu için: www.geocities.com/yalinayak_edebiyat
ayrıca yayımlanmasını istediğiniz yazılarınızı diken_s@hotmail.com ya
da yalinayak_edebiyat@yahoo.com adreslerine gönderebilirsiniz..
BİYOGRAFİ
YAHYA AKBULUT'UN ÜÇÜNCÜ KİTABI...VE ÖNCESİ
06.03.1957 yılında Bulgaristan'ın Silistre ili Aydoğdu ( İskra ) köyünde doğdu. İlk ve orta okul eğitimini doğduğu köyde, Liseyi merkez şehri Silistre'de tamamladı. Daha öğrenciliği yıllarında şiir sevgisinin tutsağı oldu. Bu sevgi onu yazmaya, yorumlamaya değil, ünlü klasikleri okumaya yönlendirdi...
Gözlerimin rengini dokudum ...Umut sarısı hasretine çizdiğim yol
Sokağına...taşına Bir yol ki...nefesimde
Yarınki gidişimde İğne ucu kadar ince,
hüzünlü değilim, Şifası yoktur birikmiş ezgilerimin
Karanlığa saldırır, Deli Ayşe aklıma gelince...
Ümitsizce çırpınsam da... ( " Deli Ayşe " - Bir sihirdi o... )
Toprağına sarılıp, özlemin
Adresindeyim...
( "Aydoğdu " - Zamana Yenilirken )
1989 yılında zorunlu göç uygulaması sonucu ailesiyle birlikte Çorlu'ya demir attı. Yine yazmak yerine ruhsal gereksinimini beslemek için okumaya devam etti. Şiir bahçesinde yoğun çalışmalarına 1998'lerde başladı...
Olgun ve özgün şiirleriyle, bir de çok ıslak Türkçe'siyle oldu katılımı. Şiirlerinin bir bölümünü ancak Eylül 2002'de kitaplaştırdı...
Şiirlerde eşeleyip duruyorum Gidiyorum...bu vefasız şehirden,
Ateşten kalan külleri... Esaretim senden, sevginden...
Yangın sonrası. Vazgeçiyorum !
... Sevgiden değil - sevmekten,
Unutulmuş sayfaları arıyorum, Senden ! Atıyorum yüreğimden,
Birlikte ateşe attığımız Gözlerimden yanan alevleri,
Bir gece yarısı. Sevginin büyüklüğünden
Kaçıyorum !
Yangınlar, fırtınalar, rüyalar... Korkudan değil...saygımdan
Biliyorum...küllenmiş içimizde Sevemediğimden !...
Yarım asır sonrası ! ( " Affet " - Acıların Girdabında )
( " Özlem " - Acıların Girdabında )
Aynı zamanda farklı bir iş yaptı. Aile fertlerinden söz edip kitabını ve şiirlerini ithaf etmek yerine küçük kızı Aysel Akbulut'un şiirlerine de yer verdi.
...En dönülmez yollarda seni ...Kelimeler tükenmiş içimizde,
Buluyorum, Gözlerinde bu bakış
Gönül bahçemde hasreti Bir kahroluş belki de !
Kokluyorum, Pişmanlık sözlerden üstünse,
Yüreğimin derinliğinde seni Gözlerimiz küskünse,
Görüyorum. Bırak...önce onlar
Aşinalı bir bakış ararsan Terk etsin bizi !
Yalnızlık kumsallarında, ( " Olmuyor " - Aysel Akbulut )
O hep orada !...
( " O Hep Orada" - Aysel Akbulut )
Yer yer kapalılığa rağmen özgür bir söyleyişi, çekici bir sıcaklığı, ruhsal etkileyiciliği var şiirlerin. ( Hüseyin R. Güler / Komşunun Şiirlerine Övgü ve Yergi - Tuna Dergisi , Sayı 73-74 Nisan 2003 / İstanbul ) "ACILARIN GİRDABINDA" adını verdiği bu ilk güldeste şiirde konu, bütünlük ve imgelemeler ekseninde tepkisel yorumlara vesile olmuşsa da, göç şiirin olgun ve özgün örneği olarak değerlendirildi.
...Nice umutlar yıkıldı...Her gün kaderimi umutsuzca taşıyorum
gençliğimin ilkbaharında, Acımasız hayatın başladığı yerlere
Oysa, yılların hayallerini Telaşlı günlerimde hiddetle uzanır
kurardım gizlice Teselli arıyorum yabancı gözlerde,
Esaretin zincirleri takılır beynime, Ben hala varım ve...
Dokunmadan ellerine Yaşıyorum !
daralırdı yüreğim. Yalnızlığın zirvesinde...durgunluğumu
Acıların girdabında Yüreğimle aşıyorum !..
bulurdum kendimi, ( "Kader " )
Çırpınırdı sessizce ümitlerim
Uzaklarda bir yerlerde
arardım benliğimi
Adresini değiştirir - dururdu gözlerim.
( " Yanımda Olacaktın " )
" ZAMANA YENİLİRKEN " adlı ikinci güldestesini Nisan 2004 yılında kitaplaştırdı. Konu, içerik, süsleme ve biçim açısından ilkinin çok daha olgunu, daha etkeni, rötuşu bol ve duygulanmaların ürünü. Bir bütün olarak yapıtın oluşturduğu ZAMAN + YAŞAM + İNSAN üçgeninde umut ve umutsuzluk, sevgi ve sevgisizlik, düşler ve gerçekler, kader ve keder, güven ve güvensizlik sularında kürek çeken Yahya Akbulut'u buluyor insan. Sembolizme özgü aşırı süslemelerle yer yer "Sanat sanat içindir" ilkesine yeşil ışık yakıldığını düşündürüyor... ( Şair-Yazar-Araştırmacı Mehmet Çavuş / İstanbul - " Yahya Akbulut'un Şiir Dünyası " - s. 3 )
Zamanı işlemeyen şair, hemen hemen yok gibi sanırım. Ama bir kitabın tüm şiirlerinde onun çeşitli kesitlerini konu eden şiir kitabı çok sayıda olmasa gerek. Şair, insanı ve yaşamı tümüyle ele alan şiirlerinde, yaşamın gerçeği olarak gördüğü zaman için bakın ne diyor ; "Zamana yenildik ve anladık / Doğum, yaşam ve ölüm / İdam sehpası kadar gerçek / Cellada ne gerek / Tek şansımız var... Ölümü ertelemek..." Dizelerdeki çarpıcılık, ürküntülü bir gerçeği hepimizin düşündüğü, ama belki de söylemeye dilimiz varmadığı bir olguyu tüm yalınlığı ile sergiliyor...İnsanın zamanla boğuşmasında acıları, hüzünleri, sevinçleri, aşkları, umutları, kazandıkları, kaybettikleri aktarılmış. Bu aktarılış duygusal bir yumağın çözülüşü adeta. İnsanı, zamanın geçmiş boyutuna götüren yaşam karelerinde şairin aşırı duygusal yönü, dünü ve bu günü kaynaşmış birbirine..." Demir attık durulmayan sulara / Cehennem çizgisinde tükenmeden gücümüz / Karargah kurduk... / Yıktığımız tabulara... Yenik düştük !
Şair Özlem Ağırgan / "Zamanı Durdurup Kitabına Aktaran şair Yahya Akbulut "- "Ozan Ağacı" Dergisi, Sayı 43 / Ekim 2004 / Edirne
...Tutkulu ve ölümcül ...Ve bilmek isterim
bir aşk masalı gibi Ey, talihsiz zaman...
akıyor zaman. Kasvetli rüzgarın erittiği yıkımlar,
Her sabah güneşin Yenilmeden buhrana
tan öncesi geceyi Söyleyin bana ;
kucakladığı gibi. Yaşadığım ıstıraplar...
Yüreğimin yamaçlarında azabım Kaç yaşında ?..
kızıl ve esmer ( " Yenilmeden Buhrana " )
Tuvalde renksiz ve soğuktur resmi...
( " Veda Dokulu Zaman " )
" BİR SİHİRDİ O... " adlı kitabına aldığı şiirler, çağrışımsal birikimlerle birlikte çağdaşlaşmanın damgasını taşıyor ; şiirle manzumenin, açıklıkla kapalılığın ne denli mesafeleştiğini, karşıtlaşmış olduklarını gösteriyor. Y.Akbulut, şiirde arılığa, biçim ve içerik yeniliklerine, özgünlüğe tutkun ve "kapalılığı" seven bir şair. Bu tür şiirin harcı betimleme, benzetme, açık ve kapalı iğretileme, simgeleme ve yerli-yersiz söz oyunlarıdır. Onun için şiir, duygu sanatı olduğu kadar da söz sanatıdır. Betimleme, bir objenin kendine özgü belirtilerini, söz veya yazıda kullanılan sıfatlarla belirtme özelliği olduğuna göre, Yahya'nın eğilimi çok renklilikten yana olmuştur. Yer yer nesnenin doğallığını aşan sıfatlara da gidilmiştir...
Aynı zamanda modern serbest vezinle olduğu gibi heceli şiirde de dili, uyakları ve duygu denkliğiyle öğretici oluyor. Üçüncü kitabında da doğruyu, güzeli, kalıcı olanı şiirleştirmeye özen göstermiştir... Yahya Akbulut'un "Bir Sihirdi O... güzelliğin fotoğrafı, resme geçirilemeyen duyguların ve büyünün simgesidir... ( Şair -Yazar - Araştırmacı Mehmet Çavuş / İstanbul - " Bir Sihirdi O..." 'nun Düşündürdükleri " - s. 3 )
...Kabuk bağlar acılarımız...Aldanışlar, şairliğimden olsun
Erken ölümden / korkudan, Duygu yüklü mısraların renginden
Ki burukluğudur bizi Kaçırdığım çılgınlıklar kahrolsun
kendimizce yoran... Akıyorken akşam üstü içimden...
Zedelenir onurumuz ( "Yaşayan Umutlar " )
Umut yükünden arınırken,
Zamansız düşer gücümüz
Acılara kırılgan.
( " Alev Gibi Diyarlarda " )
...Kırık dökük yüreğim karanlıklara akar
Kahrolsun içime sinen, ölümden korkular.
Hevesim bazen tükenir, unutulduğumdan
Bazen ihtiraslarım...yaşayamadığımdan.
( " Vurgun Yediğim Saatlerde " )
...Ters yönde ömrümün...Yürek acıların ben yabancısıyım
diğer yokuşundayım,Ateşe verir mi düşlerini insan ?
Ters yönde ömrünSahte dünyanın adi yalancısıyım
en uğursuz kıyılarındaŞu çılgınca rüyalardan bir arınsam.
Kim bilir hangi yağmurdan kalan( " Çılgın Düşlerim " )
Bir çığ damlasıyım
Kurumuş bir ırmağın
unutulmuş yatağında...
Önceden bir sihirdi o ! Yok oldu !
Bir ışıktı...geldi, gitti, söndü !..
( " Bir Sihirdi O..." )
Türkiye'mizin bir çok yörelerinde ve yurt dışında ( Bulgaristan, Yunanistan ) gazete, dergi ve antolojilerde şiirleri yayımlanmaktadır. Yahya Akbulut Çorlu Yazarlar Topluluğunun kurucu ve Yönetim kurulu üyesidir. Evli ve inşaat sektöründe yönetici olarak çalışmaktadır.
ESERLERİ :
Acıların Girdabında - Şiirler 2002 / Ay Yayınları
Zamana Yenilirken - Şiirler 2004 / Ay Yayınları
Bir Sihirdi O... - Şiirler 2005 / Ay Yayınları
DELİ AYŞE
suskun ve gizemli
bir şerit örtüsü
bir sükût, tek nefeslik hicran
ufuktaki koruya uzanan...
yeşil saçlarına hasret bir yolcu,
beyaz örtüsüne gizli bir hayran.
sılanın sabrı dökülür
gözlerimden
hüsran yükünden arınmış,
kapağını araladığım
çeyiz sandığımdan...
sıyrılır ıslaklığında
birleşen ruhlarımız.
umut sarısı hasretine
çizdiğim yol,
bir yol ki...nefesimde
iğne ucu kadar ince
şifası yoktur birikmiş
ezgilerimin
“Deli Ayşe” aklıma gelince...
02.01.2005 / Çorlu
KİTABI: “Bir Sihirdi o...”
YAHYA AKBULUT…
Nida,
gerçekten sizi anlamıyorum. Beni eğer kastediyorsanız, buna üzülürüm, zira bir süre uzaklaştığınızda, size bir mektup yazdım özel adresinizden, bunu biliyorsunuz; burada forumu fazla kişisel şeylerle işgal etmekten rahatsız olduğum için özel yazma yolunu ilk kez sizde seçtim, doğru bulmasam da; fakat size -bütün zorluğunuza rapmen- verdiğim değeri hala anlamadıysanız üzülürüm, çünkü ben de çok aksi ve fevri insanımdır, ama nedense siz karşısında -ne bileyim neden?- daha içten ve sevgi dolu oluyorum. Size kızgın olduğum durumlar da söz konusu oluyor tabii ki, ama bu özde hiçbir şeyi değiştirmiyor...en azında bende.
Ben, şöyle düşünüyorum: diyelim ki benim adım Yakup Suphi Yel değil de, ne bileyim Mehmet Öztürk olsaydı, bu neyi değştirir(di). Kimi kandırabilirim ki böyle davranmakla? Zaten fikir ve görüşlerimle ortadayım, ortam zaten "sanal",- kendimle ilgili özel ortamda İsa rica ettiği için açıklamalarda bulundum, burada da yapabilirim, ama inanın bu bana çok saçma geliyor, sadece sizin endişelerinizi yatıştırmak için böyle davranıyorum, lütfen bunu göz önünde tutun.
Çocukluğum ve 23 yaşına kadarki gençliğim Almanya'da geçti; tüm eğitimim (Üniversite'de Alman Edebiyatı, Fransız Filolojisi ve Felsefe) Almanya'da gerçekleşti; Türkiye'ye kendi iradem ve isteğimle döndüm; evlendim ve bir oğlum var, 41 yaşındayım; Mersin'in bir yaylasında yaşıyorum on yedi yıldır; bunu da kendi isteğimle yapıyorum (Yani 17 yıl önce İstanbu'dan buraya göçtüm ailemle, bahçe aldık ve ben genelde çiftçi olarak yaşıyorum, bahçe, çiçek, tarla filan...); öyle özel bir hareketlilik yok hayatımda, hemen hemen -yine kendi isteğimle- sabit ve düzenli yaşıyorum,- Yakup Suphi Yel bu işte, dilerseniz, buralara yolunuz düşerse, ben sevgili dostları uzun ağırlamayı severim, dünyanın birçok yerinden bu evimi ve çevremizi kendine yurt sayan birçok insan var gelirler, kalırlar haftalar, bazen aylarca, kendilerine hemen hemen hiç rahatsızlık verip sık boğaz etmem misafirperverliğimle. Şimdi bu ben ile ilgili.
Bu Foruma katılımımla ilgili ise özde şu önemli: ben kendimle ilgili birşeyi savunmaktan ortaya atmaktan nefret ederim (gördüğüm Almanya'daki terbiyeden dolayı). Kendi meselelerimi gütmekten bile nefret ederim, ama kendimi bir şeye adamak ve ona emek sarf etmek, beni daha hoşnut ve huzurlu kılıyor (hiçbir artı değer biçmiyorum demek istiyorum bu huyuma, her huy gibi kendine ait bir şey yani...ne daha değerli ne daha değersiz). Ayrcıa, yaşadığım ve edindiğim deneyimleri başka insanlarla şimdiye kadar hiç paylaşmadım, hep bencilce kendi dar çevremde kendimi geliştirdim (dış müdahalelerden uzak). Şimdi de bir tür borç ödeme zamanı geldi diye düşündüğüm için böyle bir foruma katıldım. Zamanım yettiğince (ki ben en fazla yarım saat -bu da sadece mailler için- internet ortamındayım, daha fazlasına gücüm yok, yani: yeryüzü gerçekliğinden kopma korkusu bende çok yoğun...) bu forumdaki etkinlikleri takip ediyorum, burada da biraz plansız davraıyorum (size epey önce forumdaki etkinlikleri takip etme konusunda çok yoğun bir iş olduğundan, kendimi yönelimsizlik içinde kaybetme korkusu yaşadığımdan bahsetmiştim anımsarsanız...). Bu bakımdan bazen şu metni, bazen o metni değerlendiriyorum, burada da herhangi bir arkadaşla bir kasıt gütme veya işbirliği (ki işbirliğine girmek yüce bir karaktere işarettir benim gözümde, onu da söyleyeyim bu arada; ama kasıtlı kötü niyetli işbirliğini kastetmiyorum tabii, ki siz herhalde böyle bir şeyi kastediyorsunuz?) yapma gibi bir durumda olduğumun farkında değilim, sanmıyorum da, bu biraz da sizin fazla duyarlı olmanızla bağlantılı belki de (ama buna ben değil, ancak siz karar verebilirsiniz...). Yani, uzun lafın kısası: bu kadar gereksiz kişisel açıklamalarla neyi kazanmış oluyoruz şimdi? Eğer sizin öfkenizi yatıştırdıysa tamam, o zaman bir anlamı ve değeri benim gözümde de olacak, yok ama bu yeni şeyler için sadec malzeme olacaksa, inanın size karşı sadece nesnel konularda konuşma (yazma) hakkımı kullanacağım bundan böyle, kişisel bir vesile bağlamında ise susmayı seçeceğim, zira kimseye bir şey kazandırılmıyor, size de ne yazık ki...
Lütfen beni de düşününüz, yani: zararsız ve iyi niyetli bir insan olmaya gayret ederken bazen benim de dışarıdan destek görmeye ihtiyacaım olduğunu, çeşitli zaafları ve zayıflıkları olan bir insan kısacası. Siz de -kendinize gelerek- bana yardım edin o halde. Tabii bütün bu sözler, eğer konu ben değil idiysem, o zaman yine başka bir görünüme kavuşur, ben epey komik ve aptal bir konumda olacağım, ama inanın buna -eğer siz öfkenizi yenerseniz- değer olacaktır, komik ve aptal olmadan ölüme gitmiş kaç insan vardır yeryüzünde? Benim ayrıcalığım ne o halde? Hepimiz zaten aynı hamurdanız.
Sevgiler
Suyel
Sayın Kenan Şahin!
Defaaten sataşmama rağmen beni kâle almayarak bir şey yaptığınızı zannettiniz.
Efenim bizi izleyenlerin elbette bir yorumu olacak. Ki seçiminiz yanlış. Tabii bence…
Sizi buraya ferdi ve fevri olarak davet edişlerimdeki sebebi, müsebbibini biliyorsunuz. Size bu kez nezaketen yaklaşıyor, muhabbete gelmek istiyorum. Lûtfen kabul buyurunuz ve geliniz.
Benim amacım sizi burada istihfaf etmek değil, istihdafım; sade ve sadece site ve site yetkililerinin eksikliklerini belirtmek.
Bir de sizin bulunduğunuz yerin-konumunun önemi.
Buyuralım birlikte...Konuşalım. Benim en büyük çocuğumla aranızda az bir yaş farkınız var, olsun, tartışalım. Belki sizden alacak olduklarım olabilir. Ben üslubumu gördüğünüz üzere bu şekilde devam ettirmeye çalışacağım.
Yine de belirtmekte yarar görüyorum; Bu size bağlı…
Ben diyor ve belirtiyorum ki; Editör kimdir ve nasıl olmalıdır. Bunu tartışalım, bu editör diye nitelediğimiz şahısların edebiyat dediğimiz alandaki önemleri nedir ve nasıl olmalılar…
Yanıt bekliyorum…
Sanki ben sizi konuşmaya çağırmışım gibi beni posta listenizden sildiğinizi belirten iletinizi aldıktan sonra nasıl bir insan olduğunuz konusunda daha fazla kafa patlatmama gerek kalmadığını düşündüm... Benimle konuşmak isteyen sizdiniz, sonra konuşmak istemeyen de... Ben de size ne haliniz varsa görün dedim... Size attığım mesajı forumda yayınlamakla aklınızca tehdit ettiniz beni... Ne sanıyorsunuz? Kariyerimi sona erdireceğinizi mi? Gülünç sözcükler öyle değil mi? Ardından önceki yaptığınız? O neydi? Durun bakalım... Üç beş arkadaş oturmuş konuşuyoruz... İlla tutturdunuz site site, diye... Size konuşmak istemiyorum dedim... Sonuçta ben 7/24 İzEdebiyat editörü değilim, özellikle kendi anlık ileti programımda dostlarımla konuşuyorken... Sizin ortam görmemiş olduğunuz sonucuna varmak kabalık olmaz sanırım... Kendinize şaşırtıcı bir güven duygusu içindesiniz... Çocuğunuzun yaşı, benim yaşım falan... Olgun Bey, akıl yaşta da değildir, kuruda da... Bilmem anlatabiliyor muyum? Saçma sapan akıl yürütmeleriniz bir yana, edebiyat namına ne biliyorsunuz, ben ne biliyorum böyle bir yarış mı var aklınızda? Bırakalım sululuğu... Herkesin işi var... Bu arada çok komik durumlara düşüyorsunuz...
Bir de şu var... Ben gidip mahallenin bakkalıyla İzEdebiyat konuşmam... Siz kimsiniz? Ne kattınız bu siteye? Etkin bir yazar mısınız? Diğer insanları okuyup değerlendiriyor musunuz? Şunu aklınızdan çıkarmayın... Boyunuzdan büyük işlere kalkışmazsanız kimse sizi küçümsemez... İtalya'ya gidip buranın milli eğitim bakanı işe yaramaz adamın teki demek saçma. İtalyan mısınız? Hayır... Önce şurada biraz zaman geçirin bakalım...
Şimdi kafa ütülemeyi kesip edebiyata geçelim...
Gidin bir şiirimi okuyun... Ondan sonra konuşun! Değerlendirmelerinizi görelim... Ben sizin şiirleriniz okuyup ne olup olamayacağınızı söyleyebilirim... Okudum da... Söyleyeyim... Olgun Bey! Şu an olmaya çalıştığınız kişi olamazsınız...
Kalın sağlıcakla...
Tümüyle iftiralar ve saçmalıklarla dolu iletinizi - bir kopyasını saklayarak - silmiş bulunuyorum.
Yanıtımın sizin sorularınızın karşılığı olmadığını düşünmüş, perhiz ve lahanaya takılmışsınız. Önceki yazdığınız ve benim yanıt vermeme kararı aldığım iletiler de dahil hepsine birden bir şeyler yazmaya çalışmıştım, ama görüyorum ki birimizin diğerine karşı düzeyini ayarlaması gerekiyor.
Olgun Onur'un iletisinden alıntı:
"Zaten ben vazgeçtim sizle tartışmaktan. Şiirden sorumlu editör olarak orada görev yapıp, bir ATTİLÂ İLHAN isminin yazılımını bilmeyen ve bu değerli kişi ile yıldızlarının barışmadığını söyleyebilecek kadar saçma sapan şeyler yazmaya cüret eden, kendini şair olarak niteleyen, ayrıca ağzından küfür ve hakaret eksik olmayan kişi ile benim işim olmaz."
Yalnız bu kısmı diğer katılımcılara göstermemek sizin kişilik haklarınıza saldırı olur... Atilla İlhan'ın adını yazmayı bilmiyor ve onu sevmiyorum. Bundan size ne? Atilla İlhan'la yıldızım barışmıyor, demek sizce küstahça ve saçma sapansa nasıl biri olduğunuz konusunda konuşmaya gerek yok.
Sürekli küfür ve hakaret ettiğim savınızı kanıtlamadığınız takdirde sizin adresinizi ve telefonunuzu istemek durumunda kalacağım. Bu iftirayı karşılıksız bırakacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Açıkça belirtiyorum.
"Yada" veya "Ya da" yazarım bu ifade etmeye çalıştığım şeye bağlı, demiştiniz, anımsıyor musunuz? Önce gidin Türkçe öğrenin bir güzel. Sonra çıkın karşıma.
"ATTİLÂ İLHAN isminin 'yazılımını' bilmeyen..."
OLGUN BEY YAZILIM NE DEMEK HİÇBİR FİKRİNİZ VAR MI ACABA?
Of ya...
www.tdk.gov.tr
Kalın sağlıcakla...
Kim nasıl değerlendirirse değerlendirsin, artık bir noktada sahiden de bir sınır ve netlik olmalı: nesneler ile kişileri birbirine bulaşıtırıp karıştırmanın özünde çok feci, çok çok feci bir hastalık vardır! Burası ise bir muayehane değil, olmayacaktır. Yine de kişisel rahatsızlıklarını başkalarının sırtından geçinerek ve beslenerek gidermeye çalışmaktan vazgeçmeyenlere suskunlukla yanıt vermek gerekir. TDK bile fazla zahmet oluyor...nesnel ve verimli paylaşım düzleminde herkes -neyi savunursa savunsun- mutlaka katkı ve zenginlik katacaktır.
Suyel
Cevap:
“Aslında mevcut şekillerde şiirin yorumlanması ayrı bir tartışma konusu olabilir ama benim takıldığım nokta şiir , deneme vs. lerde ki imlâ hataları yazının altına , aslında yorum yazılması gereken yere yazılır mı ? Yoksa farklı şekilde mi yazara iletilmeli ? Bu şekilde ki davranış bildiğini cümle aleme gösterme çabası mı ? Yoksa mevcut yazı hakkında yazacak yorumu olmadığı için okuyucunun yazmış olmak için yazmak eğilimi mi ?” Öncelikle forum konusunu yukarıya yazarak, konunun ne denli saptırmalara maruz kaldığını belirtmek istiyorum. Nereden nerelere gelindi… Şu ana kadar foruma katılmayı düşünmemiştim bile. İlk olarak forum konusu hakkındaki fikrimi belirteyim. Ben imlâ hatalarının genelde özele yazılması taraftarıyım. Ha bu demek değildir ki illâ özele yazılacak. Yazı yada şiirin altına yazılabilir. Sayın Emre’nin dediği gibi niyet önemli olmalı bence de…(Bu paragrafta yazdıklarımın doğru olduğunu iddia etmiyorum. Bu bir düşünüş, bir bakış tarzı diyorum, kalemini benzinle doldurmuşlara…) Şimdi “Dananın altında buzağı arama!” gibi bir deyim vardır güzel Türkçe’mizde. Bir örnekleme ile devam edeyim. Yeni katılmış olduğum sitenizde bir şiirim yayımlandı. Yoruma tabii tutulan bölümü aynen yazıyorum. “Elimde bir silgi olmalı;/Hatıralarda/kurşun kalemle yazılmalı,”. Aldığım yorum; “ “Hatıralar da” şeklinde yazılmalıydı. Bunu belirtmeden edemeyeceğim.” Buna ne dersiniz bilmiyorum ama ben yukarıdaki deyimle örtüşüyor diyorum ve Sayın İmdat’ın yukarıda yazdığı “Bu şekilde ki davranış bildiğini cümle aleme gösterme çabası mı?” cümlesine tamamen katılıyorum. Gelelim asıl meseleye (tabii kendimce); Bu sitede yazanların hepsini yazar/şair olarak mı kabul etmek gerekir. Ben üç beş şiirim ve bir düz yazım ile buraya katıldım. Ben şair miyim, ben yazar mıyım? Bana soracak olursanız cevabım koca bir HAYIR. Bunun değerini ve ölçüsünü okur verir. Hiç kimse bu konuda kendi kendini net bir şekilde tanımlayamaz diye düşünüyorum BEN. Ha “Sen kimsin?” diyecekseniz! Ben yazanım, yazmaktan zevk alıyorum diyorum. Değinmek istediğim bir başka husus daha var. Edebiyatta ‘galat-ı meşhur’ diye bir terim vardır. Yani bilerek ısrarla yapılan hatalar. Birçok şair yada yazarımız bunu bile bile yapmışlardır. Bir ustadan öğrendiğimi, anımı yazarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Hatırladığım cümleleri aynen burada yazıyorum. “Bak evlat, illa kurallara uyacaksın diye bir şey yok, yazım; dilin kağıttaki ifade şeklidir. Bunu yeri geldiğinde istediğin gibi kullanma hakkına sahipsin, ama gelecek olan eleştirilere de hazır olman gerek bilesin. Örneğin ‘ya da’ ayrı yazılmalı değilmi? Ama ben yazmayabilirim bak şimdi sana şu cümleyi kuruyorum “bunu bilmen yada bilmemen beni hiç ilgilendirmez.” Yazıyorum ve oku bakayım (hakikaten yazıp okuduğumda ayrıştırmadan okumak zorunda kalıyordum.). Ben bunu istediğim yerde bilerek yaparsam işte bu galat-ı meşhur olur diyerek sözünü bitiriyordu. Ne demek istediğimi bilmem anlatabildim mi! Elbetteki yazılarda ve şiirlerde yazın düzeni ve noktalama işaretleri önemli. Ama; bu yazının anlam bütünlüğünü bozmuyorsa benim için hiçte önemli değil. (Buda (bu da) benim fikrim.) Bu arada foruma olumlu katkılarından dolayı, Sayın evino’ya özellikle teşekkürlerimi bir borç bilirim. Buraya kadar okuma zahmeti gösterenlere teşekkür ediyor, selam ve saygılarımla hoşça kalın diyorum.
Tarih: 13-09-2005 12:08:41
Cevap:
Evet beklediğim oldu, benzinle dolu kalemler tarafıma çevrildi ve ATEŞ başladı. Sırasıyla cevap vereceğim. Önce Sayın Esra Güzelipek! Bakınız şimdi; yukarıda yazdıklarımı hatırlıyorsunuz umuyorum. Amatörlükten bahsediyorum. Sayın evino ne güzel değinmiş bu hususa hatırlarsınız belki, hatırlamıyorsanız foruma geri gidip bunları bulunuz ve yeniden okuyunuz. Şimdi yeni yeni yazan biri yani acemi, ama; yazmaya tutkulu, yazacak ki kendini geliştirecek, kendini geliştirmesi için ne yapacak okuyacak. Bu amatör şöyle bir şey yazdı diyelim.“Senin birde şunu bilmeni istiyorum,seni çok çok ama çok seviyorum.Yada bilesinki senin yokluğun ölümüm demektir.” Ne yapmalı şimdi bu amatör arkadaşı. Hemen benzinli kalemimizi çekip “Hop dur bakalım, ‘birde’yi ayrıştırmamışsın, virgül ve noktadan sonra, yani noktalama işaretlerinden sonra boşluk bırakmamışsın, ‘çok, çok’ olarak yazmalısın, ‘Ya da’ öyle yazılmaz, ‘bilesinki’de; ki bağlacının orada işi ne, sen bağlaçları, noktalama işaretlerini bile bilmiyorsun, senin yazmaya hakkın yok, hadi bakalım sen doğru deniz kıyısına git, kumdan kaleler yap, boz.”diyerek azarlamak mı lazım. Yoksa onun özeline gidip, “Bak arkadaşım yazını okudum ve beğendim, (tabii beğendiyseniz) mesela şurada şöyle bir cümle kurmuşsun, aslında anlam bütünlüğünü koruyor ama; dikkat etmen gerek hususlar var diyerek, nezaket çerçevesi içinde onun şevkini kırmadan yaptığı yanlışları anlatmak mı doğru olanı? Bu hususta sizden cevap bekliyorum. Gelelim Sayın FilizBeduk’a; yukarıda yapmış olduğum amatör yazan hakkında kullandığım cümlenin akabinde ki yazdıklarımı aynen size de havale ediyorum. “Dilini kaybeden bir ulus, yok olmaya mahkumdur…Buna izin vermeyeceğiz” bu cümle şahsınızca kurulmuş, buna bilakis katılıyorum. Ve sizden önde miyim, yoksa geride miyim bilmiyorum! Size ‘galat-ı meşhur’u anlatmakla hatamı ettim diye düşünmeye başladım bile… Size dair yazacaklarım çok. Diyorsunuz ki; “Ben insanları yazmak yerine okumaya teşvik edenlerdenim…” diye devam ediyorsunuz. Okumaya teşvik konusundaki yazdıklarınız, forumdaki tavrınızla hiç örtüşmüyor inanın. Bir sorum daha var; Sizin için yazının yada şiirin altındaki yorum bölümü neyi ifade ediyor. Neden bunu soruyorsunuz derseniz. Şiir ismi …(Üç nokta yan yana yani…) Şair FilizBeduk. Buradaki yorumlara baktınız mı? Hatırladığım kadarı ile şiirinizin altında yirmi adet yorum var, dokuzu size ait, bu yorumlar yorum mu? Yorum bölümünü foruma çevirmişsiniz, öyle değil mi, yanılıyor muyum? Yorumdan anladığınız bu ise diyecek bir şeyim yok. Saygılarımla...
Tarih: 13-09-2005 17:12:35
Cevap:
Galat-ı meşhur; *meşhur hata demektir. mesela: -nüans farkı(nüans zaten fark demektir) -kendini intihar etmek(intihar zaten kendini öldürmek demektir) -uyku uyumak -ölü ölmek -şöhret(meşhur anlamında kullanılır.oysa şöhret bir sıfat değil isimdir.şöhretler karması gibi bir tamlama Türkçe açısından yanlıştır. meşhurlar karması demek gerekir.* *Yaygın manasında bir sözdür. Halk arasında “galat-ı meşhur fasihi meşhurdan evladır” şeklindeki bir deyimle beraber kullanılır. Bu deyim “Yaygın yanlış, terkedilmiş doğrudan iyidir” anlamını vurgulayan bir önerme olup; günümüz metropol yaşamında her an karşılaştığımız bin bir türlü abukluğun hoş görülmesine vesile olur.* *Toplumda sıklıkla kullanıldığı için – hatalı da olsa- neyi ifade etmeye çalıştığı anlaşılan, ama Türkçe’ye yabancı birisi ilk kez karşılaşıp sözlük destekli olarak incelemeye aldığında onu farklı ve hatalı anlamlara götürmesi olası sözcükleri anlatmak için kullanılabilecek ifade eder. Bunlar; hatalı kullanıma alışılmış sözcüklerdir. Hatalı kullanım genellikle yabancı kökenli bir sözcüğün acemi ellerde Türkçeleştirilmesi sonucu olur. ‘Antrparantez’ örneğinde olduğu gibi, bilinmeyen kelime ‘bilinen en yakın yabancı kelimeye’ ötelenir. Sözcüklerin çarptırılmasının nedenlerinden biri de, bir atasözü ya da deyim içinde yer alan ve yeterince bilinmeyen bir kelimenin yanlışlıkla başka kelimelerle değiştirilmesi; atasözünün geneline bakılarak anlamı anlaşıldığı için de bunun bir hata olduğunun fark edilememesidir. ‘Ateş olsa cirim kadar yer yakmak’ örneğindeki ‘cirim’ kelimesi, hatalı olarak ‘cürüm’ şeklinde kullanılır. Oysa ‘cirim’ ‘hacim, ebat’ anlamlarına gelirken ve bu cümleye “en fazla kendi boyutun kadar zararın olur’ anlamını katarken, cürüm kelimesi ‘suç ve hata’ anlamlarını taşımakta ve cümleye bir anlam katmamaktadır. * BURAYA KADAR YAZDIKLARIM; ORDAN BURDAN KOPYALAYIP YADA AYNEN YAPTIĞIM ALINTILARDIR. BANA AİT DEĞİLDİR YANİ YUKARIDAKİLER. Forum konusunun nerelere gitmesine bende aracılık ettim, ama ne yapayım, çarem kalmadı. Şimdi Sayın Esra Güzelipek! Soruyorum sana; bu gün bir çok yerde ‘yada’ birleşik yazılabiliyor. Bunu sizde biliyorsunuz, bende…Bu ‘yada’nın birleşik yazılması potansiyel-potentiel bir GALAT-I MEŞHUR olamaz mı? Herkes tarafından yanlış olduğu bilindiği halde ben o kelimeyi yanlış olarak kullanırsam potansiyel galat-ı meşhur yapmış olmaz mıyım? Olmaz diyorsanız ben konuyu kapatıyorum. Bir daha da açmak istemiyorum. Bu benim görüşüm katılıp katılmamak sizin elinizde. Saygılarımla…
Tarih: 13-09-2005 20:12:06
Bu benim bir başka sitede yazdıklarım, sanırım sizi aydınlatır.
"OLGUN BEY YAZILIM NE DEMEK HİÇBİR FİKRİNİZ VAR MI ACABA?"
Bu kadar komik olamazsınız!
Gözlere zahmet iletinizden ortaya çıktığı üzere gerçekte "Atilla İlhan" konusunda hiçbir görüş ayrılığımız yok... Son sözünüze gelince "Yazılım" sevdiğim kelimelerden biridir, sizinle anlamını paylaşmak beni sevindirir diye düşünmüştüm...
Son olarak adımı düzgün yazarsanız sevinirim... Böyle bir hitap tarzına alışkın değilim.
Yazılım:
Bir bilgisayarda donanıma hayat veren ve bilgi işlemde kullanılan programlar, yordamlar, programlama dilleri ve belgelemelerin tümü.
Kendilerini yazar veya şair olarak görmek istemeyen pek çok kişi tanımıştım, bunlardan pek çoğu da yazar ya da şair değildi. Bu konuda benim sınırlarım kesin ve net. Entel değilim entelliği sıkıcı bir şey. Başka yazar ve şairler seni yazar veya şair olarak görmeye başladıktan sonra - sen hâlâ edebiyat yapıyorsan - yazar ya da şairsindir. Bunlar çok pahallı sıfatlar değil. Bakkal, terzi v.s... bile daha zor edinilen unvanlar bence...