Yazdıklarımı para verip yayınlatamak beni rencide etmiyor dostlarım ;
Yayınevi editörlerine, kriterleri konusunda saygı duyuyorum ama şunu bir dinleyin: Bir kaç arkadaşın değindiği gibi , kaleminden kan damlayan pekçoklarının kitabının yayınlanmadığı bu çevrede, hayatında tek satır kitap okumamış , adından başka bir şey yazmamış şahsiyetlerin kitapları raflarda ön sırada...
Bunların çok sattığına inanmıyorum.İstemeyerek ya da isteyerek Editörlerden geçen bu yapıtlar okuyucuya takılıyor.Okuyucu doğal olarak o şahsiyete gerekli basım sayısını hatırlatıyor. Bu nedenle benim için gerçek ölçü okuyucu olduğundan dolayıdır ki ben paralı ya da parasız kitabımı yayınlatıp onların onayından geçmek istiyorum
Kitap yayınlatmanın kaç yolu var bilinmez ama yazdıklarımın keskinliğini , yumuşaklığını , doğrularını, sınırlarını öğrenmemin şimdilik başka yolunu bilmiyorum. Kapıların ardında neler oluyor göremememin bir sıkıntısı bu.Ama okuyucu öyle değil dostlarım , şeffaf , riyasız.Yazdıklarım değersizse karşılığını en doğru alacağım tek yer şimdilik.
Kitabımı yayınlatma sebebim ünlü olmak için...evet evet ünlü olabilmek için.Çünkü benimde söylemek istediğim bir kaç sözüm var ve bunları tanınınca haykırmak istiyorum."Hepinize saygı duyuyorum"diyenleri dinlemekten bıktım da.
selamlar,sevgiler
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
selamlar...
bir süredir dune adı verilen şeyin(!) peşindeyim. david lynch adlı şahsiyetin çevirdiği filmi aldım, seyrettim. yeni bir versiyonu varmış ama bulmak mümkün olmadı. neyse benim için önemli olan şu; dune'nun kitaplarına rastladım. bir değil birden fazla yazarı var ve birden fazla kitap var. hangisini ilkin okumam gerekiyor. dune serilerinin bir iksiri var mı elinizde acaba? nedir ne değildir?
ayrıca bu forumlar neden bu kadar sessiz? herkesin ne kadar yazacak şeyi varmış!!!!
İz edebiyata yazan ve emeği geçen herkese yazıyorum.. Sevgili arkadaşlar, sevgili editörlerimiz, çok değerli kıymetli iz edebiyat yaratıcıları gibi ifadeleri sevmiyorum..
Öncelikle iz edebiyatın paylaşım ortamı olduğuna katılmıyorum.. Pay almak isteyenlerin payladığı, aynı pastayı yiyenlerinse "biz" kavramıyla yola çıktıklarını görüyorum..
Ortamın ne derece adil, ne derece TÜRKÇE'ye sadık olduğu konusunda şüphelerim yok.. Rahatsızlıklarım var.
Ben iz edebiyatla iletişime geçmek için iletişimi beceremedim bugüne kadar.. Bu yüzden bizimle iletişime geçin gibi ifadeleri gerçek dışı buluyorum, çünkü o gerçekler bana ulaşmadı..Haaaa. Tabi siz bunu, benim bugüne kadar teknoloji adına kullanabildiğim tek şeyin "tırnak makası" olduğuna yorabilirsiniz..
Tüm yanlışlarıyla ben payıma düşeni alıyorum. Payıma düşürüleni. Ve açık sözlülükten yana birisi olarak genel konuşmayı sevmiyorum. Sıkıntım şu. Forumlara sürekli engin görüşleriyle katkılar sağlayan ve her zaman sistemleri savunan ya da bir konu hakkında hep çizgiyi bacak arasına alabilen arkadaşlarıma hayret ediyorum.
Ya, nasıl olur da hep avukatlık yapar gibi, arabulucu ifadeler kullanabiliyoruz. Yani eleştirirsek bizi şutlarlar mı bu siteden. Yani alttan ifadeler kullanmamıza gerek var mı hep? Burda yazıyorsak zaten bazı kabulleri yapmış olmuyor muyuz.
Sıkıntıları ve yanlışları (kendimize göre) ifade edince bizim burada ne aradığımızı mı düşünecek birileri. Sistem karşıtı mı oluruz. Biri bana açıklar mı lütfen. Bir yazı 300 kez okunup bilmem kaç kez yorumlanmışken, aynı kişinin diğer yazısı 20 kez okunup hiç yorum almazken nasıl listede ikisi de aynı oranda yukarı taşınıyor. Sadece bunu açıklasınlar ben de adil diyeyim. Madem adil olduğuna inanmıyorsam ne işim var benzeri sözlere gelemem. Ben ne için var olduğumu biliyorum. Ben tüm kötü yönlerine rağmen, iyi yönleri ağır basmış ki burdayım.
Hayat bu değil mi ya. Rağmen yaşamak!
Güzel güzel ılıman yaklaşımlarına hayranlık duyduğum kişilere soruyorum. Gerçek hayatta bu kadar elastik konuşup davranabilmeyi nasıl beceriyorsunuz. Lütfen bana öğretin. Bu nasıl bir meziyet. Öğrenmek istiyorum. Aczimi bağışlayın. Ne demek yazıları yayımlananlar, amatörler. Hep bir arada olmak renkmiş de..Yok böyle birşey.. Biri buraya yazıyorsa o sadece izdir, eğer bir yol çizmişse.. Kitabı yayımlanmış, yayımlanmamış umrumuzda mı yaa.. Puanlamayı kısmen zorunluluk görenleriniz lütfen ya. Komikleşmeyelim. Burada sülale boyu yazan nice insan var. Biz tabi olduğumuz kanunları iyi biliyoruz. Ama yürürlükler nasıl acaba..
Ben ne demeye çabalıyorum.. Herşey çok güzel, aferin size, ya o kadar katı olmayalım vari yaklaşımları yazan arkadaşların samimiyetlerini merak ediyorum. Merakım bu kadar elastik olamamdan. Yani kendi payıma düşeni almak istiyorum.
Ben bu siteye yazıyorsam ki kimin umrundaysa bu mühim değil bence, payıma düşeni almak içindir. Ben okumayı seviyorum. Ben pay vermek istiyorum. Ben paylanmak istiyorum. Ben Türkçe istiyorummmmmmmmmmmmmmmmmmmm...
Ben kimseye sadece kimse oldukları için güzel sözler söylemek istemiyorum. Ben arka sıralarda boyu kısa olanları görmek istiyorum. Ön sıralarda oturtulanları değil.. Ben yanaşmalık için değil açıkta kalan yanlarımı yamamak için burdayım..Burası böyle bir yer mi.Bilmek istiyorum.Ya siz.
tekrar ben... bir sürü soru sordum. cevabı hemen alamayacağımı bilsem de, bilgilerimi paylaşayım dedim:
son bir haftadır ursula le guin denen hatuna takmış durumdayım... ona ve kitaplarına tapınmak için bir dizi seronomi düşünüyorum.
le guin'nin mülksüzlerin muhakkak okuyun. kitabın içinde geçen bir tanım var "nuchnib", bu tanım bazı tip insanları tanımlıyor ve bu tipler hiçbir toplum formatına ait değiller. Ne sosyalist, ne anarşist ve ne burjuva... kronik pasifler ve kötümserler... neyse....
harry potter'ı biliyorsunuz... crowling'ın yaza yaza bitiremediği, çinde yeni dizileri çıkmadığı için fanatik okuyucuları tarafından kafadan atılarak yeniden yazılan müthiş roman!!! ursula le guin'in yerdeniz üçlemesi'nin ilk kitabı yerdeniz büyücüsü okuyunca harry potter ve maceraları arasında ne kadar yüksek pozitif korelasyon olduğunu anlıyorsunuz. belki de ben amerikayı keşfeden 70 milyoncuncu türk oldum ama belrteyim dedim.
fantasy okuyun okutun...
Bu sitenin tek eksiği bir chat odası herhalde. Eeee editörler, ne zaman açıyorsunuz chat sayfanızı. Çok da zor değil herhalde.
Floransalı katolik Attilio, Dalmaçyalı ateşetapar Rinascimente Salamandre, Bizanslı Hristodulos, Osmanlı Sinan-i Atik bin Abdullah ve Leukophyrs'li Anatole... Bunların hepsi tek ve aynı kişi: Biz onu (onları) Fatih camii ve külliyesinin mimarı azatlı köle Sinan olarak biliyoruz. Murat Erman 'yeniden doğuş' inancı doğrultusunda altı yaşamla donattığı Mimar Sinan-ı Atik'i, yüzlerce yıl yaşayabilen, her kişiliğe girebilen, her yaratığa dönüşebilen 'Üveys derviş' kimliğine sokmuş. Bu simgelerle dolu romanda, yazar, insanı 'olmak' eylemi içinde varlaştırıyor.
Her zaman gerçeği yazmak zorunda olmadığımı, hayalgücüme güvenerek fantastik konular da yazılabileceğini Sait Faik ve Murat Erman'dan öğrendim. Bu kitabı okuyunca hayalgücünün bu kadarına şaşıracaksınız.
Arkadaslar ben Hakan arkadasimiza katiliyorum. tek eksik chat gibi gözüküyor.
Ayrica haksiz rekabetten ve iletisimden bahseden arkadaslar sizde cok haklisiniz.
Bence ana sayfada kücük söz haklarimiz olmali.Yada buna benzer reklam tarzinda tatli bir rekabet ortami yaratmaliyiz. SEVGIYLE KALIN
Sevgili Despina Kazak,
Bahsettiğiniz kitap inanılmaz keyifli duyuluyor. En kısa zamanda edineceğim. Öneri için teşekkürler.
Saygılar,
Vanilla
Ben amatör bir sairim. Ancak benden daha iyilerini okumak ve neler yapilabildiginide görmek istiyorum. Tabiki onlarda biz amatörlerin siirlerini okuyacakki karsilikli gelisim gösterebilelim. Bu bence önemli ancak cözümü zor bir konu.
Bu sadece bir deneme yazısıdır,hazırlıksız oturdum bilgisayarın başına,ne yazacağımı bilmiyorum,aslında herşey bundan beşyıl önce başladı,bunu size anlatamam,yüreklere sıgmayan bir dizi yanık lekesi bu,damarımdan enjektör ile kan çekip divit uçlu kalemimle sayfalara yazmak istediğim vakitti kaderimi,yangınımı yazmaya başladığım vakit,aşık olduğum vakit.Hayatı hep uç noktalarda yaşamak gerek,düşmekten korkmamak gerek,çünki sevmek gerek.Çırılçıplak bir kadının bedenini,sayfa sayfa tenini şiirlerle motiflendirimek gerek,mürekkebin yapışkanlığına bürünmek gerek.çırıl çıplak dakdilonun başına oturup yazmak gerek herşeyi.Bembeyaz sayfaları kefenim bildiğim zamanlarda,mezar taşı gibi diktim kalemi baş ucuma.Ben bu hayata o dilberin güzel saçlarından tutunuyorum.Ona şimdi diyorum ki; ne seni unuturum,nede bu acılardan bıkarım.Biz yaralarımızdan yakınmayız,sızan kan damlalarınıda baş tacı yaparız.Şafak ağacından dökülür takvimin,üşümüş eller bir baraka içerisinde tutuşur,efkar ekilir bu tarlalara,suskunluk içerisinde bir çığlık çiçek açar ve biz türkülerin nakaratlarında,cam buğusunda yitirilen sevdaları yadederiz.Benim cennetim,senin olduğun yerdir dilberim.Keskin uçlu çam ağaçlarının gölgelediği çimenlerin üzerinde adım adım cennetin kapısına uzanır yolum.Ne ihanetim oldu can alıcı sevdalarıma,nede can verdim yaralarımın pençesinde.Bir sürgündür benim ızdırabım,süresiz kafes himayesinde,unutkan bir örtüdür gökyüzü efsanesinde,oysa bilmezler beton üzerinde beyaz kağıtlara karalanan mürekkep kokulu umutlar,ezber gücüne dayanır tüm hatıralar.Ard arda basar toprağa ayaklar,lakin hiçbir yere götüremez bedenim kasaba altyapılı yaralarımı,çünki nüfusu milyon olsada,kentleşemez acılar.Bir yosun gibi hayatın azgın dalgalarından kaçıp,senin kayalıklarına tutundum.Senin için ölmek sevdama hakarettir,senin için sensiz bir ömür daha çekerim bu hayat denilen zulmü.Kayıplarda dolaşan dolgunluğu göz yakan güzellik misali,karanlıkta bir bilinmezim aslında.Sigara dumanına boğulmuş,çay sıcaklığında ıslanmış,gece erkarımda ay ışığını yüzüme tutup soruyorlar birbiri ardına tüm suvalleri.Sevda gibi oldu biraz,Öyle değilmidir sevdalar; hep biryerlere sıkıştırılmazlar mı? Mesela kaşla göz arasına.Çıldırmanın anaforunda yakalıyor bu tutkuya dönüşen kelimeler.Ki her ardıma
bakışımda,bir başkalaşımın izlerini görüyorum,o izlere gömülüyorum.Görüş alanımı aşıyor,boyumdan büyük sevdalar.Küçüğüde zaten beni açmıyor,açılan yaraları kapatmıyor.Ne bileyim ben,Böyle birşey dir herhalde bir duyguyu kelimelere sığdırmak,yada yada sığası bir duygu bulmak.
Sen diyorum ve susuyorum, çünkü söyleyecek başka bir şeyim kalmıyor,bende olan her şey bu kadar ve benim olmayan tek şey.Sen diyorum ve yeni cümlelere temel atıyorum,çünkü sensiz hiçbir şeyim yok,seni bulaştırmadığım tekbir konu kalmamış belleğimde,gözlerinde yelken açmadığım tek bir rüzgar esintisi yok,seni sevmediğim tekbir gün bile yok, seni unuttuğum biran bile yok, yok üstüne yok,sen bile yoksun,belki ben bile yokum sensiz.Karnaval havasında geçiyor senin yokluğunu anlatan acılar,işte senin en çok bu yönünü seviyorum, acılarında bile,yokluğunda bile bir başka ahenk var.İçinde senin olduğun acı,tatlı her şey güzel.Korkuyorum bazen sana olan sevdamdan şüphe etmekten,çünkü yokluğunu sevmek tuhaf geliyor bana,fakat olmayan kişi bile sen olunca bir başka oluyor,sen yanımdayken de güzelsin,bensiz başka bir yerde de güzelsin.Yani seni güzel yapan şey ben değilim,yanımda olman veya benimle olman değil,sen her yerde güzelsin.
Gök yüzü gibi parlayan yüzünden yağan yağmurlarla çalkalanan umutlarım,türkü kokar başaklar gibi yaldızlı saçların.Bense gülüm,sana layık bir diken olmakla yetiniyorum şu fani bedenimde,iyi ki yoksun,yoksa çok acı çekerdin benim yanımda,ben ki başarısızlıklarımı başarı bilen,onlara bin bir lakaplar takan ve belki buna kendini de inandıran bir hiçliğin hükümdarı,sen ise suların akışkanlığı kadar berrak güzelliklerin sultanı.Senin varlığın mı iyi olurdu,yoksa yokluğun mu daha iyi,hiçbir fikrim yok.Elbette ki bu iyilik kavramı görecelidir, senin açından mı,benim açımdan mı,yoksa beraberliğimiz veya aramızdaki bu sönmek kavramından bihaber sevda bozuntusu,alevler hükümdarlığın acısından mı iyi olurdu bilemem.Tek bildiğim,şu an senin olmadığın. ‘Sen olsaydın’ diye başlıyorum tüm sözlerime, daha sonrada cümlelerimin bel kemiğini inşa ediyorum ‘belki’ tuğlalarından.Dedim ya,şu an sen olmadığın için daha cesur konuşuyor olabilirim, tüm umutlarımı küllükteki artık izmarit gibi söndürmeyi ihmal etmiş,kor halinde bırakmış olabilirim,belki hiç umulmadık bir anda sen karşıma çıkıverirsin de,o umutlarımın izmariti bitip tükenmeden külünü silkip,kor alevler içinde sönmeye yüz tutmuş umutlarımdan birkaç nefes daha çekerim fikriyle beklemede kaldım.Bilmiyorum şimdide yanımda olsan dünyamı yine bu kadar çok kaplayacak mıydın, yoksa bu dünyamı kaplayan sen değil de senden arta kalan karanlık boşluğun mu? Ben senden geride kalan kırıntılardan bir dünya yaptım sen geri dönünceye kadar kendime,tek kişilik bir dünya tasarısıydı lakin şimdi tek kişi için büyük,iki kişi için küçük oldu bu dünya,senden arta kalanlarda var yanımda,şimdi ne yalnız kalabiliyorum bu dünyamda,nede bir başkasıyla paylaşabiliyorum. Sen den arta kalanları da karantinaya aldığımda,ikinci kişiye pek fazla bir şey kalmıyor dünyamda.
Chat için bir iki yıl önce bir yoklama yaptık site içinde, kimseden ses soluk çıkmayınca biz de vazgeçtik. O zaman da gelen bir öneri üzerine bu konuyu forumlara biz taşımıştık, ama doğrusu biz de başından beri çok meraklı değildik bir chat odası açmaya. İzEdebiyat yazarların eserlerini paylaştıkları bir platform olacağı düşüncesiyle kuruldu. İnternetin bunun için harika bir fırsat oluşturduğunu düşünüyoruz, ancak 'chat' olayına aynı sıcaklıkta baktığımızı söyleyemeyiz. Kişisel tanışmalar için chat değil, doğrudan doğruya gerçek dünyada yüz yüze gelmenin daha anlamlı olacağı gibi 'muhafazakar' bir düşünceye sahibiz. Forumları da dikkat ederseniz kişisel tanışmalar için değil, edebiyat üzerine yapılacak sohbetler ve tartışmalar için tasarlamaya çalıştık.
Yine de üzerimize bazı sorumlulukların düştüğünün bilincindeyiz ve organize edilecek bir buluşmada bunu tüm üyelere duyurmak için elimizden geldiğince yardımcı olacağımızı daha önceden de söyledik. Ve bu arada şimdiden söyleyebiliriz, çok yakında Ömür İsfendiyaroğlu'nun girişimleriyle gerçekleşecek bir "yazarlar gezisi" için geri sayım başlamış durumda.
Diren Yardımlı
İzEdebiyat Editörü
Değerli Arkadaşlar, son olarak, Cengiz Han zamanını, hatta onun hayatını anlatan bir roman okudum. Moğol Kurdu, çok enteresandı. Okumanızı öneririm.
Ayn Rand'ı daha okumadıysanız,kesin okumalısınız diye düşünüyorum...
'Fountain Head'-'Yaşamın Kaynağı' olarak Türkçeye çevrildi..İlk okunması gereken kitabı bence o..Yazarı tanımak adına...Daha sonra da 'Atlas Srugged''-'Atlas Silkindi' Türkçe adıyla..
Nedir bu kitabı,kitapları ve yazarı özel kılan benim için??
Ya sev,ya nefret et kitaplarından aslında bu kitaplar..Bir grup okuduktan sonra hayatının kitabı ilan ediyor,bir grupta nefret ediyor..Ama olayların örgüsü,akışın içinde en ufak bir kurgu hatası olmamasının yanında,hayata bambaşka pencerelerden,dimdik bakabilirken,hayatın her noktasına yine nasıl olmuş da dokunabilmiş Ayn Rand dedirtiyor insana...
Ben aşığım bu iki kitaba..Başımın ucundan ayıramıyorum..
Ve ..
Aynı keyif ve lezzetle okuyabilmenizi umuyorum..
Sevgiyle ..
Banu Kalaycı
Ayn Rand okurlarının evvela Objektivizm denen akımla ilgili bilgi toplamalarını tavsiye ediyorum.. O zaman kitaplara daha eleştirel bakılabileceğine inanıyorum. Lakin objektivizm "güzel sanat paralı sanattır" diyen tuhaf bir akım... Ayn Rand da bunun en hararetli savunucularından...
Bir sarsıntı tutar, ardından iliğe vuran bir soğukluk yayılır.
Ansızın gündüz geceye döner, karanlık basar.
Gökle yer arasında ne varsa rengini yitirir.
Hayra alamet olmayan bir sessizliğe gömülür mekan.
Hemen ardından teslimiyet bütün kasvetiyle çöker ve çaresizliğin genzi yakan kokusu alır her yanı.
İşte o anda umut boğazda düğümlenir...
Evet...
An gelip çattığında, göğün gürlemesini yüreğinde hisseder kişi. Ve dehşetle farkeder, hep dağların ardına düşen yıldırımın bu kez oraya düşmediğini.
Yaman bir vurgundur bu.
Öyle ki, bütün tecrübeler dile gelse anlatmaya güçleri yetmez...
Ahmet Deniz'in "ZOR ZAMAN" isimli kitabından. Andaç Yayınları...